Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin "Siyasal İslam" anlayışı nasıldı?

Soru Detayı

- Birinci Said dönemi (2. Meşrutiyetten Cumhuriyetin ilanına) eserleri üzerinden; Siyasal İslam alanındaki düşüncesi nedir?
- Siyaset yoluyla dine hizmet etme motodu noktasındaki duruşu nasıldır?
- İttihat ve Teraki fırkası, İttihad-ı Muhammedi fırkası gibi siyasal alandaki çabalarından söz etmenizi rica ediyorum. 

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstadımızı eğer vazifeli, sahib-i selâhiyet ve müceddid olarak kabul ediyorsak, Eski Said ve Yeni Said arasında istikamet açısından farklılık veya eksiklik kabul etmek tezatla iştigal etmektir. Eski Said dönemi Yeni Said'in doğumuna, miladına ve vazifenin başlangıcına bir hazırlık bir rahm-i maderdir.

Zaten Tarihçe-i Hayat'da, Divan-ı Harb-i Örfi mahkemesinde cinayetlerin sonunda "Ey Paşalar ve zabitler!.." diye başlayan paragrafta Üstadımız Yeni Said döneminde Eski Said'i müdafaa ediyor ve bütün eserlerini ve faaliyetlerinin müdafaasını yapıyor. Hem geçmiş ve hem de gelecek asırlarda zuhur edecek muhtemel tenkitlere de cevap veriyor ve hakikatin değişmeyeceğini ifade ediyor

Mezkur meselelere binaen herhangi birimizin Muazzez Üstadımızın Eski Said dönemi ile ilgili ef'al, ahval ve akvali ile ilgili tenkidlerde bulunmak yakışık olmaz ve haddimizi aşmak olur.

Ancak kusur yanlış ve hatalar insanlar olarak, peygamberler dahil hepimiz için mukadderdir. Bu hatalar ve kusurlar vazifedarlar da vahiyle ilham ile düzeltilir. Bu sebeple Üstadımızın hayatı boyunca bütün telifatı hatalardan arınmış ve düzeltilmiş bir hakikatler manzumesidir. Çünkü vazifelilerin omuzladıkları davanın kudsiyeti ve ciddiyeti, hamelelerin de sağlam emniyetli güvenilir olmalarını icab ettirir. Âdetullah kanunları bunu iktiza eder. Üstad Hazretleri Eski Said döneminde Müslümanların ve İslam aleminin düzeleceğini ve payidar olacağına inanmış, herkes gibi bu ahd-i ilahinin tahakkukunu beklemiştir.

O zamanlarda, davalar devletlerin omuzlarında ve siyaset merkezli muhafaza edilip taşındığı için, Üstadımız da bunu siyaset alanında aramıştır. Bu sebeple gazetelerde yazılar yazmış, imkanların elverdiği nispette konuşmalar, seminerler ve konferanslar vermiş, Darü'l-Hikmeti'l-Islamiyye'ye girmiş, bu amaca az da olsa hizmet ifa eden bütün dernekleri ve kurumları desteklemiştir.

Dünya demokrasi ve hürriyete geçerken, Osmanlı'nın da rüzgara dayanamayacağını ve hürriyetlere imkan vermesi icab ettiğini bilmiş, bu geçişin kanla ve tahrikle değil de en az zaiyatla olabilmesi için gayret göstermiş, fırsatları değerlendirmiştir. Çok mühim ve ciddi kargaşaları hallederek toplumda tansiyonu düşürmüş, Sultan Abdülhamit Han'a bu meselede paralel düşmüştür. Fevkaddeha siyaset sahibi olan Sultan Abdülhamid'in ihtiyaç olarak görüp iki defa ilan etme ihtiyacında kaldığı meşrutiyeti, halkın isyan etmeden ve başına daha büyük bir felaket gelmeden kabul etmesi için şarkı gezmiş, mühim müderrisler ve meşâyihler ve paşalarla konuşarak ülkenin nabzını tutmuş, tansiyonu düşürmüştür.

Bu sebeple hürriyet hareketinin yine Osmanlı'nın saltanatı altında onların sayesinde uygulanmasını savunmuş, hanedanın ve saltanatın ve hilafetin yıkılmamasını ifade etmiş, o âlî ecdadın mazideki hizmetleri nam-ı hesabına saltanat makamında kalmalarını ve hürmete mazhar olmalarını ve korunmalarını ifade etmiştir. Âdeta "İngiltere'de olduğu gibi sultanlar kalsın, hürmet edilsin, ama onların tensibi ile meşrutiyet tatbik edilsin." fikrini savunmuştur.

Fakat yangın ve tahrip o kadar şiddetli gelmiştir ki, Üstadımız o yangının kendisini de yaktığını, bu fikrinin tahakkukuna gücünün yetmediğini ifade etmiştir. Ve neticede Meşrutiyet ilan edilmiş İttihat ve Terakki idareye gelmiştir.

Bu defa Üstat Hazretleri, meşrutiyetde hakkı ve hukuku olduğunu iddia eden cemiyet ve kuruluşlar daha kötü senaryolara alet edilmemesi için, mevcut düzene ve sisteme yardımcı olmuştur. "Bir şey bütün elde edilmezse, bütün bütün terk edilmez." kaidesine binen İttihat ve Terakkiyi ve ona mümâsil kurumları ve dernekleri faydalı olmak açısından desteklemiş ve tavsiyelerde bulunmuştur. Yoksa Üstadımız Abdülhamit Han için "Veli Sultan", "Masum Padişah" tabirlerini kullanmış, etrafının hainlerle çevrildiğini ifade etmiş, hafiye teşkilatı ve istibdadı için de "mecbur kaldığı sıkıyönetim ve istibdat" diye tarif etmiştir.

"İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti" mevzuunda onların doğru fikirlerini desteklemiş, yanlışlarını gücünün yettiği nispette düzeltmeye çalışmıştır.

Mesela "İttihad-ı Muhammedî" için, "Peygamberimizin ismidir, bu isim altında cemiyet kurum ve siyaset doğru değildir. Bu isim umumun hakkıdır tahsis ve tahdit kabul etmez." diyerek, umum ceridelerde yazılar yazmış, bu ismin lekelenmemesi için tarifler getirerek yanlışları izale etmeye çalışmıştır. Bununla alakalı makaleler, Asar-ı Bediyye'de mevcuttur.

İttihat ve Terakkiye gelince, Abdülhamit Han'a ve saltanata muhalefet ettiklerinden, önce ona itiraz etmiş ve ciddi manada tenkit etmiştir. Ama ne fayda ki Saltanat yıkılıp İttihat ve Terakki mukadderatı ele alınca, "kötü de olsalar ülkeyi idare ediyorlar, bunları içten isyan etmek düşmanların işini kolaylaştırır" mantığınca,

"Ben tokadımı Antranik ile beraber Enver’e, Venizelos ile beraber Said Halim’e vurmam. Nazarımda vuran da sefildir."(1)

diyerek, şuurlu bir hareketle İttihat ve Terakki'yi ve meşrutiyeti desteklemiştir. Ve bu manada ne yapmışsa doğru yapmıştır. Zaman da Üstadımızı teyit etmiştir. Eski Said dönemi İlham-ı ilahi ile o zamanın şartlarında özetle bu anlamda geçmiş, mecburen içtimaî hayata ve siyasete temas etmek üzere tanzim edilmiştir.

Cumhuriyet Dönemin'de ise, Risale-i Nur'a hamil ve vazifeli olduğu zuhur etmiş, eskiden beri beklediği O Nur'un ve hakikatin siyasetle değil, tebliğ ile olacağı bildirilmiştir. Bütün içtimai ve siyasi alanlardan çekilerek Van'a gitmiş, ahir ömrüne kadar Yeni Said dönemi olarak Risale-i Nur hizmetlerini başlatmıştır.

(1) bk. Sünûhat.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

Lazgin

Kalbe ihtar edilen içtimaî hayatımıza ait bir hakikat 
   Bu vatanda şimdilik dört parti var.
Biri Halk Partisi, biri Demokrat, biri Millet, diğeri İttihad-ı İslâm'dır.
   İttihad-ı İslâm Partisi: 
   Yüzde altmış-yetmişi tam mütedeyyin olmak şartıyla, şimdiki siyaset başına geçebilir.
Dini, siyasete âlet etmemeğe, belki siyaseti dine âlet etmeğe çalışabilir.
Fakat çok zamandan beri terbiye-i İslâmiye zedelenmesiyle ve şimdiki siyasetin cinayetine karşı dini siyasete âlet etmeğe mecbur olacağından, şimdilik o parti başa geçmemek lâzımdır.

Emirdağ-2 (Sözler N.) - 143

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...