Block title
Block content

"Bak hem öyle bir maksad, öyle bir gaye için saadet isteyip, dua ediyor ki;.." ifadesindeki maksat ve gayeyi nasıl anlamalıyız? İnsan ve bütün mahlukat o dua ile esfel-i safilîn olan fena-yı mutlaka sukuttan nasıl kurtuluyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Maksat ve gaye, cümlenin devamında ifade edildiği gibi, “insanı ve bütün mahlukatı esfel-i safilîn olan fena-yı mutlaka sukuttan, kıymetsizlikten, faidesizlikten kurtarmak”tır.

Nur Külliyatından Şuâlarda çok enteresan bir tespit var. Bu kâinattaki akıl almaz faaliyetler için, “Başka bir âlemin mahsulatının tezgâhı hükmünde çarkları dönüyor.” deniliyor. Bu âlemin mahsulleri bitkiler, hayvanlar ve insanlar. Kâinat fabrikasında elemetler İlâhî bir terbiyeden geçip milyonları aşkın türde canlılar âlemine dönüşüyorlar. Bu türlerden birisi de insan. Eğer ahiret ve ebedî saadet olmasa, bu fabrikanın bu son derece sanatlı ve hikmetli mahsulleri ölüm kanunuyla yeniden elementlere dönüşmüş oluyorlar ve bu defa yeni canlılar hayat sahnesine çıkarılıyorlar, onların da akibetleri kısa süren bir hayattan sonra ölüm, parçalanma,  dağılma ve yeniden element haline gelme.

İnsan küçük bir tezgâhı bile hikmetsiz çalıştıramazken, bu âlemin bu hali nasıl izah edilecektir? İşte bu sorunun cevabı Şualardan naklettiğimiz bu enfes tespit:

Bu âlemin çarkları başka bir âlem hesabına dönüyor.

Allah Resulünün “ahiretin tarlası” olarak nitelendirdiği bu dünya hayatı, iman-küfür, hidayet-dalalet, şirk-tevhid, edep-fısk, adalet-zulüm, itaat-isyan gibi birbirine zıt manaları taşıyan mahsüller verdikten sonra, dünya tezgâhı dağıtılacak ve bu mahsuller birbirine zıt iki menzilde toplanacaklar: Cennet ve cehennem.

İşte başta “ehl-i arz” diye ifade edilen insanlar ve diğer canlılar olmak üzere bütün varlık âlemi, faaliyetlerinin böyle ebedî bir netice vermesiyle israftan ve hikmetsizlikten kurtulmayı hal diliyle dua etmiş oluyorlar.

Fıtraten ebedîyeti isteyen insan bu duayı sadece haliyle istemekle kalmıyor, kaliyle de yani sözlü niyazlarıyla da durmadan dile getiriyor.

 Hayvanlar âlemi, kavuştukları hayat nimetinin ellerinden ebedîyle alınmaması için ahiretin gelmesini hal diliyle istiyorlar.

Öte yandan, Allah’ın kendilerine takdir ettiği görevleri eksiksiz yerine getirmekle ömürlerini ibadet üzere geçiren bu masum varlıklar, hizmet ettikleri, hatta canları pahasına besledikleri insanların küfür ve dalalet yolunda gitmelerinden manen rahatsız oluyorlar. Ve insanların bu zulümlerinin neticesiz kalmaması için de yine ahiretin gelmesini hal diliyle istiyor, dua ediyorlar.

Aynı manayı, cansızlar âlemi için de düşünebilir ve “güneşin küfür yolunda gidenlere yol göstermekten, dünyanın onları sırtında gezdirmekten manen rahatsız olduklarını” ve hal diliyle ahiretin gelmesini dua ettiklerini söyleyebiliriz.

Allah’ın isimlerine ve sıfatlarına ayna olmak gibi kıymetli ve şerefli bir görev ifa eden bütün mahlukatın ve özellikle de arzın halifesi ve Allah’ın “ahsen-i takvimde yarattığı en mükemmel eseri” olan insanın yok olup gitmemesi, bu ulvi vazifelerin ahirette de daha mükemmel manada ebedîyen devam etmesi için  Fahr-i Kâinat efendimiz Cenâb-ı Hakka dua ve niyazda bulunmuş ve onun bu duasına bütün varlık alemi de iştirak etmiştir:

“….. Değil ehl-i Arz, belki ehl-i semavat, belki bütün mevcudat niyazına iştirak edip lisan-ı hal ile: "Oh, evet yâ Rabbena! Ver, duasını kabul et. Biz de istiyoruz." diyorlar. Hem bak! Öyle hazînane, öyle mahbubane, öyle müştakane, öyle tazarrukârane saadet-i bâkiye istiyor ki; bütün kâinatı ağlattırıp, duasına iştirak ettiriyor.” (Sözler, Onuncu Söz)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

drerkan
Çok güzel izah olmuş Maşaallah.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...