Block title
Block content

Bazı felsefeciler, "Allah kainatı yaratmış, daha bir şeye karışmıyor." gibi şeyler söylüyorlar. Allah'ın kainata müdahale ettiğinin delili nedir, bunu nasıl ispatlayabiliriz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kainatın, sürekli tazelenip yenilenmesi ve hareket halinde olması, bu fikri çürütmek için yeterlidir. Hareket ve tazelemek fiilleri; tedbir ve idarenin sürekli cari olduğunu ve bu tedbir ve idare sahibinin de sürekli iş başında bulunmasını iktiza ediyor. Zira fiil ile fail arasında zaruri bir gereklilik bağı vardır.

Hem Allah’ın Kayyum sıfatı, kainatın kendi haline bırakılmasını asla kabul etmez. Bu aklen de böyledir. Zira sonsuz ilim, irade, kudret sıfatları olmadan, bir karıncanın icadı kabil değildir. Halbuki her bahar mevsiminde, sayısız canlılar icat ediliyor. İlim, irade ve kudret sıfatlarının, karıncanın oluşum sürecinin her aşamasında faal olarak bulunması gerekiyor. İmkan ve hudus delilleri buna şahittir.

Bir karıncanın hayat bulabilmesi, bütün kainat çarklarının işlemesi ile mümkündür. Karıncanın her bir zerresinde sayısız imkan ve değişimler oluyor. Bu imkanları yerli yerinde seçecek ve o değişimi temin edecek irade ve kudret olmadan, karıncanın bünyesinde çalışan zerrenin kıpırdaması bile kabil değildir. Öyle ise Allah’ın mutlak ve sonsuz icra sıfatları olmadan, şu kainatın ve içindeki basit bir zerrenin hareket etmesi imkansızdır.

Yani Allah’ın mutlak sıfatları, şu kainattan zerre bir miktar elini çekse, kainat yok olur. Kainatın kendi kendini icad edip devam ettirmesi nasıl mümkün değilse, Allah tarafından yoktan var edildikten sonra, kendi haline bırakması, aklen ve naklen mümkün değildir. Matbaa nasıl usta olmadan kendi başına kitap basamıyor ise, aynı şekilde kainat da kendi başına sinek ve böcek yaratamaz.

Allah’ın kainata müdahale etmeden, bütün bu işlerin kendi başına olup bitebilmesi için, her şeyin ilah gibi olması gerekiyor. Bir zerrenin bir adım atabilmesi, bütün kainatın plan ve programına uyum içinde olması ile mümkündür. Öyle ise ya zerre İlah gibi her şeyi bilir ve ona göre adım atar, diyeceksin -ki bu muhaldir- ya da bu zerre Allah’ın tedbir ve terbiyesinde hareket eden aciz bir memur, diyeceksin.

Üstad Hazretleri bu ince hakikatlere şu şekilde işaret ediyor:

"Hem insanların bir kısmı, güya daha ileri görüyor gibi, daha ziyade cahilâne bir dalâletle, Sâni-i Zülcelâlin gayet lâtif, nâzenin, mutî, musahhar bir sahife-i icraatı ve emirlerinin bir vasıta-i nakliyâtı ve zayıf bir perde-i tasarrufâtı ve lâtif bir midâd (mürekkep)-ı kitabeti ve en nâzenin bir hulle-i îcâdâtı ve bir mâye-i masnuatı ve bir mezraa-i hububatı olan esir maddesini, cilve-i rububiyetine aynadarlık ettiği için, masdar ve fâil tevehhüm etmişler. Bu acip cehalet, hadsiz muhalleri istilzam ediyor. Çünkü esir maddesi, maddiyyunları boğduran zerrat maddesinden daha lâtif ve eski hükemanın saplandığı heyulâ fihristesinden daha kesif, ihtiyarsız, şuursuz, câmid bir maddedir. Bu hadsiz bir surette tecezzî ve inkısam eden ve nâkillik ve infial hassasıyla ve vazifesiyle teçhiz edilen bu maddeye, belki o maddenin zerreden çok derece daha küçük olan zerrelerine, her şeyde her şeyi görecek, bilecek, idare edecek bir ihtiyar ve bir iktidar ile vücut bulan fiilleri, eserleri isnad etmek, esirin zerreleri adedince yanlıştır."

"Evet, mevcudatta görünen fiil-i icad öyle bir keyfiyettedir ki, her şeyde, hususan zîhayat olsa, ekser eşyayı ve belki umum kâinatı görecek, bilecek ve kâinata karşı o zîhayatın münasebetini tanıyacak, temin edecek bir iktidar ve ihtiyardan geldiğini gösteriyor ki, maddî ve ihatasız olan esbabın hiçbir cihetle fiili olmaz."

"Evet, sırr-ı kayyûmiyetle, en cüz'î bir fiil-i icadî, doğrudan doğruya bütün kâinat Hâlıkının fiili olduğuna delâlet eden bir sırr-ı âzamı taşıyor. Evet, meselâ bir arının icadına teveccüh eden bir fiil, iki cihetle Hâlık-ı Kâinata hususiyetini gösteriyor:"

"Birincisi: O arının bütün emsalinin, bütün zeminde, aynı zamanda, aynı fiile mazhariyetleri gösteriyor ki, bu cüz'î ve hususî fiil ise, ihatalı, rû-yi zemini kaplamış bir fiilin bir ucudur. Öyleyse, o büyük fiilin fâili ve o fiilin sahibi kim ise, o cüz'î fiil dahi onundur."

"İkinci cihet: Bu hazır arının hilkatine teveccüh eden fiilin fâili olmak için, o arının şerâit-i hayatiyesini ve cihazatını ve kâinatla münasebetini temin edecek ve bilecek kadar pek büyük bir iktidar ve ihtiyar lâzım geldiğinden, o cüz'î fiili yapan zâtın, ekser kâinata hükmü geçmekle ancak o fiili öyle mükemmel yapabilir. Şu kâinattaki ecrâm-ı semâviyenin kıyamları, devamları, bekaları, sırr-ı kayyûmiyetle bağlıdır. Eğer o cilve-i kayyûmiyet bir dakikada yüzünü çevirse, bir kısmı küre-i arzdan bin defa büyük milyonlarla küreler, feza-yı gayr-ı mütenâhi boşluğunda dağılacak, birbirine çarpacak, ademe dökülecekler. Nasıl ki, meselâ havada, tayyareler yerinde binler muhteşem kasırları kemâl-i intizamla durdurup seyahat ettiren bir zâtın kayyûmiyet iktidarı, o havadaki sarayların sebat ve nizam ve devamlarıyla ölçülür. Öyle de o Zât-ı Kayyûm-u Zülcelâlin madde-i esiriye içinde hadsiz ecrâm-ı semâviyeye nihayet derecede intizam ve mizan içinde sırr-ı kayyûmiyetle bir kıyam, bir beka, bir devam vererek, bazısı küre-i arzdan bin ve bir kısmı bir milyon defa büyük milyonlarla azîm küreleri direksiz, istinatsız, boşlukta durdurmakla beraber, her birini bir vazifeyle tavzif edip gayet muhteşem bir ordu şeklinde, emr-i kün feyekûn'dan gelen fermanlara kemâl-i inkıyadla itaat ettirmesi, ism-i Kayyûmun âzamî cilvesine bir ölçü olduğu gibi, herbir mevcudun zerreleri dahi, yıldızlar gibi, sırr-ı kayyûmiyetle kaim ve o sırla beka ve devam ediyorlar."

"Evet, bir zîhayatın cesedindeki zerrelerin her bir âzâya mahsus bir heyetle küme küme toplanıp dağılmadıkları ve sel gibi akan unsurların fırtınaları içinde vaziyetlerini muhafaza edip dağılmamaları ve muntazaman durmaları, bilbedâhe, kendi kendilerinden olmayıp, belki sırr-ı kayyûmiyetle olduğundan, her bir ceset muntazam bir tabur, her bir nevi muntazam bir ordu hükmünde olarak, bütün zîhayat ve mürekkebâtın zemin yüzünde ve yıldızların feza âleminde durmaları ve gezmeleri gibi, bu zerreler dahi hadsiz dilleriyle sırr-ı kayyûmiyeti ilân ederler."(1)

(1) bk. Lem'alar, Otuzuncu Lem'a Altıncı Nükte.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Altıncı Nükte | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 4776 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...