Block title
Block content

Bana çok vesvese geliyor. İmani konularda vesveseye maruz kalıyorum ve telaşlanıyorum. Risalelerde, Kur´anda ve hadislerde mezheplerden bahsediliyor mu? Mezhepler hakkında da vesvese geliyor? Aydınlatır mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Vesvese insana, terakki etmek ve teyakkuz da kalmak için musallat edilmiştir. Yani insan vesvese ettiği şeyi araştırıp talim ederse, insan için bu ilmen bir terakkidir. Düşmanı olmayan bir ülkenin nasıl savunma ve askeri gücü zayıflayıp atalete düşüyor ise, aynı şekilde düşman ve mücadele edeceği bir şey olmayan insan da, fıtraten yeknesak ve atıl bir vaziyette kalıyor. Halbuki dünya bir imtihan ve terakki yeridir. Terakki ve imtihan içinde de mücadele ve mücahede  etmek gerekir. Mücadele ve mücahede içinde düşman ve rakip gerekir. İşte vesvese insana terakki için musallat edilmiş bir düşmandır.

Bu vesvese düşmanına karşı en güzel silah ilimdir. Yani vesvese ettiğin şeyin içyüzünü bilmek ve o konuya etraflıca vakıf olmak, vesvesenin halli için kafidir. Bu yüzden korkmadan, telaş etmeden vesvese gelen noktaları talim ve tedkiki yoluna gidilmelidir. Vesvese ilmin müşevvikidir.

Üstad'ın vesvese bahsinde dediği gibi vesvese bir hüküm ya da tasdik olmadığı için insanı mesul etmez. Tek zararı, mesul oldum zannına düşüp ümitsizliğe kapılmaktır. Vesvesenin kalpten gelmediğinin ve hükümsüz olduğunun en büyük şahidi kalbin müteessir olmasıdır. İnsan kabul edip tasdik ettiği bir şeyden dolayı üzülmez. Demek bir insan şeytandan gelen vesveseden üzülüp sıkılıyor ise, bu onun kalbinden gelmediğinin en büyük delilidir.

Her terakki ve tekemmül eden Nur talebesinde  bu vesvese süreci yaşanıyor. Bu yüzden sadece bana mahsus mu deyip endişelenemeye de gerek yok. Hatta terakki ve tekemmülün de bir işareti bir  alametidir vesvese.

İlim ve terakki vesveseyi belli bir zamandan sonra tard edip kovalıyor. Bize düşen görev  bu terakki ve ilmi seviyeye ulaşmaya çalışmaktır. Marifet ve imanda ne kadar terakki edersek vesvese de o derece sukut eder. Sizin haliniz bir eksiklik ve noksanlık değil, tam tersi terakki ve tekemmülün bir işareti bir alametidir inşallah.

İnsanların mizaç ve örflerinin farklı ve muhtelif olması bir fıtrat ve hikmet kanunudur; öyle ise bu mizaç ve örflere bakan hükümlerde İslam dininin farklı ve esnek hükümlerinin bulunması gayet normal ve hikmete uygun bir haldir.

İnsanların fıtri, coğrafi ve örfi farklılıklarından hasıl olan farklı yaşam tarzlarına cevap vermek için emredilen veya cevaz verilen ihtilaf vardır. Bunlar İslam’ın  inanç ve temel ibadetlerine nispetle feri ve detay  konulardır. Allah ve Resulü (asv) bu feri farklılıkları tatmin etmek ve toplumların ihtiyaçlarını karşılamak  için içtihat ve yorum farklılıklarına cevaz vermiştir. Mezheplerin çıkış noktası bu meşru farklılıkların bir gereksinimidir. Bu yüzden ayet ve hadislerin bir kısmı bu tarz ihtilafı teşvik etmiştir. Bu manayı İslam alimleri

“Ezmanın tagayyürü ile Ahkam dahi tagayyür eder."

şeklinde formüle etmişler. Yani zamanların değişmesi ile feri noktada hükümler de ona göre değişebilir. Bu, Allah’ın kainata koymuş olduğu bir sünnet, bir kanundur.  

Dini metinleri ihatalı olarak anlamakta zorluk çeken bir takım cahil tabaka, birlik ve beraberliğe vurgu yapan ayet ve hadisleri meşru ve caiz olan içtihat ve yorum sahasına  tatbike çalışıyorlar.  

İçtihat ve mezhepler hakkında varit olan ayet ve hadisler şöyledir:

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahiblerine de. Eğer Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, herhangi bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah’a ve Rasûlüne götürünüz. Bu hem daha hayırlı, hem de sonuç itibariyle daha güzeldir.”(Nisâ, 4/59)

"Kim bana itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim bana karşı gelirse, Allah’a karşı gelmiş olur. Emire itaat eden, bana da itaat etmiş olur. Emire isyan eden bana da karşı gelmiş olur.”(1)

Burada emirden maksat müçtehit alimler olduğu, alimler tarafından ittifak ile kabul edilmiştir.

“Ümmetimin ihtilafı rahmettir.”

Bu hadis-i şerifi İmam-ı Beyhaki, İmam-ı Münavi, İmam-ı ibni Nasr ve İmam-ı Deylemi gibi sözleri dinde senet olan hadis imamları bildirmişlerdir.

Bu hadisteki ihtilaf manası, cahil tabakanın mezhep taassubuna delil değil, müçtehit alimlerin yorum ve içtihat ihtilafına delildir. Zaten müçtehitler de içtihatlarını yine Kur'an ve sünnetin tespit ve tayin ettiği usul üzere yapıyorlar, yoksa hevalarına ve keyflerine göre içtihat yapmıyorlar.  

"Hz. Peygamber (s.a.s.) Muaz İbn Cebel'i (v.19/640) Yemen'e vali olarak gönderirken ona sordu. 'Ne ile hükmedeceksin?' O da 'Allah'ın kitabıyla.' 'Onda bulamazsan?' Muaz: 'Rasulullah'ın sünnetiyle hükmederim.' dedi. 'Bunların her ikisinde de bulamazsan ne yaparsın?' diye sorunca, Muaz: 'O zaman re'yimle içtihad ederim.' dedi. Rasulullah bu cevaptan memnun kalarak, 'Rasulünün elçisini, rasulünün razı olacağı bir şeye muvaffak kılan Allah'a hamdolsun.' dedi."(2).

Böylece Rasulullah (asv)Kitab ve Sünnet'te hükmü bulunmayan meseleler hakkında ictihad etmesine izin verdi. Fakih sahabeler de Hazreti  Muaz b. Cebel'in yolunu takip ettiler. Üstad Hazretlerinin mezhepler hakkındaki bütün tespitleri bu gibi ayet ve hadislerin ışığında yapılmış tespitlerdir.

"Dört mezheb de haktır ve füruatta hak taaddüd eder." diyenlere, ilm-i usulde musavvibe denir. Hakkın feri konularda çoğalması insanların coğrafi ve iklim şartlarından doğan farklılıklarına işaret ediyor.

 Mesela uzak doğu kültüründe böcek yemek normalken, bizim kültürümüzde iğrençtir. Şimdi hangisi hak hangisi hatadır? Elbette her iki durumda kendi kültüründe haktır. Bu sebeple Maliki mezhebinde böcek yemek caizken, Hanefi mezhebinde caiz değildir. Şimdi Hanefi mezhebinin hükmü ile Maliki mezhebinin hükmü arasında birisi hata ama doğru olma ihtimali var, diğeri doğru ama hata olma ihtimali var demek yerine, her iki hüküm de konumunda hak ve doğru demek, en güzel olan değil midir? İşte musavvibe ekolü bütün hak mezheplerin hükümleri kendi konumuna göre hak ve doğrudur, diyerek mezhep taassup ve tutuculuğuna geçit vermiyor.

Yine abdestte başı mesh etmek husussunda  Hanefilerde başın dörtte biri, Şafilerde başa bir parmakla değmek yeterli iken, Malikilerde başın tamamı yıkanır vesaire. Şimdi kutuplarda yaşayan Müslümanlar açısından hak Şafilerin fetvasıdır, Afrika’da yaşayan Müslümanlar için Malikilerin fetvası haktır. Normal iklimde olan Müslümanlar için Hanefilerin fetvası haktır. Şimdi hak burada bir değil üçtür; her üç mezhebin görüşü de coğrafi koşullara göre haktır.

İşte bu ruh ve mana etrafında bakıldığı zaman, geçmişte Ehl-i sünnet dairesinde ortaya çıkan bir çok hak mezhep  on iki hak mezhep şeklinde  formüle edilmiştir. Bu hak mezheplerinin bir çoğunun tabileri ve müşterileri zaman içinde kalmadığı ve tükendiği  için unutulup gitmişlerdir. Bunlardan günümüzde devam eden hak mezhepler Hanefi, Maliki, Şafi ve Hanbeli mezhepleridir.

Dipnotlar:

(1) bk. Buharî ve Müslim.

(2) bk. Ebû Dâvûd, el-Akdiye, 11; Ahmed b. Hanbel,Müsned, V, 230, 236.

Risalelerden vesvese hakkındaki konuyu okumak için tıklayınız:

Sözler, Yirmi Birinci Söz, İkinci Makam

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Makam, Dördüncü Vecih | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 6758 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

avhhdi
Allah razı olsun gerçekten çok güzel bir açıklama olmuş.Teşekkür ederim.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...