Block title
Block content

Baştaki "Yaş ve kuru ne varsa apaçık bir kitapta yazılmıştır." âyet-i kerîmesi hangi sûrededir? Bu âyeti açıklar mısınız? Ayrıca, bu âyetle ilgili, İşaratü’l-İ’caz’daki Arapça bahis hususunda bilgi verir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu âyet-i kerîme  En'am Sûresi, 59. âyetin bir bölümüdür. Meali: Yaş ve kuru ne varsa apaçık bir kitapta yazılmıştır.

Âyetin tamamının meali şöyledir:

“Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları O'ndan başkası bilmez. Karada ve denizde olanları O bilir ve bir yaprak düşmez ki, onu O bilmesin; ne toprağın karanlıklarında bir tane ne de kuru ve yaş hiçbir şey yoktur ki, o her şeyi açıklayan Kitap'ta bulunmasın.”

Gaybın anahtarları ifadesi, “gaybın hazineleri” şeklinde de yorumlanmıştır. Allah’ın her bir ismi gaybî bir hazinedir, ondaki bütün varlıklar da o hazinenin cevherleridir. Meselâ, bütün rızıklar Rezzâk isminin hazinesinden gelirler. Her bir rızık bir mücevher gibidir. O hazinede ne gibi ve ne kadar  rızık bulunduğunu ancak O bilir. Bunlara âhiretteki sonsuz rızıkları da dahil ettiğimizde, bütün bu cevherlerin bilinmesi ve tahmin edilmesi mümkün değildir.

Âyetin devamında, karada ve denizde olanları da ancak Allah’ın bildiği ders verilmekle, sanki muhataba şöyle bir mesaj da verilir: Siz sınırlı ilminizle karada ve denizde olanları dahi tamamen bilmekten âcizsiniz; gaybın hazinelerinde olanları nereden bileceksiniz?

Daha sonra, düşen her bir yaprağı O’nun bildiği, yâni bu düşme olayının Allah’ın ilim ve iradesiyle gerçekleştiği haber verilir. Bir yaprağın daldan çıkması gibi, daldan inmesi de mu’cize bir fiildir. Bu konuda bitki fizyologlarının güzel araştırmaları vardır. Onlara müracaat edilebilir. Toprağa düşen bir yaprak gibi toprağın içine gömülen bir tohum da Allah’ın ilmi dahilindedir. Zira, o tohumu yaratan ve onun içine ondan çıkacak mahsulün planını yerleştiren O olduğu gibi, toprak altında onu Fettah ismiyle açan ve yeni mahsuller verdiren de yine O’dur.

O Mutlak  âlim, o sonsuz ilmiyle her şeyi bilir; ister kuru olsun, ister yaş olsun. Kara ve denizi O yarattığı ve onlardaki her şeyi bildiği gibi, üçte ikisi su olan insan bedeninin de kalp, ciğer ve böbrek  gibi yaş kısımlarını da bilir, kemik, saç ve tırnak  gibi kuru kısımlarını da.

Yaş ve kuru her şeyi bilmek Allah’ın ilminin her şeyi ihâta ettiğini ifade etmek için kullanılmıştır; içimizi dolduran ve  çevremizi kuşatan yaş ve kuru her şeye nazar etmemiz istenmiştir.

“Gaybın anahtarları O'nun katındadır.” âyetine göre İlâhî ilim manevî bir ağaç gibi tasavvur edilirse, yaş ve kuru kavramlarıyla ifade edilen bütün mahlûkat o ağacın meyveleri gibidir. Yaş ve kuru ifadeleri bu meyveler için kullanılır; İlâhî ilimdeki gaybî hakikatler ne yaştırlar ne de kuru.

Üstadımızın On Birinci Söz’deki, “şuûn ve sıfat-ı İlâhîye’nin bir mikyası” ifadesinin ışığında, bu ince hakikati kendi âlemimizde şöyle canlandırabiliriz. İnsan denizi de bilir, karayı da. Ancak, onun deniz hakkındaki bilgisi yaş olmadığı gibi, kara hakkındaki bilgisi de kuru değildir. Bilginin yaşı kurusu olmaz; bunlar bilgi için değil bilinenler için söz konusudurlar. Keza, kışı bilmek soğuk, yazı bilmek sıcak değildir. Bilgi iklimden etkilenmez; onun da soğuğu yahut  sıcağı söz konusu değildir. Buna göre, gaybın hazinelerinde bulunan ve henüz yaratılmayan varlıkların o ilimdeki mevcudiyetleri için de yaş-kuru ifadesi kullanılmaz.

Öte yandan, tür olarak kâinatın en hâkim canlıları olan melekler tâifesinin mahiyeti de yaş ve kuru kelimeleriyle ifade edilemez. Gaybın hazineleri içine bu tâife de dâhildir. Onların da sayılarını, nevilerini, her nevin görevlerini, tesbihlerini ancak Allah bilir. Onun için, âyet-i kerîmede önce gayb âlemiyle ilgili ilmin ancak Allah’a mahsus olduğu beyan edilmiş, daha sonra şahadet âlemi denilen şu görünen âleme intikal edilerek Allah’ın karayı da denizi de, yaprağı da tohumu da bildiği ders verilmiştir.

Sorunun ikinci şıkkına gelince, bu âyet hakkında İşârâtü’l-İ’câz’da özel bir bölüm yoktur. İşârâtü’l-İ’câz’da Fatiha ve Bakara sûrelerinin tefsiri yapılmıştır. Bu  ayet-i kerîme ise En’am Sûresindedir. Bu sebeple, söz konusu âyetin geniş manada tefsiri yapılmamış, sadece, Âdem aleyhisselâma esmânın talimi açıklanırken ek  bilgi olarak bu âyete de temas edilmiştir. Bu kısımda, Kur’ân-ı Kerîm'in kat’i ve sarih hükümler yanında, işaretler ve remizlerle de talimde bulunduğuna dikkat çekilmiş ve peygamber mu’cizelerinin zikrinin de insanlara onların benzerini yapmaları için bir teşvik olduğu ifade edilmiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

mustafa said
ayrıca maddenin de katı-sıvı-gaz ve plazma halleri var. gaz ve plazma halleri de katı ve sıvıdan türemiştir. dolayısı ile kainat katı ve sıvıdan oluşmuştur. yaş ve kurudan kasıt , katı ve sıvı da olabilir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...