Block title
Block content

Bazen Risale okuyan tarikata mensup kişiler "Risalelerde tarikattaki gibi Allah ve diğer zikirler yok, sadece imana dair yazılar var. İyi güzel de bu zikirler olmadan insanın ruh, kalp, sır ve diğer letaifi nasıl nemalanır?" diyorlar. Bilgi verir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu zamanda Risale-i Nurlar ile meşgul olmak, hem ilimle meşgul olmak hem de zikir ile meşgul olmak demektir. Risale-i Nurlarda ilim ile zikir iç içe beraberce bulunur, akıl usanıp hissesini terk etse bile kalp ve diğer latifeler feyzini alamaya devam eder. Bu yüzden Risale-i Nurları sadece akli bir kitap gibi telakki etmek yanlış ve hatalıdır.

"Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise, Cenâb-ı Hakkın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaike çıkılacak bir yol bulunsa, o yola karşı lâkayt kalmak elbette kâr-ı akıl değil. İşte, otuz üç adet Sözler, böyle Kur'ânî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar."(1)

Risale-i Nur'u bir yıl anlayarak ve kabul ederek okuyan zamanın mühim ve hakikatli  bir alimi olduğu gibi, kırk senede elde edilen velayet makamını kırk dakikada istidadı olana verebilir. Böyle bir eser ile meşgul olmak elbette bütün nafile meşguliyetlerin üstündedir ve zikirlerin en alası ve en sevaplısıdır. Hatta Risale-i Nurlar tahkiki iman dersini verdiği ve tefekkür manasını yakaladığı için, bu zamanda farz kadar ehemmiyetli bir zikir ve  ibadettir. Bin nafile vird ve ezkardan daha faziletli bir kalbi intibahtır.

"Hem iman yalnız ilim ile değil; imanda çok letâifin hisseleri var. Nasıl ki, bir yemek mideye girse, o yemek muhtelif âsâba, muhtelif bir surette inkısam edip tevzi olunuyor. İlimle gelen mesâil-i imaniye dahi, akıl midesine girdikten sonra, derecâta göre ruh, kalb, sır, nefis ve hâkezâ, letâif kendine göre birer hisse alır, masseder. Eğer onların hissesi olmazsa noksandır. İşte, Muhyiddin-i Arabî, Fahreddin Râzî'ye bu noktayı ihtar ediyor."(2)

Üstad Hazretlerinin buradaki ifadelerinden anlaşılan nokta ilmin ve istifade etmenin bir silsilesi vardır. İlmin öncelik olarak akıl midesinde hazım edilmesi gerekiyor, ancak sonra diğer his ve latifelere dağılıp oraları nurlandırıp feyizlendiriyor.

Gıdalar sair azalara yakıt ve enerji olabilmek için midede hazmedilir. Hazmedildikten sonra sair azaların bünyesine münasip bir şekle girer. Mesela havuç göze faydalıdır, lakin midede hazmedilmeden göze direk olarak sokulsa fayda vermez kör eder. Ispanak demir vitamini barındırır, ama midede işlem gördükten sonra... Yoksa, yüz gün ıspanak tarlasının içinde yatılsa vitamin almak mümkün değildir... İşte gıdaları kaba ve kesif hallerinden arındırıp azaların ince ve latif bünyesine uygun hale getiren midedir. Gıdalar midede işlem görmedikçe bedenin azalarına fayda vermez.

Aynı şekilde insanın manevi bedeninin midesi de akıldır. Gıdalar hükmünde olan ilimleri ve malumatları hazmedip manevi duyguların bünyesine uygun hale getirip adapte eden akıl süzgeci ve midesidir. İnsanın manevi duygu ve latifelerinin hisse ve istifadesi ancak aklın hazmetme derecesine göre olur. Akıl ilmi hazmettikten sonra sair latifeler bu hazmedilmiş ilmi kendi kabiliyet ve fıtratlarına göre massederler yani emerler. Kalbin bu hazmedilmiş ilimden aldığı hisse ile vicdanın aldığı hissenin mahiyeti farklıdır. Üstad Hazretlerinin Notalarda işaret ettiği delillerin hava, su ve nur mahiyetinde olmaları bu veche bakar. Yoksa insanın latife ve hisseleri akıl merkezinden bağımsız olarak yek başına bir kaynak teşkil edemezler.

Özet olarak, Risale-i Nurların metinleri bir öz ve hülasa türünden olduğu için, bütün latife ve duygular hissesini ve payını alırlar, harici bir gıda ya da öze muhtaç kalmazlar. Yanlış anlaşılmasın Risale-i Nurların haricinde vird ve zikir yapılmasın okunmasın demiyoruz, ama Risale-i Nurlar sadece  aklı doyurur, vird ve ezkarlarda diğer latifeleri doyurur fikrine katılmıyoruz, bu yanlış bir bakış açısıdır. 

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Beşinci Mektup.

(2) bk. age., Yirmi Altıncı Mektup, İkinci Mesele.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

Gökyüzü
Cok güzel izah edilmis. Biz de Risale-i Nur okuyucusu olarak ailecek bu fikre katiliyoruz. Insan zikir cekerse, Risale-i Nur ile daha bilincli zikrediyor. Zikrin ici bos degilde, dolu dolu oluyor. Sana cektigin herbir zikri mana-i harfi ile kainatta gösteriyor. Özet olarak zikri bilincli cekiyorsun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)

Yukarıda ki izahta insanın manevi bedeninin midesi de akıldır ilimler burada hazm edilir kalb ve sair latifeler bu ilmi akıldan mas ederler demişsiniz .Lemeatte ise "nur-u akıl kalbten gelir "diyor sizin izah ile lemeatteki izah arasında tezat yok mu nasıl anlamalıyz

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
erz13ster

"İlmin öncelik olarak akıl midesinde hazım edilmesi gerekiyor, ancak sonra diğer his ve latifelere dağılıp oraları nurlandırıp feyizlendiriyor" diyorsunuz Peki deniliyor ki bir ders veya ilmi sohbet esnasında uyusanız bile akıl anlamasada diğer latifeler gıdalarını alır. Bu sözle önceki çelişmiyormu.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Evvela akıl midesi örneği bize değil  Üstad Hazretlerine ait bir örnektir. Biz bu örneğe binaen böyle bir şey söylüyoruz.

İkincisi akıl usansa da kalp ve latifeler usanmaz ifadesi Kur'an lafızları için söylenmiş bir ifadedir. Zira Kur'an hem lafız hem de mana itibari ile lübtür. 

Üçüncüsü ders veya ilmi sohbet esnasında uyusanız bile akıl anlamasa da diğer latifeler gıdalarını alır ifadesi Risale-i Nura ait bir ifade değildir. Ancak dershaneye geldiği ve orada uyuduğu için sevap alabilir. Zira gelmesi gelmemesinden daima evladır.

Dördüncüsü kalp, fiziki bedenimizdeki çam kozalağını andıran bir et parçasından ibaret değildir.

Kalp, Allah’ın bir ihsan ve ikram eseri olarak bize verdiği vicdandan gelen hissiyat ile dimağdan, yani akıldan gelen fikirlerin depolandığı ve şekillendiği  bir latife, bir duygudur.

Kalbi besleyecek ve onu çalıştıracak iki kanal, iki kutup vardır. Biri, yaradılışta insana takılan hakkın ve doğrunun kıstaslarını taşıyan, hislerin toplamını temsil eden vicdandır.

Bu vicdandaki  hakka ve doğruya pusula olan hisler, kalbe uzanan ve onu besleyen ana damardır.

İkincisi ise dimağdır.

Yani hakkı, batılı, doğruyu, yanlışı, zararı ve menfaati temyiz ve tefrik eden ve bunu fikir olarak  kalbe ulaştıran ikinci ana damardır. Bir çeşit, kalbi besleyen ve şekillendiren iç ve dış etkenlerdir. Kalp, doğuşta boş bir sayfa iken, bu sayfayı dolduran iki kalem gibi çalışırlar. vicdan ve dimağ. Yukarda da ifade edildiği gibi kalp, vicdan ve dimağ kanallarından gelen bilgi ve feyizlerin teraküm ettiği bir latife bir duygudur. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
drerkan
Ruhun Kalbi var anladığım kadarıyle.Bedendeki et parçası değil.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Bir derste ilmi bir sohbet esnasında uyusanız ve akıl anlamasa diğer latifeler gıdalarını alırlar ifadesi sikke-i tasdik gaybi mecmuasındaki "......sekerat vaktinde şeytan vesvesesiyle ancak akla şübhe verip tereddüde düşürebilir bu nev'i iman-ı tahkiki ise yalnız akılda durmuyor belki hem kalbe hem ruha hem sırra hem öyle letaife sirayet ediyor....."cümlesine istinaden söylenmiş olabilir mi izah edebilir msnz lütfen.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
erz13ster
Risalelerde "Aklınız herbir meseleyi tam anlamasa da, ruh, kalb ve vicdânınız hissesini alır. Bunların yazıları çabuk okunmadığından, acelecileri yavaş yavaş okumaya mecbur ettiğinden, Risale-i Nur'un gıda ve taam hükmündeki hakikatlerinden hem akıl, hem kalb, hem ruh, hem nefis, hem his, hisselerini alabilir. Yoksa, yalnız akıl cüz i bir hisse alır, ötekiler gıdasız kalabilirler." deniliyor. Yani bir risaleyi anlamasak bile diğer latifeler hissesini alır anlaşılıyor; Siz ise "İlmin öncelik olarak akıl midesinde hazım edilmesi gerekiyor, ancak sonra diğer his ve latifelere dağılıp oraları nurlandırıp feyizlendiriyor" diyorsunuz birbirleriyle çelişmiyormu.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Ağız nasıl midenin kapısı ise akılda kalbin kapısıdır. Feyiz ve ilimler kalbe akıl kapısından geçip gider. İlim ve feyizler kalbe geçip gittikten sonra akıl geri onları çıkaramaz . Sekarat anında ki durum ile dünya da yaşayan insanın durumu arasında çok fark var. Feyiz ve ilimler akıl kapısından geçtikten sonra hasselere yerleşmiş ise aklın sonradan şaşması bu yerleşmeye zarar vermez denilmek isteniyor. Yoksa aklın feyiz ve ilimleri kalbe ulaştırması daim bir kanun-u İlahidir.

İlimle gelen mesâil-i imaniye dahi, akıl midesine girdikten sonra, derecâta göre ruh, kalb, sır, nefis ve hâkezâ, letâif kendine göre birer hisse alır, masseder. Eğer onların hissesi olmazsa noksandır. İşte, Muhyiddin-i Arabî, Fahreddin Râzî'ye bu noktayı ihtar ediyor."Bu ifade iyi tahkik edilirse ne demek istediğimiz anlaşılır.

Özellikle de bu cümle maksadımıza bariz bir şekilde işaret ediyor:İlimle gelen mesâil-i imaniye dahi, akıl midesine girdikten sonra"  

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Nurun fedaisi
Risale-i Nur hizmetinin vazgeçilmezlerinden birisi de evrad ve ezkar'dır. Merhum Zübeyir Ağabey'in dediği gibi: "Günlük evrada, azami ihtimam göstermek gerekir.Evrad hizmetin zevk ve tesirini çoğaltır." Üstad Hazretleri de ihtimam göstermiştir.. Zübeyir Abi şöyle anlatıyor, Hz. Üstad'ı 《Seher vaktinden çok evvel kalkar evradını okur, sabah namazını erken eda ederek, yanında bulunan hizmetkarlarına basılan kitaplardan ders yaptırır, kendileride (eski hurufla yazılı) aslından takip ederlerdi. 》Selam ve dua ile..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...