Block title
Block content

"Azamet ve kibriya ve nihayetsizlik noktasında, ya gaflete veya mâsiyete veya maddiyata dalmak sebebiyle darlaşan akıllar, azametli meseleleri ihata edemediklerinden, bir gurur-u ilmî ile inkâra saparlar ve nefyederler." Açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanlar anlayamadıkları şeyleri inkar etmeye meyillidir. Özellikle fen ve felsefe terbiyesinde yetişmiş bir bilim adamının, benlik ve egosu aşırı şişkinleştiği ve her meseleyi soyut aklı ve fenni malumatı ile halledeceği zehabına kapıldığı için, onun aleminde akıl ve fen ile halledilemeyecek bir mesele yoktur. Bu hissiyat dem ve damarlarına işlediği için aksini düşünemiyor. 

Materyalist felsefenin "Laboratuvara girmeyen hiçbir şeyin aslı ve esası yoktur." hükmü, bu düşüncenin bir mahsulüdür. Yani aklını ve gururunu vahyin üstünde tuttuğu için, inkar bataklığından kurtulamıyor.

Mesela; bu zihniyette olan birisinin önüne boyunu aşan bir metafizike dair bir mesele gelse ve meseleye gücü yetmese, yani meseleyi ihata edip anlayamasa onu hemen inkar eder. Zira onun alemine göre akıl ve fen ile halledilemeyecek bir mesele yok, öyle ise bu mesele asılsız ve olmayan bir şey deyip kendini aldatır. Halbuki çok hakikatler vardır ki soyut akıl ve fennin mikyası ile değil, ancak vahyin o eşsiz beyan ve ispat gücü ile anlaşılır. Ama benliği ve egosu şişkin bu adam, vahyin terbiyesine girmek istemiyor. İşte bu adamı inkar batıklığına sürükleyen şey; saçma gurur ve egosudur.

İnsanoğlu, gaflet olan Allah’ı unutmak, masiyet demek olan günahlı bir hayat geçirmek ve maddiyata dalmak demek olan kalp ve nazarını maddi şeylerde kullana kullana kesifleştirmek sureti  ile akıl ve kalp gözünü körleştiriyor veya  zaafa uğratıyor. Akıl ve kalp gözü hastalıklı olduğundan Allah’ın büyüklüğünü ya da maddi ölçülerle anlaşılmayacak sıfatlarını düşündüğü zaman, idrakte zorlanıyor.

İnsan, idrak edemediği şeyleri inkara meyilli olmasından,  bir de gurur ve enaniyet  kavi ise inkara sapmak kaçınılmaz hale geliyor. Aklı ve kalbi madde içinde boğulmuş insanların, mana alemini anlama kabiliyeti kalmadığı için, inkarı netice veriyor. Bu yüzden insan gaflet, günah ve maddi aleme nazarları teksif  etme işlerinden şiddetle kaçınması gereklidir.
* * *

Öncelikle İkinci Vartanın Birinci Meselesi'nde geçen ifadeleri aynen buraya alalım:

"Azamet ve kibriya ve nihayetsizlik noktasında, ya gaflete veya mâsiyete veya maddiyata dalmak sebebiyle darlaşan akıllar, azametli meseleleri ihata edemediklerinden, bir gurur-u ilmî ile inkâra saparlar ve nefyederler. Evet, o mânen sıkışmış ve kurumuş akıllarına ve bozulmuş ve mâneviyatta ölmüş olan kalblerine, çok geniş ve derin ve ihatalı olan imanî mes’eleleri sığıştıramadıklarından, kendilerini küfre ve dalâlete atarlar, boğulurlar."(1) 

Yukarıdaki pasajda yer alan ifadelerin bir izahını, On Üçüncü Lem'a'da yer alan aşağıdaki cümlelerde bulmak mümkündür.

"Şeytanın en büyük bir desisesi, hakaik-i imaniyenin azameti cihetinde dar kalbli ve kısa akıllı ve kàsır fikirli insanları aldatır, der ki: 'Bir tek zat, umum zerrat ve seyyarat ve nücumu ve sair mevcudatı bütün ahvâliyle tedbir-i rububiyetinde çeviriyor, idare ediyor deniliyor. Böyle hadsiz acip, büyük meseleye nasıl inanılabilir? Nasıl kalbe yerleşir? Nasıl fikir kabul edebilir?' der. Acz-i insanî noktasında bir hiss-i inkârî uyandırıyor."(2)

Verilen bu cevaptan yola çıkarak aklımıza şöyle bir soru gelebilir: "Madem insanlar Allah'ı görmede ve bilmede zorlanıyorlar, öyle ise neden Allah, varlığını perdesiz bir şekilde bizlere göstermiyor?" İşte böyle bir soruya verilecek cevap; "Azamet ve kibriya lüzumlu bir perdedir." ifadesi olacktır. Bunun açıklaması ise Yirmi İkinci Söz'de şu şekilde ifade edilmektedir:

"Ey esbab-perest gafil! Esbab bir perdedir; çünkü izzet ve azamet öyle ister. Fakat iş gören, kudret-i Samedâniyedir; çünkü tevhid ve celâl öyle ister ve istiklâli iktiza eder. Sultan-ı Ezelînin memurları, saltanat-ı Rububiyetin icraatçıları değillerdir. Belki o saltanatın dellâllarıdırlar ve o Rububiyetin temâşâger nazırlarıdırlar."(3)

Dipnotlar:

(1) bk. Şualar, Yedinci Şua.
(2) bk. Lem'alar, On Üçüncü Lem'a.
(3) bk. Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...