Block title
Block content

Allah, kendisine ihlas ve samimiyetle yönelen kullarına, istidad ve kabiliyetlerinin üstünde lütuflarda bulunur mu? Kabiliyet, insanı bir daireye mahkum mu ediyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah’ın her bir isminin kainat sahnesinde tecelli daireleri ve perdeleri vardır. Bu daire ve perdelerde bir isim reis ve galiptir, diğer isimler ise bu ismin emrinde ve gölgesinde hizmet ve tecelli ederler.

Mesela, sema bir daire ve perdedir. Bu dairede ve perdede hakim esma Allah’ın celal ismidir. Dev galaksilerin sapan taşı gibi çevrilmesi ve zerrece yörüngesinden sapmaması, Allah’ın sonsuz azamet ve kibriyasını muhtevi olan celal ismini kör olana bile gösterir. Bu sema dairesinde ve perdesinde diğer isimler Celal isminin komutasında ve gölgesinde tecelli ederler. Lakin diğer isimler de bu tecellinin içinde görünür. Sema dairesi ve perdesinde cemal sıfatının da tecellisi vardır, ama celal manasının gölgesinde kalmıştır. Dikkat ile bakıldığında sair isimler ile celal sıfatı iç içedir.

Yine bir çiçeğe nazar ettiğimiz zaman oradaki ince sanatlar ve güzel kokular ve estetik işlemeler  Allah’ın cemal isminin manasını zahiren ve galiben gösterir. Bu çiçek dairesinde de Allah’ın cemal ismi hakimdir, diğer isimler bu ismin komutasında ve gölgesinde işlerler. Burada da celal sıfatı cemalin içinde gizli olup, dikkat ile okunduğu zaman anlaşılır.

Allah’ın her bir isminin diğer isimlerden hem hüküm olarak hem de mana olarak bir farkı vardır. Bu yüzden isimlerin tecelli ettiği daire ve perdeler de buna göre farklılık arz ediyor. Bütün isimlerin aynı kalıp içine girip, tek tipleşmesi ve farklı hüküm ve manalarını göstermemesi düşünülemez. Allah’ın sayısız isim ve sıfatları kainatta sayısız mahiyet ve mizaçları gerektirmiştir.

Bu yüzden Allah’ın birbirinden farklı olan isimlerinin tecelli ettiği dairelerde o ismin mana ve hükmüne uygun olarak ibadet ve  meslekler ortaya çıkmıştır. Evliya ve ariflerin meslek ve meşreplerinin farklı ve bir birbirine mübayin olmasının sebebi isimlerin galebesidir. Bir evliya Allah’ın bir isminin dairesine giriyor ve o isim o evliyanın üstünde galip geliyor. Sair isimlerde aynı hassasiyeti gösteremediği için meslek ve meşrebi farklı, hatta zıt gibi düşüyor.

Mesela, Muhyiddin-i Arabi Allah’ın vacip olan vücuduna öyle bir hasrı nazar ediyor ki, Allah’ın sair isimlerini ve tecelli dairelerini göremiyor. Göremediği tecelli dairelerini inkar ediyor. Varlık sadece Allah’a mahsus deyip, diğer isimlerin tecelli ettiği sahaları ve varlıkları yok sayıyor.

Yine bir evliya bir ismin hükmüne girip, o hükmün altında fena bulduğu için, diğer isimleri fark edemiyor.

Ama hakikatli ve üstün olan yol ise, bütün isimleri ve dairelerini muvazene içinde okuyup, hayatında gösterip, ilan etmektir ki, sahabe mesleği budur. Yani her ismi, değerinde ve ölçüsünde okumak ve gereğini üstünde göstermektir. Aynı mana nebiler için de caridir. Peygamber Efendimiz (asm), Allah’ın bütün isimlerini azami bir tecelli ile üstünde göstermiştir, bir ismin galebesi ile sair isimlerin gizlenmesi diye bir şey olmamıştır. Ama sair nebilerde her isim tecelli etmekle beraber, bir ismin galebesi olmuştur.

Bütün isimlerin en azami ve müsavi şekilde tecelli ettiği tek nebi, İki Cihan Serveri Hazreti Muhammed (asm) Efendimizdir. Nasıl Allah’ın isimleri içinde İsm-i Azam var ise, bu isimlere mazhar olanlar içinde mazhar-ı azam da vardır ki, O Zat Hazreti Peygamber Efendimiz (asm)'den başkası değildir.

Şu var ki, Allah’ın isimleri tam tecelli ederken, bu tecellilere konu ve mahal olan objeler o tecelliyi tam olarak  kabul edemiyorlar. Burada ihtilaf ve tecelli farklılıkları objelerin kabiliyet ve kapasitesine göre şekilleniyor.

Mesela, okyanus ile damla arasında tecelliye kabil olma noktasından büyüklük ve azamet farklılığı vardır. Okyanus, güneşin tam tecellisini kendi kapasite ve büyüklüğüne göre kabul edip izhar ederken, damla da kendi küçüklüğü ve boyutları nispetinde o tecelliyi kabul edip izhar ediyor. Burada sorun güneşte değil, güneşin tecelli ettiği objelerin kabulündedir.

Aynı şekilde Allah’ın isim ve sıfatları insanların mahiyetinde tam tecelli ederken, insanların mahiyet ve kabiliyeti bu tecelliyi tam olarak tutup yansıtamıyor. İşte İslam alemindeki farklı meslek ve meşreplerin olmasının asıl nedeni bu noktadır.

Bazı meslek ve meşrepler okyanus gibi tecelliyi azami kabul edip öylece ilan ve izhar ederken, bazıları da o tecelliyi kendi kalıp ve istidatlarında şekillendirip başka bir şekle sokuyorlar ve nispeten yansıtabiliyorlar. Burada sorun Allah’ın tecellisinde değil, meslek ve meşreplerin kalıp ve kabiliyetlerindedir.

Mesela, İbn-i Arabi gibi zatların kalıp ve kabiliyetleri bir ismi alıp, onun ile taşarken, sahabelerin kalıp ve kapları okyanus gibi, bütün isimleri kabul edip izhar ve ilan ediyor. Her isme hakkını verecek bir edilgenlik gösteriyorlar. Sahabelerin böyle bir mazhariyete sahip olmaları kendi nefis ve benliğini tamamı ile buharlaştırmalarından ve acz  ile dergah-ı İlahiyeye  iltica etmelerindendir.

Diğer meslek ve meşreplerde kabiliyetler ve benlikler tam buharlaşmadığı, yani güneşe teslim olmak yerine, güneşi teslim almak istedikleri için, sahabelerde olduğu gibi halisane ve tam bir teslimiyet olmuyor. Bu da tecellilerin gelişindeki tamlığa bir noksanlık katıyor. "Varlıkta yokluk, yoklukta varlık." sırrı buradan geliyor. Yani sahabeler yok oldukları için varlar, diğerleri var oldukları için yoklar. 

Bu guruplar, tecelliyi kabul etmenin cüziyet ve külliyet makamlarına işaret ediyor. Yani kimisi cüziyi kabul ederken, kimisi külliyet kazanıyor. Ana nokta kabiliyetin darlığı ya da genişliğidir diyebiliriz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)
s.a. yani kabiliyeti dar ama ihlası çok olan, benliğini tamamen eriten birisi yine de kabiliyeti dar olduğu için yüksek lütuflara mazhar olamaz mı? bizlere sorulan bir soru da şu: bizler kabiliyetsiz olduğumuz için mi sahabe devrinde yaratıkmadık? o devirde yaratılsaydık onların yaptıklarını bizler yapamayacak bu yükü kaldıramayacak mıydık?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (editor)
Bu bir görüştür. Katılmak zorunda değiliz. İnek çok kabiliyetli olduğu için süt yapmıyıor. Allah onu istihdam ettği içindir. Bir insan çok kabiliyetli olduğu için mi himzette istihdam ediliyor, yoksa samimi olduğu için Allah mı onu istihdam ediyor. Biz ikincisinin daha doğru olduğunu düşünüyoruz. Nitekim üstad bir ifadesinde Allah vergisi için kabiliyet şart değildir demekle, bu hakikata bir izah getirmetedir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...