Block title
Block content

Bediüzzaman’ın gençlik yıllarında medresede yemek yerken yaşlı bir kişinin geldiği, Üstad'ın onunla ilgilenip yemek yedirdiği, yaşlı kişinin de “Evladım, sen boş bir insana benzemiyorsun. Allah seni bu asra imam yapsın.” dediğinin kaynağı var mı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İfade ettiğiniz haberin aslına ulaşamadık. Ancak söylediğiniz hususa müradif (benzer) olarak Bediüzzaman Hazretlerinin talebelerinden Abdülkadir Badıllı Ağabey'in kaleme aldığı, Mufassal Tarihçe-i Hayat eserinde geçen şu iki hatıra mevzumuza ışık tuttuğu kanaatindeyiz:

 “Arap âleminin edib-i şehîri, muhterem Prof. Dr. Said Ramazan el Bûtî 25/9/1995 günü, İstanbul’da, Bediüzzaman Said-i Nursî’nin Sempozyumunda yüzlerce insanın huzurunda şu haber ve hâtırayı anlatmışlardı (Mezkûr tarihten sonra, mektupla kendilerinden tekrar o hâtıranın senet ve rivayetini istirham ettim. 13/10/995 tarihli mektubu ile cevab verdi. Hâtıranın hülâsası şöyledir:)

"Ben, merhum babam Molla Ramazan’dan, o da Bitlisli ve Bediüzzaman’ın eniştesi Molla Said’den, Molla Said  ise, Bediüzzamanın küçük kardeşi Molla Abdülmecid’den duymuş olduğu haber şöyledir:"

"Bediüzzaman ilme başladığı günlerde, medreselerine bir gün bir derviş gelmiş. Bu derviş, çok perişan, üstü başı kir pas içinde, saçı sakalı birbirine karışmış pejmürde bir vaziyette..."

"Medresedeki talebelerden hiçbirisi gelen dervişle ilgilenmemiş, ondan uzak durmuşlar. Fakat Bediüzzaman bu dervişle yakından ilgilenmiş, üstünü başını silmiş, beraber ayni kaptan yemek yemişler. Hatta bir kaşıkla, bir lokma dervişin ağzına, bir lokma da kendi ağzına almak suretiyle yemek yemişler."

"Bu derviş, o gece medresede kalmış, sabahleyin birden kaybolmuş..."

"İşte bu hadiseden sonra, Bediüzzaman’ın halinde, zihninde harika bir inkişaf başlamış...”(1)

Bediüzzaman’ı asıl müceddidliğe, asrın imamlığına taşıyan en önemli hadise aşağıda ifade edilen rüya olsa gerektir: 

"Genç Said, anne ve babasının yanında izne geldiği üç dört aylık zamanını geçirmekte iken, Hicrî 1308 Miladi 1891 yılının başında bahar faslının ibtidasında, ona taze bir ruh, yeni bir hayat nefh edecek ve ona Molla’yı Meşhur ve Bediüzzamanlık ünvânlarını bahş ettirecek, esrâr ve envar kaynağı olacak şöyle bir rü’ya görür:

‘Kıyamet kopmuş, Kâinat yeniden dirilmiş. Molla Said Bediüzzaman, Peygamber Efendimizi (asm) nasıl görüp ziyaret edebileceğini düşünür. Nihayet Sırat köprüsünün başına gidip, orada durup beklemek hatırına gelir. Çünki nasıl olsa herkes oradan geçer, ben de orada beklemeliyim, der. Ve Sırat köprüsünün başına gidip bekler. Bütün Peygamberân-ı İzam hazeratını birer birer ziyaret ettikten sonra, Peygamberimiz Hazret i Muhammed sallallahû teala aleyhi vesellem Efendimiz Hazretlerini de ziyaretle müşerref olunca uyanır."

"Bu rü’yadan, bilâhare kendilerinden öğrenildiğine göre, genç Said, (Bediüzzaman) Peygamber’i (asm) ziyaret ettiği anda, kendilerinden ilim talebinde bulunur. Resulullah Efendimiz (asm) ise;

 ‘Ümmetinden hiç kimseye sual sormamak şartiyle, Kur’ân ilminin hususî surette kendisine verileceğini' müjdeler."

"İşte Molla Said, bu feyiz ve nûr kaynağı olan rü’yayı gördükten sonra, tahsil-i ilim için kendisinde bir şevk uyanır...”(2)

Dipnotlar:

(1) bk. A.BADILLI, Mufassal Tarihçe-i Hayat, I/89.

(2) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

.papatya.

Ümmetinden hiç kimseye sual sormamak şartiyle, Kurân ilminin hususî surette kendisine verileceğini müjdeler. İşte Molla Said, bu feyiz ve nûr kaynağı olan rüyayı gördükten sonra, tahsil-i ilim için kendisinde bir şevk uyanır.. biz bu rüyayı anlatırken nasıl ispatlıycazz

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (editor)

Bu rüyanın gerçekliğini kimseye ispat etmek zorunda değiliz. Bu bir kabul meselesidir. Ancak rüyanın içeriğini zaten üstadımız hayatı ile ispat etmiştir. Üç aydan fazla tahsili olmayan bir zatın hayatındaki ilmi derinliği varsın muhatabımız ispat etsin.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)

İşte, büyük ulemâ-i İslâm ve meşâyih-i kirâm, çok tecrübe ve imtihanlarla şöyle bir kanaate varmışlardır ki, Bediüzzaman ne söylerse hakikattir. Bediüzzamanın eserleri sünûhât-ı kalbiye olup, cumhur-u ulemânın tasdik ve takdirine mazhardır. Ehl-i ilim, ehl-i tasavvuf ve ehl-i mektep ve fen, Bediüzzaman'ın eserlerinden sadece istifâza ve istifade ederler. Evet, üç aylık bir tahsili bulunan ve kırk seneden beri Kur'ân-ı Kerîmden başka bir kitapla iştigal etmeyen, yüz otuzu Türkçe, on beşi Arapça olan eserlerini telif ederken hiçbir kitaba mürâcaat etmediği, henüz hayatta olan kâtipleri tarafından şehâdet edilen, esâsen kütüphânesi de bulunmayan, yarım ümmî bir zât, öyle misilsiz bir ilânâtla, ulûm-u cedîde de dahil mütenevvi' ilimlerde, yüksek âlimler ve büyük mürşidlerle, genç yaşında yaptığı münâzaraların hepsinde muvaffak olduğu meydanda bulunan, ittifaklı olan meseleleri tasdik ve ihtilâflı olanları tashih eden, kendisi için "Bediüzzaman'ın cevap veremeyeceği bir suâl yoktur" diye allâmeler tarafından tasdik edilen İslâmiyete olan hücumları akîm bırakan Said Nursî gibi bir müellifin, elbette dâhî bir müfessir-i Kur'ân ve onun ilminin vehbî ve vâsi' olduğuna, eserleri olan Nur Risâlelerinin bir hayat boyunca okumaya lâyık hârika bir şâheser olduğuna şüphe edilemez. Sözler | Konferans | 709

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...