Block title
Block content

Bedenimiz cismani iken, manevi hususiyeti olan duygularımız, cismimize nasıl raptedilmiş, mahiyetini nasıl alabilmiş?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu husus bilim ve felsefe dünyasının içinden çıkamadığı, tam manası ile tarif edemediği konulardan bir tanesidir. Göz et ve sinirden oluşan bir cisim iken, görmek latif ve nurani bir duygudur; ikisi arasındaki münasebet ve zaruretin keyfiyetini akıl tam anlamı ile idrak edemiyor. İşitmek, tat almak, dokunmak, sevmek, üzülmek, sevinmek ve hakeza hepsi aynı durumdadırlar.

Mesela, materyalistler bilinç ve şuurun beyin ile olan münasebet keyfiyetini tam iahate edip bilemedikleri için, bilinç ve şuuru manevi bir latife ve duygu olarak değil, beynin bir salgısı olarak görmüşlerdir. Yani manevi olarak ne varsa onları maddenin tabi bir uzantısı ve işlevi olarak kabul etmek durumunda kalmışlardır.

Esasında şuur ile beyin arasındaki münasebeti tam manası ile bilemememiz, şuurun manevi hüviyetini inkar etmemize bir sebep bir bahane değildir. Çok şeyler var ki varlığı kesin iken mahiyeti ve keyfiyeti meçhuldür. Bir şeyin mahiyetini bilemememiz varlığını inkar etmemize bir gerekçe olamaz.

Bizim bu gibi konularda en büyük ölçümüz şu prensip olmalıdır:

"İdrâk-i maâlî bu küçük akla gerekmez, / Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez."(1)

Kendini, kainat sisteminde bulunan her şeye nüfuz edebilecek çapta gören, insan idaresinin çözemeyeceği hiçbir şey olmadığını iddia eden tasavvurlara ve felsefi doktrinlere şamar indiren hakikatli bir beyittir bu beyit.

Yaratılmışların sonsuza dek muttali olamayacağı gaybi haller vardır. Bunlar Allah’ın zat-ı Akdesi ve sıfatlarıdır. Hiçbir mahluk ihatalı bir şekilde Allah’ın zatını ve sıfatlarını idrak edemez, onun için Allah’ın zatı ve sıfatları ihata noktasından ebedi olarak bize gaybi olacaktır.

“Gözler O’na erişemez. Onun ilmi ise bütün gözleri ihata eder. O, eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır.” (Enam, 6/103)

Bu âyet gözlerin, Allah’ı ihata sûretiyle, künhüne erecek şekilde göremeyeceklerini bildirir. “İdrâk-i maâlî bu küçük akla gerekmez,/ Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.” ifadesi, ekseri bu tarz konular için söylenmiş bir sözdür.

İnsanın aklı mahdut, idraki sınırlı olduğu için, birçok hususu anlamak noktasında aciz ve cahildir. Cennet ve cehennem, ruhun mahiyeti, evrenin derinlikleri ve sınırları, aklın kapasitesi gibi yüzlerce konuda insan aklı aciz ve cahildir. İşte bu beyit bu acizliği formüle ediyor.

İnsanı ve aklı ilahlaştıran dinsiz pozitivistlerin iddia ettiği gibi, insan her şeyin künhüne tam manası ile vakıf olacak bir özelliğe sahip değildir.  Burnunun ucundaki konuları çözmekten aciz olan deney perest pozitivistlerin sözleri ciddiye alınacak sözler değildir. On sekizinci asrın hakim düşüncesi olan bu materyalist ekol iflas edeli bir asır oldu.

(1) bk. Sözler, Yirmi Sekizinci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İçerik ve Külliyat | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1340 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

fütüvvet
CEVABINIZ İÇİN ALLH RAZI OLSUN. İNSAN ACİZSE ACİZLİĞİNİ ANLAMASI İÇİN Bİ YERDE TIKANMASI LAZIM.HERŞEYİ ANLAYABİLSEYDİK ACZİMİZ GÖRÜNMEZ OLABİLİRDİ.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...