Ayetü'l-Kübra, Hülasatü'l-Hülasa ve Münacaat arasında fark var mıdır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hülasatü'l-Hülasa; Ayetü'l-Kübra risalesinin özetidir ve Arapçadır.

Ayetü'l-Kübra ise, hem Arapça ifadeler vardır ki, onlar Hülasatü'l-Hülasa'da geçiyor. Hem de Osmanlıcadır.

Münacaat ise, yukarıda ismi geçen iki eserle de mana ve ihtiva açısından benzerliği bulunan bir dua risalesidir. Duanın tevhid ile irtibatının bu denli yapılabilmesinin numunesini gösteren mükemmel bir münacattır. Üstad'ın yalvarış ve yakarışını ihtiva eden bir dua eseridir. Varlığın dili ile bir münacaattır...

Bu açıdan gerek sıralamaya gerekse manaya bakıldığında Ayet-ül Kübra risalesinin münacata dönüştürülmüş halidir denilebilir.

Üstadımızın Yedinci Şua'da Mukaddeme kısmında "İkinci varta ve çare-i necat... Bu dahi iki meseledir" dediği halde İkinci Mesele Latince Şualar eserine konulmamıştır. Fakat bu İkinci Mesele Osmanlıca Şualar eserinde mevcuttur. Ayet-ül Kübra risalesi ile Münacat eseri arasındaki münasebetin anlatıldığı Osmanlıca bölümün bir kısmını Latince olarak aşağıya alıyoruz:

"Hattâ, bu Yedinci Şuanın İkinci Makamında, on dokuz daireden altıncı bir daire olan eşcar ve nebatatın şehadetlerini Ramazan’da dinlerken, hayal gözüyle gördüm ki, ağaç ve nebatlardan her birinin yaprak ve çiçek ve meyveleri kendilerine mahsus lisanlarıyla Lâ ilâhe illâ Hû dedikleri gibi, ağaçların dahi kendi lisanıyla onları şahit göstererek daha yüksek bir Lâ ilâhe illâ Hû söylediğini ve umum ağaçların nev’i dahi kendi lisanıyla kelime-i şehadet getirdiğini hayalimle gördüm ve işittim desem, bir hayaldir denilmez. Belki o derece parlak bir hakikattir ki, hayali dahi kendine meftun edip hakikat hesabına çalıştırdı.

Ben kendi kendime namazın arkasında her bir Lâ ilâhe illâllah dedikçe, fikrim o dairelerden her birisinin büyük ve küllî ve en kuvvetli bir tarzda getirdiği şehadet kelimesini ve Lâ ilâhe illâllah tevhidini dinler, belki müşahede eder. Güya her bir dairenin, meselâ arzın şehadeti arz kadar kuvvetli ve büyük ve zahir bir surette hayale görünür. Onun için, bu Yedinci Şuada bişehadeti azameti… ilh. ve bimüşahedeti azameti ihatati… ilh. fıkraları çok tekrar ederler. Bu Şua gerçi Risale-i Münacat’a benziyor ve aynı tarzda gitmiş; fakat benim için bu Şua müşahedat suretinde ve aynelyakin tarzında göründüğünden, daha kuvvetli, daha yüksek, daha tatlı, daha nurludur. Bu Şuanın birinci ve ikinci makamları bu gelen âyet-i muazzama ve muhteşeme olan: تسبح له السموات السبع والأرض ومن فيهن وإن من شيء إلا يسبح بحمده hazinesinin haşmetli bir nüktesi ve geniş bir tefsiri ve Ramazan-ı Şerifin bir hediyesi, bir nuru ve çok benzediği Risale-i Münacat’ın ve o münacatın menbaı olan Münacat-ı Aleviyye ve onun menbaı olan Münacat-ı Cevşeniyye-i Ahmediyye (a.s.m.) ve onun menbaı olan إن في خلق السموات والأرض ilh.’nin ilhamî bir ziyası ve tevhidî bir feyzi olarak hem zikir, hem fikir suretinde zuhur eden aynı kelimat-ı Arabiyeyi Ramazan’ın şerefi ve bir hatırası için aynı mükerrer kelimeleri yazıyorum."

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Vbdestabe
cevşenden sonra böyle cami bir münacat görmedim hem dua hem münacat hemde iman hakikatlarının ispatı
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...