Block title
Block content

"Bazı maâni-i muallak vardır ki, bir şekl-i muayyenesi ve bir vatan-ı hususiyesi yoktur. Müfettiş gibi herbir daireye girer. Bazı kendine hususî bir lâfız takıyor. Bu muallâkatın bir kısmı ise harfiye ve hevâiye gibidir..." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Bazı maâni-i muallak vardır ki, bir şekl-i muayyenesi ve bir vatan-ı hususiyesi yoktur. Müfettiş gibi herbir daireye girer. Bazı kendine hususî bir lâfız takıyor. Bu muallâkatın bir kısmı ise harfiye ve hevâiye gibidir. Başka kelime onu derûnuna çeker. Bazan bir cümleye, belki bir kıssate nüfuz eder. Ne vakit o cümleyi ezdirirse, ruh gibi o mânâ takattur eder. Meselâ hasret ve iştiyak ve temeddüh ve teessüf, ilâ âhir gibi mânâlardır."(1)

Manalar, maddi alemlerde lafız ile belirgin hale gelir. Yani manaların cesedi lafızlardır. Bu yüzden ekseri manalar bir lafız elbisesini giyerek maddi aleme nüfuz ederler. Üstad'ın ifadesi ile bazı manalar vardır ki bunlar boşlukta ve belli bir lafzın zimmetinde değildirler. Bunların belli bir lafız kalıbı, belli bir özel konumları yoktur. Anonim gibi gezici ve muallaktırlar. Ama her lafza girip çıkma hürriyetindeler. Bazı lafızlar bu anonim ve gezici manaları kehribar gibi kendine çeker, kendi bünyesinin derinliğinde saklayabilirler. Bazen de bir cümleye bir  paragrafa hatta koca kıssanın içine gizlenirler, akıl ilk bakışta bunu göremeyebilir. Ancak cümle ve paragraf ezdirilirse yani iyice üzerinde düşünülür ve derinleşilirse o saklanmış ve gizlenmiş manalar anlaşılır ve açığa çıkar.

Nasıl bir meyve ezilince içindeki öz çıkar ve damlar, aynı şekilde cümle ve kıssa da iyice ezilirse yani üstünde derin düşünülürse o anonim ve gezici manalar damlar ve anlaşılır.

Mesele aşıkların divanını, yani kitaplarını sıksan içinden aşk ve hasret damlar. Kelamcıların kitabını sıksan içinden akliyat çıkar, Filozofların kitabını sıksan içinden karmaşa ve karamsarlık süzülür. Kelam-ı İlahi’yi sıksak, yani üzerinde geniş ve derince düşünsek, içinden halis hidayet, ihlas, ahlak, iman, ümit ve haşyet damlar.

Kelamın geniş ve derin olması, bu gibi ince ve anlaşılması zor manaların çokça olmasına bakıyor. Kelamın kalıp ve cesedi o kadar geniş olması gerekir ki, sadece işaret ve delalet ile ifade edilen manalar değil, böyle gezginci ve serbest meslek manaları da içine çeksin ve mana ve kelam kuvveti mucize derecesine ulaşsın. İşte Kur’an’nın sair kelamları aciz bırakması, kelam ve lafzındaki  genişlik ve harika derecesinde ki kapsamlılığıdır.

(1) bk. Muhakemat, Unsuru'l-Belegat, Altıncı Mesele.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...