Block title
Block content

Bazı kimseler, “Risâle-i Nur'un hocası Risâle-i Nur'dur.” ifadelerini delil getirerek “Bu eserlerin şerh ve izahına gerek yoktur.” diyorlar. Sizin bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Risale-i Nurlar Kur’an-ı Azimüşşan’dan nebean eden büyük bir hazine olduğu için, ondaki imanî ve Kur’anî meseleler, asrın idrakine uygun olarak, mükemmel bir şekilde izah edilmiş ve Kur’an hakikatlarına büyük bir ayna olmuştur.

Risale-i Nur mesleği, tahkik mesleğidir. Bu bakımdan söylenen bir metin veya cümle; fikir süzgecinden geçirilmeli, mantık ile muhakeme edilmeli, hikmet gözlüğü ile tartılıp tahlil edilmeli ve o kelamın hangi makamda ve ne maksatla söylenmiş olduğuna bakılmalıdır. Sadece sathî bir bakışla asıl vurgulanmak istenen mana anlaşılmaz, hakikat perdelenir ve yanlış anlamalara sebebiyet verilir.

Burada vurgulanan ifadeyi şahsen ben şöyle anlıyorum: Risale-i Nur talebeleri hizmet tarzını, üslubunu, mesleğinin esaslarını sadece Risale-i Nur’dan ders alacaklardır. Bir mu’cize-i mâneviye-i Kur’aniye olan Risale-i Nur’un, bu asırda iman ve marifet sahasında manevî ve ehemmiyetli bir mürşid olduğuna, başka mürşidlere ve muallimlere ihtiyaç bırakmadığı, akılları, kalpleri ve ruhları tenvire kâfi olduğu ifade edilmektedir.

Hem bu metinde Üstadımız, Risale-i Nur’un kadr u kıymetini ve büyüklüğünü ortaya koymaktadır. Risale-i Nur’un hakikat mesleğinde ortaya koyduğu düsturların ve imanî hakikatlerin birer mihenk taşı niteliğinde olduğu; bu hakikat dairesi içerisinde bulunanların herhangi bir tarikata, mürşide, müderris ve muallimlere muhtaç olmadığına işaret edilmektedir.

Mesleğimizde mütalaa, müzakere, müdavele-i efkar ve tahkik vardır. Üstadımız; 

“Risale-i Nur’u gazete gibi okumayınız.”

buyuruyor. Öyle ise risalelerin sathi ve sûrî bir biçimde okunmaması, dikkatle, sürekli ve ciddiyetle okunması, birlikte mütalaa ve müzakere edilmesi lazımdır. Bunda çok faydalar vardır. Malumdur ki, çok hızlı akan suda balık tutulmaz.

Bugün memleketimizin her köşesinde ve dünyanın birçok yerinde, insanlar bir araya gelip Risale okuyorlar. Kendi aralarında mütalaa ve müzakere yapıyorlar, bu da küçük çapta bir şerh ve izahtır. Risalelerde geçen bir cümleyi ya da bir kelimeyi okuyan ya da dinleyenlerden bazıları anlamayabiliyor. O kelime veya o cümleyi zihinlere yaklaştırmak adına söylenenler ve verilen misaller birer izahtır. Mütalaa ve müzakere yapmak daha geniş bir izah tarzıdır. Derslerde verilen misaller, hakikatleri anlama ve idrake uygun hale getirme adına birer fener ve birer dürbün mesabesindedir.

Nitekim, diğer bütün ilim dalları da kendi sahasında şerh ve izah yapmaktadır. Şerh ve izah hususunda Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurmaktadır:

“Bu durus-u Kur’aniye’nin dairesi içinde olanlar, allame ve müçtehitler de olsalar, vazifeleri, ulum-u imaniye cihetinde, yalnız yazılan şu Sözlerin şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir.”(1)

Üstadımız bu ifadelerinde şerh ve izahın yapılabileceğini, hatta bunun bir nur talebesinin mühim bir vazifesi olduğunu vurguluyor ve onlara bir sorumluluk yüklüyor.

Elbetteki Nur talebelerin içerisinde Kur’an dersinde daha ileride olanlar, mütalaa ve müzakerede daha ziyade derinlik kazananlar vardır. Bu derslerde ileri olanlar, mütalaa ve müzakere ile, yeni olan kardeşlerin ve talebelerin, tekmiline çalışıyor ve onlara yardımcı oluyorlar. Hz. Üstad şöyle buyurur:

“Şu risale, bir meclis-i nuranîdir ki, Kur'an'ın şu münevver, mübarek şakirdleri, içinde birbiriyle manen müzakere ve müdavele-i efkâr ediyorlar. Ve yüksek bir medrese salonudur ki, Kur'an'ın şakirdleri onda her biri aldığı dersi arkadaşlarına söylüyor. Ve Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın hazine-i kudsiyesinin sandukçaları olan risalelerin satıcı ve dellâllarına muhteşem ve müzeyyen bir dükkân ve bir menzildir. Her biri aldığı kıymetdar mücevheratı birbirine ve müşterilerine orada gösteriyor.”(2)

Her yerde küçük bir medrese açmak...

Risalelerin Şerh ve İzahı

Burada şerh ve izahın olup olmamasından ziyade, şerhin mahiyetini konuşmak lazımdır. Çünkü şerh ve izah; vukufiyet, istidat ve kabiliyet ister. Bu eserleri şerh ve izah etmek herkesin haddi değildir.

Risale-i Nurlar ucu bucağı, eni boyu ve derinliği görünmeyen bir marifet ve hakikat deryasıdır. Elbetteki, her okuyucu bu deryanın derinliklerine dalamaz ve orada yüzemez. Bazıları onun sahilinde dolaşıp dururken, gavvas olanlar o deryanın derinliklerine dalar, çeşit çeşit mücevheratlar, pırlantalar ve zümrütler çıkartır. Evet, herkes denizden kabı kadar su alır. Denizlerde ve deryalarda sayısız mahlukat var. Orada hamsi balığı da su içer, balina da. İğne kadar bir balık da yüzer, balina balığı da.

Bu eserleri dikkatle okumayanlar, onda gizli olan derin manaları anlayamaz, onun zerafet ve letafetini hissedemezler. İdrak ve anlama, ayrı bir nimet ve İlahi bir lütuftur. Şerh ve izah; kalp ve ruhumuzu mest etmeli ve tefekkürümüzü genişletmelidir. Risalelerdeki hakikatleri tam olarak anlamamış olan kimseler, şerh ve izah yapmamalıdırlar. Aksi halde yapılacak şerh ve izahlar, faydadan ziyade zarar verir.

Üstad Muhakemat’ta, “Muvazenesiz ve mizansız olan, çok aldanır, aldatır.” buyurmakta, Münazarat adlı eserinde ise; “Efkârı teşviş edenler kimlerdir?” diye sorulan soruya verdiği cevapta, cemiyet hayatında fikirleri müşevveş edenlerden birilerinin de muvazenesiz, muhakemesiz mânâ verenler olduğunu ifade etmektedir.

Evet, şerh ve izahta, makam ve maksadı dikkate almayan bir yorum, kelamı gayesinden saptırır, hikmet ve hakikate ters düşer, fikrî muvazeneyi bozar.

Ancak hakikatlere intikali zayıf, anlayışı az olan bazı kimseler, taassup, inat, tarafgirlik, önyargı, peşin hükümlerle şerh ve izah konusuna karşı çıkmakta, hatta çok sert bir üslupla ve acımasızca izah yapanları eleştirmektedirler. Bir kısmı da daha da ileri giderek, kendileri gibi düşünmeyenleri hain diye ilan etmektedirler.

Evet, bugün pek çok yerde, pek çok insan ders ve sohbet yapıyor, eserleri şerh ve izah ediyor. Şerh ve izah yapılırken asıl vurgulanmak istenen manadan saptırılmamalı, ihlasla, samimiyetle, zerafet ve mahviyet içerisinde yapılmalıdır. Üstad bu hakikatı şöyle ifade eder:

"Kelâm-ı beliğ, ilim denilen çömleklerde pişirilen ve hikmet denilen büyük küplerde duran ve fehm denilen süzgeç ile süzülen âb-ı hayat gibi bir manayı, zürefa denilen sâkiler döndürüp efkâr içer; esrarda temeşşi etmekle hissiyatı ihtizaza getiren kelâmdır."

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Altıncı Risale

(2) bk. Barla Lahikası, (1. Mektup)

(3) bk. Muhakemat, İkinci Makale (Unsuru'l-Belagat), Üçüncü Mesele.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...