BA’SÜ BA’DEL-MEVT

"Kıyametten sonra ölülerin tekrar diriltilmesi."

(1) YENİDEN DİRİLİŞ

Ba’s, öldükten sonra tekrar diriliş; berzah âleminden mahşere çıkış.

Bakara Sûresi’nde, insanoğluna, bir İlâhî sual ve tabiri caizse bir rabbanî sitem var:

“Siz Allah’ı nasıl inkâr edersiniz ki, siz bir zamanlar ölüler idiniz de sizi O diriltti. Sonra sizi öldürecek, sonra tekrar diriltecek ve en sonunda O’na döndürüleceksiniz.” Bakara Sûresi, 28

Biz, hepimiz, bütün bir beşeriyet bir ölü devre yaşadık.

Önce cansız elementlerden yarı canlı dediğimiz bitkiler yaratıldı. Daha sonra hayvanlar ve en sonunda insanlar. Böylece cansızlar cana kavuşuyor ve insan ortaya çıkmış oluyordu.

Bu ve benzeri bütün şüphelerin cevapları, Kur’an-ı Kerim’de insana öğretiliyor ve insan, Kur’an’a tâbi olmakla şeytana uymak arasında bir imtihan geçiriyordu.

“İnsan der ki: Ben öldüğüm zaman mı tekrar diri olarak çıkarılacağım? İnsan hiç düşünmez mi ki, kendisi önceden hiçbirşey değilken biz yarattık onu.” Meryem Sûresi 66-67

İki asır sonra gelecek insanları düşünelim. Onlar, şu anda hiçbirşey değiller. Ortada ne anneleri var, ne babaları, ne de onların yeyip beslenecekleri gıdalar... Bunların tümü yokken var edilecek ve onların eliyle de insanlar varlığı tadacaklar... Sözünü ettiğimiz bu insanlar, yokken yaratıldıkları halde, tekrar yokluğu tattıklarında yeniden dirilmeyeceklerini nasıl iddia edebilirler?

Nutfe, çekirdek ve yumurta... Birincisinin kâinatla olan münasebetine ana rahmi vasıta olmuş... Yumurtada böyle bir alışveriş yok. O, şu kâinattan alacağını âdeta depo etmiş. Kuş olup uçmak için belli bir süreye ve yine belli bir ısıya ihtiyacı var.

Çekirdekte ise durum daha da farklı... O, kendini bu âlemin bir parçası olan toprağa doğrudan bırakıyor... Kâinatla alışverişini böylece yapıyor...

Bu ibret tablosunda çok hikmetler okunabilir ve çok hakikatlere bakılabilir: İnsan, bu “nutfe, yumurta, çekirdek” üçlüsüne bir bakabilse, bu dünyada bu farklı yaratışları sergileyen Rabbimizin, mahşerde ayrı bir yaratma çeşidini daha sergileyebileceğini hiç de akıldan uzak görmez...

Resûlullah Efendimizin (asm.) beş şeyi hayretle karşıladığını ifade buyurduğu meşhur bir hadis-i şerifleri var. Bu beş şeyden birisini de şöyle ifade buyuruyor:

“Şuna da taaccüb olunur ki, her gün, her gece ölüp dirilip dururken ba’si ve nüşuru inkâr eder.”

İnsanoğlu hergün ölüp ertesi gün dirilmekle ömrünün günleri sayısınca, ölümün ve dirilişin numunelerini yaşıyor. Görmekten, bilmekten çok öte, bizzat yaşıyor.

İşte bu insanın, yeniden dirilmeyi, mahşere çıkıp hesap vermeyi inkâr etmesini, Resûlullah Efendimiz (asm.) hayretle karşılıyorlar. Onun bu hayretini iyi değerlendirelim ve nefsimize şu mesajı verelim:

Seni uyutan öldürecek ve uyandıran diriltecek.

Sen, henüz hayatta iken, ölmemeye güç yetiremediğin halde; öldükten sonra dirilmeye nasıl karşı koyacaksın!?..

(2) KİM DİRİLTECEK?

Damaktan çıkan diş, başta uzayan saç, akılda parlayan fikir, kalpte coşan hissiyat, Güneş’ten fışkıran lâv beraber, aynı hakikate parmak basıyorlar:

“Ve O, yaratmanın her çeşidini bilir.”

Tabağımızda zeytin, yumurta ve ekmek... Biri ağaç vasıtasıyla, diğeri tavuk yoluyla, beriki de doğrudan topraktan yaratılmışlar ve aynı hakikati birlikte haykırıyorlar:

“O, yaratmanın her çeşidini bilir.”

Anne ve babasız yaratılan Hz. Âdem (as.), sadece annesi olan Hz. İsa (as.) ve hem anne, hem de baba vesilesiyle yaratılan herhangi bir insan. Bu üçü de bir ağızdan aynı âyeti tilâvet ederler:

O, yaratmanın her çeşidini bilir.”

Dilerse alyuvar yaratır, dilerse akyuvar. Geceyi de gündüzü de O halk eder. Yanan ağacı da yaratan O, yakan ateşi de...

İşte bu hakikatten gafil bir adam, eline aldığı bir kemik parçasıyla Peygamber Efendimizin (asm.) huzuruna çıkmış ve alaycı bir tavırla, bir taraftan kemiği ufalarken, diğer tarafta sormuştu: “Çürümüş kemikleri kim diriltecek?” diye...

İlâhî vahiyle cevap geldi:

“(Ey Muhammed!) De ki, kim onları ilk defa yarattı ise yine O diriltecek ve O, yaratmanın her çeşidini bilir.” Yasin Sûresi, 79

Mahlûkata, “Mektubat-ı Rabbaniye” deniliyor. Bu harika ifade ile, meşhur münafığın tuhaf iddiasını birlikte düşündüğümüzde, şöyle bir münakaşa hayalimizde canlanır:

Tebeşir hocanın elinde, onun iradesiyle tahtaya mükemmel bir vecize yazılıyor. Biraz sonra silgi, yine o hocanın iradesiyle harekete geçiyor ve o güzelim vecize siliniyor tahtadan... Übeyy İbn-i Halef taklitçisi bir öğrenci, silgiden dökülen tozlara parmağını basıyor ve soruyor:

Şu tozları yeniden kim vecize hâline getirecek?..

Düşünemiyor ki, o cümleyi ilk defa yazan, tekrar yazabilir de…

(3) ÖLÜDEN DİRİ YARATMAK

Elimize aldığımız bir yumurtayı şöyle bir düşünelim: Bu yumurta kuluçkaya konulsaydı civciv olacaktı. O halde, bir civcivde her ne varsa, şu yediğim yumurtada onların tümünün plânları var demektir.

Bu yumuşak sıvıdan o sert kemikler nasıl yaratıldı?

Bu görmeyen maddeden, göz ve kulak nasıl halk edildi?

Bu hareketsiz cisim, yürüyen, koşan, seven, korkan bir canlı haline nasıl geldi?

Bu ölü varlıktan o canlıyı kim çıkardı?

“Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır.” (En’âm Sûresi, 95) ayetini bu yumurtada ve civcivde net şekilde görmüyor muyuz?

Canlı tavuktan cansız yumurta ve cansız yumurtadan canlı tavuk yaratan bir kudret hakkında, ölmüş insanları nasıl diriltecek diye sorulur mu?

***

MAHŞER

Mahşer: “Mâlikiyevmiddin” isminin bütün ihtişamıyla tecelli edeceği emsâlsiz meydan.

“Doğrudan doğruya herkes kendi Halık’ı ve Mabudu ve Rabbi ve Seyyid’i ve Malik’i kim olduğunu bilecek ve bulacaklar” hakikatinin herkesçe tadılacağı muhteşem sahne.

İzzetin ancak Allah’a mahsus olduğunun olanca berraklığıyla sergilendiği eşsiz tablo.

Herkeste heyecan, herkeste korku! İnsan dünyada ne kadar izzet taslamışsa, o gün o kadar zillet çekecek..

Burada başını ne kadar dikmişse orada o kadar fazla eğecek..

Ne kadar harcamışsa, o kadar hesap verecek.

Ve sonunda bütün azizler bir yana, bütün zeliller bir yana ayrılacak.

O gün değişik bir gün. Güneş, bütün gördüklerini, gece bütün bildiklerini o meydana dökecek.

Bir yanda, vaktiyle İlâhlık dava eden birisi; yüzü yerlere sürtülerek hesaba getirilecek. Ötede, bir zamanlar “Çürümüş kemikleri kim diriltecek?” diyen bir başkası, şaşkınlık ve dehşet içinde kıvranacak.

Nefis ve malını Allah’a satan, kul olarak yaşayan, kul olarak ölen azizler de o meydana gelecekler. Ümitle karışık dehşetli bir korkuyu onlar da tadacaklar. Onlar da inceden inceye hesaba çekilecekler.

Allah’ın rahmet ve keremine herkesin muhtaç olduğunu güzelce sergileyecek ve sonunda yollarına devam edecekler.

Ebedî saraylarına doğru...

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...