Block title
Block content

BEDİÜZZAMAN'IN "AŞİRET MEKTEPLERİ" YORUMU

 

AŞİRET MEKTEPLERİ BOSTAN-I MAARİFE AÇILMIŞ BİR PENCEREDİR

Sultan Abdülhamid döneminde doğuda konar göçer aşiretleri medenî hayata alıştırmak için Hamidiye Alayları kurulmuştu. Buna paralel olarak aşiret çocuklarının eğitimi için İstanbul’da Aşiret Mektepleri kuruldu. Bu okul meşrutiyetin ilanından iki yıl önce kapatıldı. Meşrutiyetten sonra Hamidiye Alayları da kapatılmak istenince, Üstad bu mektebi hatırladı ve şu uyarıyı yaptı:

“Ve o cennet-i medeniyet kapısı olan askerlik cihetiyle bostan-ı maarife karşı açılmış ve 'mekteb-i aşair' denilen küçücük bir pencerenin kapatılmasıyla, ziya-yı hakikatle tenevvür eden ve o menazir-i behîceyi seyreden ve o meyvelerden lezzet-i hakikiyye-i daimiyeyi duyan biçare etfal-i Ekradın neşatlarını söndürmekle, zulmet-i me’yusiyete düştükleri için, büyük bir unsur-u sâdıkın esas-ı sadakatlarını sarsmıştır. Bundan ibret alınız, pencerenin kapatılmasıyla böyle olursa kapının seddiyle neler olmaz!” (Hamidiye Alaylarına Dair Beyan-ı Hakikat, Şûra-yı Ümmet Gazetesi, 6 Teşrinisani 1324, Asar-ı Bediiye)

Mekteb-i Aşiret-i Hümayun Öğrencileri

Hamidiye Alaylarını medeniyete açılan kapı, Aşiret Mektebini ilim ve marifet bahçelerine açılmış küçük bir pencereye benzeten Üstad şöyle devam der: Kürt çocukları Mektebin sağladığı hakikat ışığı ile medeniyet bahçesini seyretmekte, ilim ve marifet bahçesinin lezzetli meyvelerini tatmaktaydılar. Bu okulun kapatılması ile onlar tekrar umutsuzluk karanlıklarına düştüler. Sadık büyük bir unsur olan Kürdlerin sadakatları sarsıldı. Okul penceresi kapatıldığında böyle olursa, Hamidiye Alayları kapısını kapattığınızda olacakları siz düşünün!

AŞİRET MEKTEPLERİ İTTİHAD-I İSLAM PROJESİYDİ

Hicaz ve Yemen bölgelerinde valilik yapmış Osman Nuri Paşa, Urban evlâdı için özel okul açılmasını teklif etmiş veya Sultan böyle bir teklif konusunda paşanın fikirlerini sormuştur. Paşa, saraya takdim ettiği layihada özellikle Mekke-i Mükerreme’de bir Dârülhadîs, bir Dârülulum ve bir Dârüssınai açılması gerektiğine işaret etmişti. Dârüluluma alınacak Arap aşiretlerinin çocukları eğitim yoluyla kazanılabilecek, bunlar kaymakamlık, memurluk ve kaza müdürlüğü gibi görevlere tayin edilerek bölgedeki Arap kabileleri, daha rahat bir şekilde denetim altına alınabilecekti. Osman Nuri Paşa’ya göre aşiret reisi ve şeyhlerin çocukları, babalarından sonra şeyh olmak yerine devlet memuru olacaklar, devletin buralardaki hâkimiyet ve tesiri artacaktı.

Osman Nuri Paşa (1832, 1900)

Sultan bu tavsiyenin üzerinde dikkatle durdu. Kendisinin Aşiret Mektebi adını verdiği bu okul için Mehmed Nuri Paşa’ya ikinci bir layiha hazırlattı. Nuri Paşa’nın hazırladığı layiha, devlet ricalinin beklentilerini açıklaması yönüyle önemlidir:

Arap aşiretlerini Osmanlı’dan uzaklaştırmak için yapılan tahriklerin tesirli olmasında en önemli sebep, aşiretler arasında şiddetle hüküm süren cehaletti. Dersaadet’te açılması düşünülen Aşiret Mektebi, ilerde aşiretler arasında açılacak okullar için öğretmen yetiştirmeliydi. Bölgenin imarı ve buralara devlet hizmetinin görülmesi için bu okul mezunlarından faydalanılabilirdi. Farklı aşiret ve kabileler arasından, nüfuz sahibi ailelerin çocuklarından 12–16 yaş arasında bedenen sıhhatli ve zihnen kabiliyetli olanları seçilmeliydi.

Aşiret Mektebi Talebeleri

Talebeler yatılı okuyacak, aynı tarz ve şekilde elbise giyecekti. Okul yönetmeliği ve güvenliği Harbiye veya Mülkiye mekteplerine benzer şekilde olmalıydı. Ders yılı sonunda talebelerden isteyenler, memleketlerine gönderilecekti. Böylece onların İstanbul’da padişahtan gördükleri ihsanları anlatması ve mektepte kazandıkları terbiyenin aşiret ve kabileler arasında yayılması sağlanacaktı. Aşiret Mektebi’nin ders programı ‘talebenin hilafet-i İslâmiye ve saltanat-ı Osmaniye’ye olan hürmet ve muhabbetlerini artıracak muhtevada’ olacaktı. Kısaca okul, Osmanlı saltanatına bağlılığı artırmayı hedeflemişti.

Beş yıllık bir programla eğitime başlayan okul, daha sonra 4 yıla indirildi. Aşiret Mektebi’nde henüz ilkokul seviyesinde olan ve hiçbir bilgi almamış çocuklar için uygulanan program ağırdı. Uygulamada görülen bu aksaklık yeni şubelerin açılmasını engelledi. Suriye’de bir şube açılmıştı. Ancak daha sonra Aşiret Mektebi açmak isteyen Bağdad Valiliği’ne ‘ilkokul tahsili verilmeden, bu tür mekteplerin fayda sağlamadığı, aşiretler için seyyar mekteplerin kurulacağı’ cevabı verildi. Aşiret Mektebi programı yeniden düzenlenerek Mekteb-i Harbiye ve Mekteb-i Mülkiye için hazırlık okulu hâline getirildi.

Okula sadece konar-göçer aşiretlerden talebe alınacaktı ve şeyhlerin çocukları öncelikli kayıt hakkına sahipti. Çok sayıda şeyhin çocuğu İstanbul’a getirildi. Aşiret Mektebi kısa sürede bir külliye hâlini aldı. Çevre binalar istimlâk edilmiş, camisi, hastanesi, çamaşırhanesi, dikimhanesi olan büyük bir teşkilât kurulmuştu.

AŞİRET MEKTEPLERİ VE KÜRTLER

Başlangıçta Arap aşiretleri için açılan Aşiret Mektebi’ne, Hamidiye Alayları’nda yer alan Kürt aşiret reisleri büyük ilgi gösterdi. Çocuklarını bu mektebe vermekle Sultan Abdülhamid’e yakınlık kazanacak ve bölgelerinde itibarları artacaktı. Bunun için Şakir Paşa’yı aracı koydular. Sultan bu aşırı istekleri geri çeviremedi. Cibranlı, Zeylan, Celali, Şemski ve Saraçlı Kürt aşiretlerinden okula talebe alındı. Anadolu Islahatı Müfettişi Şakir Paşa’nın aracı olduğu telgrafların birinde ‘her alaya iki çocuk hesabıyla talebe kaydı Asakir-i Hamidiye Kanunu ahkamından bulunduğu cihetle’ demesi daha kuruluş aşamasında böyle bir ihtimalin düşünüldüğünü göstermekteydi.

Aynı dönemde Rumların, Yanya, Kosova, Manastır ve İşkodra bölgelerinde ‘ilim cemiyeti’ adıyla teşkilâtlar kurdukları, Rum ve Hristiyanları etkilemeye çalıştıkları rapor edilmekteydi. Benzer şekilde çocukları Aşiret Mektebi’ne alınarak Arnavutlar da onurlandırılacaktı. Kosova Valiliği her yıl Aşiret Mektebi’ne en fazla 10 öğrenci gönderebilecekti. Ancak padişah, herhangi bir şartla sınırlı olmadığı için gerekli gördüğünde bunun iki katı kadar kayıt yapılmıştı. 1902, 1903 ve 1904 yıllarında 20′şer Arnavut talebenin kaydı yapıldı.

Talebelerden Mekteb-i Mülkiye’yi bitirenler kaymakam ve mutasarrıfların yanında maiyet memuru, yaşları müsait olanlar nahiye müdürlüğü, Harbiye lisesini bitirenler jandarma mülazım-ı saniliği ile taşrada görev aldılar. Polis, zabıta olanların yanında, Şammar Aşireti Reisi Ferhad Paşa’nın vefatı üzerine yerine geçen oğlu Hamdi Ferhan Bey gibi, aşiret reisi tayin edilenler de vardı.

OKULUN KAPANIŞI

Sultan, Aşiret Mektebi’ni gönlünce idare edecek iktidar sahibi idareciler bulmakta zorlandı. Okulun gerek talebe mevcudu gerekse masrafları gün geçtikçe artmaya başlamıştı. Maarif Nezareti para bulmakta zorlanmaktaydı. Kürt ve Arap talebeler arasında sık sık kavgalar yaşanmaktaydı. Güvenliği sağlamak için okul bahçesine geniş bir karakol binası inşa edildi. Belirli sayıda jandarma, polis ve asker yatılı olarak nöbet tutacaktı.

Bu projenin başarılı olması durumunda ayrılıkçı hareketlerin esaslı bir darbe yiyeceğini anlayan yabancı ajanlar, okulu karıştırmakta başarılıydılar. Yabancı basın, okul ile yakından ilgileniyor, okulu anarşi kaynağı olarak gösteriyordu. 1903 yılı Mayıs’ında çıkan olayda dört subayın yaralandığı haber konusu olmuştu. Her ne kadar yalanlansa da, Kölnische Zeitung gazetesi, aşiret mektebinde meydana geldiği iddia edilen olayda askerlerin birçok kimseyi yaraladığı veya öldürdüğü haberini yayımlamıştı. Avusturya ve İtalya gazeteleri hâdiseyi sayfalarına taşımış, okul Avrupa’nın gündemine girmişti. Hâdiseler Avrupa’nın yeni bir fitne kapısı açma tehlikesini doğuracak şekilde gelişmekteydi.

Beklenen faydanın elde edilemeyeceği görülünce, son yemek boykotu bahane edilerek okul 1907 yılında sessizce kapatıldı. Sonunda mektep liseye çevrilmiş, talebeler de diğer dengi okullara dağıtılmıştı. Muhtemelen okulun kapatılmasındaki en önemli sebep, Batılıların hâdiseye el atmış olmaları ve konuyu istismar etmeleridir. Aşiret Mektebi’ne talebe alınan bölgelerde, dönemi itibarıyla İngilizlerin yoğun faaliyetleri ve uzun vadeli plânları vardı. Aynı şekilde Almanların da niyetleri, İngilizlerden farklı değildi. Ayrıca Sultan II. Abdülhamid de artık yorulmuştu. Batılı büyük devletlere yeni bir müdahale kapısı açmak istemiyordu.

Aşiret Mektepleri, üzerinden yüz yıl geçmesine rağmen hâlâ güncelliğini koruyan bir projedir. O dönemde İslâm düşüncesinin, Batı’dan gelen ırkçı fikirlere karşı henüz bir çözüm üretememiş olmasının da alınan netice üzerindeki tesiri inkâr edilemez. Sultan çok istemesine rağmen, modern okullardaki ayrılıkçı fikirlerin önüne geçemedi. Aşiret Mektebi benzeri eğitim kurumlarının günümüzde başarılı olma şansı daha yüksektir. Zira elimizde Risale- Nurlar gibi uhuvvet-i İslamiyenin ve ittihad-ı İslamın çok güçlü bir programı vardır. (Bu bölüm "Osmanlı’nın Doğu Siyaseti" isimli çalışmanın ilgili kısmından özetlenmiştir.)

Yazar: Ramazan Balcı | Okunma Sayısı: 3010 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
Yükleniyor...