Block title
Block content

Bediüzzamana Göre Kur'an-ı Kerim'in İ'caz Yönleri

 

Mukaddime

Kalemle ilmi öğreten Allah'a hamd, Efendimiz Muhammed'e, onun âl ve saha­bilerine salât ve selâm olsun.

Kur'ân-ı Kerim zengin bir deryadır. Türlü türlü inci ve mercanlarla doludur. Onu araştırma ve incelemede derinleştikçe daha önce bilmediğin sır ve incelikleriye kar­şılaşırsın. Sen de elde ettiğinle yetinemez, bulduklarının sonunu getiremezsin.

Bu nedenledir ki Kur'ân hakkında çok sayıda eser yazılmış, çok çeşitli yönlerden ve değişik üsluplarla pek çok kitap kaleme alınmıştır. Bu konuda eser verenlerden biri de, Bediüzzaman Said Nursî'dir. O gerçekten bu alanda çok büyük gayretler göstermiş ve uzun bir vakit sarfetmiştir. Allah'ın Kitabı olan Kur'ân-ı Kerim âyetleri üzerinde inceden inceye düşünmüş, mânâlarını tefekkür etmiş, mu'cizelik yönlerini çok değişik açılardan ele almış,  ondan latîf mânâlar ve büyük dersler çıkarmıştır. Görüp tesbit edebildiği mânâ hazinelerini akıcı kalemi, derin ve ince ifadeleri ve sehl-i mümteni' özelliğini taşıyan üslubuyla yazıya dökmüştür. Böylece Risale-i Nûr, şaşkınlar için bir nûr, takva sahipleri için de nûr üstüne nûr olmuştur. Bizim adımıza Yüce Allah onu en güzel biçimde mükâfatlandırsın, bu hizmetini kendisi için ahirette bir nûr ve manevî azık ve sevap eylesin.

Ben, Bediüzzaman'ın İ'câzu'l-Kur'ân konusundaki düşünceleriyle ilgili yazmaya karar verdiğimde, kendimi başı göklere değen bir zirve ve bu ilimde derinlere kök salmış bir allame ile yüzyüze buldum. Bu nedenle meseleyi gayet ciddi bir biçimde ele almak, konuyu etraflıca incelemek, büyük bir gayret sarfetmek, onun görüş ve sözleri üzerinde derinlemesine düşünmek ve bunları tekrar tekrar mütalaa etmek gerekti. Ancak bu şekilde sözü edilen fikirler tam olarak vuzuha kavuşur ve bunlar­dan kastettikleri net bir biçimde ortaya çıkar. İşte bu çaba ve gayretin semeresi olarak sunulan araştırma ortaya çıktı. Tesbitlerimi, Bediüzzaman hakkında İstanbul İlim ve Kültür Vakfı tarafından İstanbul'da düzenlenen bu sempozyuma takdim edi­yorum.

Yüce Allah'tan, salih amellerimizi kabul buyurmasını, bunun daha fazlasına bizi muvaffak kılmasını, Üstadımız Bediüzzaman'a ve diğer üstadlarımıza rahmet etme­sini niyaz ediyorum. Başarı yalnız Allah'tandır.

Bediüzzaman'ın belirttiği i'câz yönleri

Bediüzzaman'ın eserlerini okuyan kimse, İ'câzu'l-Kur'ân konusunda birçok par­çalar bulacaktır. Bu konuyu diğer eserlerinden daha çok, daha açık ve daha kap­samlı olarak Mu'cizat-ı Kur'âniye Risalesi ve İşârâtü'l-İ'câz'da ele almıştır.

Okuyucu görecektir ki, Bediüzzaman birçok i'câz yönlerini kesin bir dil ile ifade etmiştir. İ'câz hakkındaki değişik yerlere serpiştirilmiş bulunan ifadeleri toplandı­ğında, kesin olarak kabul ettiği vecihleri belirlemek mümkün olur. Biz de araştır­mamızın bu bölümünü bu konuyu açıklamaya ayırdık.

Okuyucu, Bediüzzaman'a göre i'câz vecihlerinin sayısını araştırdığında büyük bir hayrete düşecektir. Nitekim, bir çok yerde bu vecihlerin kırk olduğunu belirtir. Başka birkaç yerde yedi vecih olduğunu söyler. Diğer taraftan bazı ifadelerinde bu sayı iki yüze, hatta birkaç yüze çıkar. O halde bu sayılardan Bediüzzaman tam ola­rak neyi kast ediyor?Acaba bu, i'câz vecihlerini belirlemede bir tereddüt müdür? Yoksa önce belli bir sayıyı doğru bulup, daha sonra bu kanaatını değiştirip başka bir sayıya mı geçmiştir? Ya da, bu sayıları te'lif edip uzlaştırmanın kendince belli bir yolu mu vardır? İşte bu problemi çözmek için bunların zikredildiği ibareleri tek tek araştırdım. Gördüm ki, bunlar üzerinde düşünüldüğünde açık bir sonuç çıkarmak mümkündür. Önce bu ifadeleri kaydetmeyi ve buradan da Bediüzzaman'ın bu sayı­lardan neyi kastettiğini anlamayı uygun gördüm:

İşârâtü'l-İ'câz'da şöyle demektedir:

"Onüç asırdan beri yedi vecihle i'câzı tasdik edilen Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın Haşir hakkındaki beyanatı, saadet-i ebediyenin geleceğine kâfi bir delil değil mi­dir? Başka bir delile ihtiyaç var mıdır?"2

Mu'cizât-ı Kur'âniye Risalesinin Zeylinde şöyle demektedir:

"...Kur'ân'ın i'câzından yedi büyük vechi varken , yalnız bir tek vechi olan be­lağatının -tek bir süresinin- mislini getirmekten istinkâfları..."3

İkinci Zeyl'de şöyle demektedir:

"Risâle-i Nûr'da ve bilhassa Kur'ân'ın kırk vech-i i'câzını icmâlen isbat eden Yirmibeşinci Söz, zeyilleriyle beraber ve Kur'ân'ın nazmındaki vech-i i'câzı harika bir tarzda isbat eden Arabî Risale-i Nûr'dan İşârâtü'l-İ'câz tefsiri bilfiil göstermiş­ler ki..."4

Yedinci Lem'a'da şöyle demektedir:

"İşte Kur'ân'ın enva-ı i'câzından olan ihbar-ı gayb nev'inin lemeat-ı i'câziyesi âyât-ı Kur'âniyede o kadar çoktur ki, hasra gelmez. Ehl-i zâhirin kırk elli âyete hasretmeleri, nazar-ı zârî iledir. Hakikatte ise binden geçer. Bazen bir âyette dört beş vecihle ihbâr-ı gaybî bulunur."5

Yirmi dokuzuncu Mektûp'ta şöyle demektedir:

"Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın ikiyüz aksam-ı i'câziyesinden nakşî bir kısmını gös­terecek bir tarzda, Kur'ân-ı Azîmüşşânı Hafız Osman hattiyle taayyün eden ve âyet-imüdâyene mikyas tutulan sahifeleri..."6

Aynı eserde şunları söylüyor:

"Kur'ân-ı Azîmuşşân'ın enva-ı i'câzı kırka bâliğ olduğu, İ'câz-ı Kur'ân namındaki Yirmibeşinci Sözde bürhanlariyle isbat edilmiş. Bazı envâ'ı tafsilen, bir kısmı icmâ­len muannidlere karşı dahi gösterilmiş..."7

Yine aynı eserde şöyle demektedir:

"Şimdi o tabakanın fehmini ve zevkini teshil etmek için; kırk vücûh-u i'câzdan göz ile görülen bir vechini, bir Kur'ân'ı yazdırdık ki, o yüzü göstersin."8

On Dokuzuncu Mektup'ta ise şöyle demektedir:

"Resûl-i Ekrem (a.s.m)'in en büyük ve ebedî ve yüzer delâil-i nübüvveti câmi' ve kırk vecihle i'câzı isbat edilmiş bir mu'cizesi dahi Kur'ân-ı Hakîmdir."9

Yine Mektûbât'ta şöyle demektedir:

"(Hz. Peygamber'in) Elinde bu kaînat sahibinin bir fermanı bulunduğu... ve o fermanı, her asırda üçyüz milyondan ziyade insanların onu kabul ve tasdik ettik­leri... ve o ferman olan Kur'ân-ı Azimuşşanın yedi vecihle harika olmasıdır. Ve bu Kur'ân'ın kırk vecihle mu'cize olduğunu... ve kâinat Halıkının sözü bulunduğunu kuvvetli delilleriyle beraber, Yirmibeşinci Söz-Mu'cizât-ı Kur'âniye-namında ve Risâle-i Nûr'un bir güneşi olan meşhur bir risalede beyan edilmesinden..."10

Risâle-i Nur'da bulunan bu ibareleri böylece kaydettikten sonra, had ve hesaba gelmez i'câz lem'aları bulunduğunu zikreden ifade, bütün bu lem'aların bir tek çeşit yani, "İhbar-ı Gaybî" kısmı altına girdiğini görüyoruz.

İ'câz vecihlerinin iki yüz olduğunu söyleyen ifadede yer alan bu vecihlerin genel i'câz vecihleri kapsamına giren fer'î kısımlar olduğu anlaşılıyor.

Geriye bu vecihlerin yedi ve kırk olduğunu belirten ifadeler kaldı. Bu ifadeler üzerinde iyice düşündüğümüzde görüyoruz ki, bu kırk vechin tafsilini Mu'cizat-ı Kur'âniye Risalesine havale ediyor ki gerçekten bu risalede bu vecihler zikr ve tafsil edilmiş. Bu risaleyi mütalaa eden görecektir ki, Bediüzzaman Kur'ân'ın i'câz vecih­lerinden birini önce icmalen zikrediyor, arkasından bu vechin kapsamına giren cüz'­iyatı detaylı bir biçimde açıklıyor. Bundan anlaşılıyor ki, Bediüzzaman'ın i'câzın yedi vechinden maksadı, genel veya bellibaşlı vecihlerdir; kırk vecihden maksadı ise, tafsilî, ince veya bu genel vecihler kapsamına giren fer'î olanlardır.

Buradan, Bediüzzaman'ın Kur'ân'ın i'câz vecihlerinin sayısı hakkındaki maksadı ortaya çıkıyor. Ben bu bölümde, İ'câzü'l-Kur'ân'ın yedi büyük veya genel yönünü belirlemeye çalışacağım. Nitekim Bediüzzaman bu yedi vechi zikretmiş, fakat neler olduklarını açık olarak belirtmemiştir. Ayrıca, bunlar arasındaki tedahül ve tekrarı da gidermeye çalışacağım.Şunu da göz önünde bulundurmak gerekir ki, Bediüzza­man'ın i'câz vecihleri olarak zikrettiği bazı noktalar da vardır ki, bunlar gerçekte, izah ve isbatı geçen vecihlerin netice ve meyveleri durumundadır. Bu konunun so­nunda, Mu'cizat-ı Kur'âniye Risalesinde açıklanan i'câz vecihlerini gösteren bir şe­maya yer vereceğim.

1. Kur'ân'ın nazmı: Bediüzzaman, nazmın Kur'ân-ı Kerimin i'câz vecihlerinin en birinci ve en açığı olduğu görüşünde. Bu i'câz vechini açıklamak amacıyla çok de­ğerli eseri İşaratü'l-İ'câz isimli tefsirini kaleme almıştır. Bu eserinde, tefsirini yaptığı âyetleri, Kur'ân-ı Kerimin bu i'câz yönünü gösterecek biçimde ele almıştır. Bu ese­rinde şöyle bir metod izlemiştir: Tefsir edeceği âyet veya âyetlerden önce bir mu­kaddimeye yer verir. Bazenbunu terkettiği de olmuştur. Sonra âyetlerin tefsirini yapar. Akabinde, âyetin önceki ve sonraki âyetlerle nazm ve irtibatını açıklar. Ar­kasından âyetin cümlelerinin ve cümlelerdeki kelime ve harflerin birbirleriyle olan münasebetlerini beyan eder. Nitekim kitapta defalarca bu metoduna işaret etmek­tedir. Bu işaretlerinden birisi şudur:

"Şu İşârâtü'l-İ'câz adlı eserden maksadımız; Kur'ân'ın nazmına, lafzına ve ibaresine ait i'câz işaretlerini ve remizlerini beyan et­mektir. Çünkü i'câzın mühim bir vechi, nazmından tecelli eder. Ve en parlak i'câz Kur'ân'ın nazmındaki nakışlardan ibarettir."11

Şu sözü de buna örnektir:

"Bil ki, Kur'ân-ı Kerimin i'câzının esası, nazmının belağatıdır. Nazmın belağatı da iki kısım­dır. Bir kısmı, ziynet gibi, bir kısmı da elbise gibidir."12

Üstad aynı eserde şöyle de demektedir:

"Kur'ân-ı Kerim i'câzının en dakik vechi, nazmının belağatında­dır."13

Bu nedenledir ki, Prof. Dr. Muhsin Abdulhamîd İşârâtü'l-İ'câz'ın tahkikli Arapça baskısının takdiminde şöyle demektedir:

"Öyle görüyorum ki, Üstad Nursî, bu nazım nazariyesini güzel ve sağlam bir şekilde incelemiş, sonra da kendisinden önce tefsir yazan Zemahşerî, Râzî ve Ebû Suud gibi zâtların bu nazariyeyi tam bir sistem olarak ve sırasına göre Kur'ân'ın bütün sûre, âyet ve lafızlarına tek tek şâmil gelecek şekilde tafsilatlı olarak uygulamaya çalışmadıklarını görmüş ve bu büyük müfessirleri örnek ala­rak-fakat onlardan farklı olarak-tam, tafsilatlı ve şümûllü  bir şekilde uygulaya­cağı bir tefsir yazmak istemiştir. O, bu tefsirinde, söz konusu nazım nazariye­sini, cümlelerin hem lafız ve hem de mânâlarına, lugâvî, külli ve cüz'i, aklî ve zevkî maarif açısından da uygulanmıştır. Kur'ân nazmının inceliklerini keşfetmek için bu nazariyeye dayanmış, Kur'ân'ın mu'cizeliğini bununla göstermiş ve Kur'ân üslûbunun ince hususiyetlerini ortaya çıkarmıştır. Kur'ân'ın bu üslûb hususiyet­leri ki, kendisinden önceki beliğ Arabi ifadelere muhalefet etmiş, beliğleri hayret­te bırakmış, fesihlerin dilini kesmiş ve böylece tâ  Kıyamete kadar onlara meydan okuduğunu ispat etmiştir."

Gerçekten de İşârâtü'l-İ'câz, i'câzü'l-Kur'ân'ın bu vechini isbat alanında çok de­ğerli bir çalışma sayılır. Bu konuyu, pek çok âyeti örnek göstererek tatbikî bir bi­çimde isbat eder. Bediüzzaman'ın bu eserini, çok zor ve çetin şartlarda, Birinci Dünya Harbinde avcı hattında kaleme aldığı da gözönüne alındığında değeri bir kat daha artar. Bu eser, üslubu, metodu ve yazıldığı şartlar itibariyle müstesna bir özel­lik taşır.

2. İcâz: Bediüzzaman, îcâzın nazımdan sonra Kur'ân'ın i'câz vecihleri arasında ikinci sırada yer aldığı görüşündedir. Bu görüşünü, birkaç yerde dile getirmiştir. Örnek kabilinden şu sözlerine yer verelim:

"Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın esas-ı i'câ­zının-en mühimlerinden-belağatından sonra îcâzdır. İcâz, i'câz-ı Kur'ân'ın en me­tin ve en mühim bir esasıdır. Kur'ân-ı Hakîm'de şu mu'cizane îcâz, o kadar çoktur ve o kadar güzeldir ki; ehl-i tahkik, karşısında hayrettedirler."14

Üstad daha sonra birçok âyetleri örnek olarak zikrederek dediklerine delil geti­rir.15

3. Kur'ân-ı Kerim lafızlarının fesahat ve câmiiyeti: Bediüzzaman Kur'ân lafızla­rındaki fesahata birçok yerde değinmiştir. Aynı şekilde Kur'ân'ın lafız, mânâ, ilim, konu ve üslubundaki camiiyeti de muhtelif vesilelerle beyan etmiştir. Bazen de, aralarındaki iç içelik ve yakınlıktan dolayı lafızdaki camiiyeti fesahata ekleyerek ikisini birlikte zikretmiştir.

Bediüzzaman'ın, lafızların fesahatinden hareketle i'câzın bu vechini açıklayan bir­çok ifadeleri vardır. Ona göre, her bir kelimenin, her bir harfin, hatta bazen bir sü­kûnun bile gerçekten pek çok fonksiyon ve vecihleri vardır.16Üstad bunun da bir çok örneklerine yer verir.17

4. Üslûb-u bedi': Bediüzzaman, Kur'ân-ı Kerimin üslubundaki harika bedaatın, i'câz vecihlerinden biri sayıldığına işaret eder. Ona göre:

"Kur'ân'ın üslubları hem garibdir, hem bedi'dir, hem acibdir, hem mukni'dir. Hiçbir şeyi hiçbir kimseyi taklid etmemiş. Hiç kimse de onu taklid edemiyor. Nasıl gelmiş, öyle o üsluplar tarave­tini, gençliğini, garabetini daima muhafaza etmiş ve ediyor."18

5. Beyanının beraatı: Kur'ân-ı Kerimin beyanı hitab tabakalarının en a'la merte­besindedir. Mu'cizât-ı Kur'âniye Risalesi, bu vechi beyan eden birçok misalleri ihtiva ediyor.19

6. Mânâsının belağatı: Bediüzzaman, bu vechi beyan ederken fazla tafsilata gi­rişmemiştir. Sadece, bunun i'câz vecihlerinden biri olduğunu kesin olarak ifade eden birkaç kısa işaretle yetinmiştir.20

7. Kur'ân'da zikredilen ulûm ve maarif: Bu vechin kapsamına pek çok husus gi­riyor. Kur'ân-ı Kerimin i'câz vecihlerinden birisi de, insanlığın ilerlemesiyle henüz yeni yeni keşfedilen ilmî gerçeklere taalluk eden özlü işaretleri ihtiva etmesidir.

Üstad Bediüzzaman, Kur'ân'da zikreden peygamber mu'cizelerinden, beşeri, benzerlerine ulaşmak için çalışmaya teşvik ve teşci' eden işaret ve anahtarların ala­nıbileceğine dikkatleri çekiyor. Şöyle ki:

"Sanki Kur'ân-ı Kerim, enbiyanın kıssa ve hikayeleriyle terakkiyatın esasla­rına, temellerine parmakla işaret ederek: ‘Ey beşer! Şu gördüğün mu'cizeler, bir takım örnek ve nümunelerdir. Telâhuk-u efkârınızla, çalışmalarınızla şu örneklerin emsalini yapacaksınız.' diye ihtar etmiştir. Evet mazî istikbalin ayinesidir; istik­balde vücuda gelecek icâdlar, mazide kurulan esas ve temeller üzerine bina edi­lir."21

"Meselâ, "Rüzgarı da Süleymana boyun eğdirdik ki, sabahtan bir aylık, öğleden sonra da bir aylık yol giderdi." (Sebe Sûresi, 12) âyeti, ‘Hz. Süleymân, bir günde havada tayeran ile iki aylık bir mesafeyi kat'etmiştir' der. İşte bunda işaret ediyor ki: Beşere yol açıktır. Bu mertebeye yetiş ve yanaş. Cenâb-ı Hak, şu âyetin lisaniyle manen diyor: ‘Ey insan! Bir abdim, hevâ-i nefsini terk ettiği için havaya bindirdim. Siz de nefsin tembelliğini bırakıp bazı kavânîn-i âdetimden güzelce istifade etseniz, siz de binebilirsiniz."22

Okuyucu, Bediüzzaman'ın bu konudaki sözlerini okurken onun meseleye olan şiddetli taraftarlığını ve tam kanaatını açıkça görebiliyor. Bu taraftarlık ve kanaatını latîf ve tatlı bir ifadeyle belirtiyor.23-Bildiğim kadarıyla- bu noktaya ondan önce temas eden olmamıştır.

Bu i'câz vechinin kapsamına giren bir husus da, Kur'ân'ın gaybden haber ver­mesidir. Nitekim Kur'ân'ın, insanların insan olarak ulaşmaları ve bilmeleri mümkün olmayan birçok gaybî hususları bize bildiren âyetlerinin bulunduğunu görüyoruz. Bu gayblerden biri, geçmiş zamanla ilgili, biri-birçok nevileriyle-gelecek zamanla il­gili, biri de hakaik-i İlâhiye, kâinattaki gerçekler ve ahiretteki konularla ilgilidir.24

Bediüzzaman, Kur'ân âyetlerinde gayble ilgili haberlerin çokluğuna işaret eder:

"İşte, âhir-i Feth'in mezkûr üç âyeti, o vücuh-u i'câzından yalnız ihbar-ı gaybî veçhinin çok vücuhundan yalnız yedi veçhini bahsettik. Cüz-ü ihtiyarî ve kadere dair Yirmi Altıncı Sözün âhirinde, şu âhirki âyetin hurufatının vaziyetindeki mü­him bir lem'a-i i'câza işaret edilmiştir. Bu âhirki âyet, cümleleriyle Sahabeye bak­tığı gibi, kayıtlarıyla dahi yine Sahabenin ahvâline bakıyor. Ve elfâzıyla Sahabe­nin evsâfını ifade ettikleri gibi, hurufâtıyla ve o âyetteki hurufâtın tekerrür-ü ade­diyle yine Ashab-ı Bedir, Uhud, Huneyn, Suffe, Rıdvan gibi tabakat-ı meşhure-i Sahabede bulunan zatlara işaret ettikleri gibi, ilm-i cifrin bir nev'i ve bir anahtarı olan tevafuk cihetiyle ve ebced hesabıyla daha çok esrarı ifade ediyor."25

____________________

** Dr. AHMED HALİD ŞÜKRÎ

1960 yılında Ürdün'ün Amman şehrinde doğdu. 1977 yılında Kur'ân hıfzını tamamladı ve tecvid konusunda icâzet aldı. 1983 yılında Medine-i Münevvere İslâm Üniversitesi Kur'ân-ı Kerim ve İslâmî İlimler Fakültesi'nden mezun oldu. 1987 yılında aynı üniversitenin yüksek lisans bölü­münü "el-Bahru'l-muhît tefsirinde kıraat" adlı master teziyle tamamladı. 1991 yılında da aynı üniversitede doktorasını bitirdi.

Hikâye ve tiyatro dalında eserler yazmıştır. Gazetelerde birçok ilmî makalesi yayınlanmıştır. 1993-1994 yılları arasında Kur'ân-ı Kerim'i Koruma Cemiyeti'nde danışmanlık ve idare heyeti azalığı görevinde bulunmuştur. 1990 yılında Medine-i Münevvere İslâm Üniversitesi tarafından dinî hizmetler için ABD'nin çeşitli şehirlerine gönderilmiştir. 1988 yılında bir müddet Almanya'­da bulunmuştur. Ürdün'de birçok sempozyum ve panellere katılmıştır.

2 İşârâtü'l-İ'câz: s. 60.

3 Sözler: s. 418.

4 Sözler: s. 425.

5 Lem'alar, 7. Lem'a, s. 31.

6 Mektûbât, 29. Mektûp, Üçüncü Risâle Olan Üçüncü Kısım, s. 457.

7 A. g. e. aynı sayfa.

8 Mektûbât, 29. Mektûp, Üçüncü Kısım, s. 458.

9 19. Mektûp, 18. İşâret, s. 212.

10 19. Mektûp, 18. İşaret, s. 248.

11 İşârâtü'l-İ'câz: s.11.

12 İşârâtü'l-İ'câz  s. 141.

13 İşârâtü'l-İ'câz: s. 226.

14 Mektûbât, 26. Mektûp, I. Mebhas, s. 360.

15 A.g.e, s. 360-361.

16 el-Kelimât: s. 451.

17 A.g.e, s. 437, 452-456.

18 Sözler, s. 346.

19 el-Kelimât: s. 439-457.

20 el-Kelimat: s. 439-457.

21 İşârâtü'l-İ'câz: s. 238.

22 Sözler: s. 237.

23 Bkz. İşârâtü'l-İ'câz: s. 301-304; el-Kelimât: s. 277-296.

24 el-Kelimat: s. 468-471.

25 Lem'alar: 7. Lem'a'nın son paragrafı.

Paylaş
Yükleniyor...