Bediüzzamanın şiddetle siyasetten kaçınması, talebelerini de siyasetten uzak tutmasına rağmen Nur cemaatinin önde gelen isimleri 12 Eylül referandumunda EVET diyeceklerini ve demek gerektiğini medya yolu ile ilan ettiler. Yapılanlar sizce doğru mudur?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu hassas sorunuza birkaç açıdan cevap vermek gerekmektedir.

Birincisi: 12 Eylülde yapılacak oylama bir parti seçimi oylaması değil, isminden de anlaşıldığı üzere referandum oylamasıdır. Referandum ise siyaset manasında değerlendirilemez.

İkincisi: Halk tarafından seçilen millet vekilleri, halkın yararına olacak her türlü işi halk adına yapmakla vazifelendirilmişlerdir. Meclis bir meşveret ortamıdır. Vekiller fikirlerini orada özgürce tartışır ve karara bağlarlar. Ancak bazen karar vermede zorlanabilirler. Anayasal konularda 367 vekilin onayı gerekmektedir. Bu rakam temin edilemeyince, mesele halka götürülür ve halkın karar vermesi sağlanır ki, buna referandum denir. Ülke adeta bir meclis haline gelir ve halk bu maddeleri enine boyuna tartışır ve kanaatlerini paylaşarak meşveret ederler. Burada bir siyaset manası söz konusu değildir.

Üçüncüsü: Siyasette, yani parti seçimlerinde önce, bir partinin propagandasını yapmak veya bir parti ile birlikte hareket etmek, o partiye taraf olmayı netice verir ki, Bediüzzaman’ın da endişesi burada yatmaktadır. Zira diğer parti ve partizanları karşınıza almış veya aranıza mesafe koymuş olursunuz. Bu ise iman hizmetinin herkese ön yargısız ulaşmasına engel teşkil edecektir. Nitekim Bediüzzaman endişesini dile getirirken bu hassasiyete dikkat çekmektedir. Şöyle ki:

“Gördüm ki, siyaset cereyanlarında, hem muvafıkta, hem muhalifte o nurların âşıkları var. Bütün siyaset cereyanlarının ve tarafgirliklerin çok fevkinde ve onların garazkârâne telâkkiyatlarından müberrâ ve sâfi olan bir makamda verilen ders-i Kur’ân ve gösterilen envâr-ı Kur’âniyeden hiçbir taraf ve hiçbir kısım çekinmemek ve ittiham etmemek gerektir. Meğer dinsizliği ve zındıkayı siyaset zannedip ona tarafgirlik eden insan suretinde şeytanlar ola veya beşer kıyafetinde hayvanlar ola!” (Mektubat, Onüçüncü Mektub)

Ancak yukarıda da ifade ettiğimiz gibi referandum öncesi kanaat belirtmek ne siyaset yapmak ve ne de bir partiye taraf olmak anlamına gelmez. Demokratik bir ortamda şahsi veya kurumsal kanaatimizi ifade etmektir ki, bundan daha normal ve sıradan bir şey olamaz. Medeni toplumlar özgür bir ortamda fikirlerini tartışarak olgunlaştırırlar. Eğrisi ve doğrusu ile tartışılmadan ortaya çıkacak bir sonuç olgun ve isabetli bir sonuç olamaz. Zaten demokrasi demek, herkesin rahat ve özgür bir şekilde düşüncesini ifade etmesi demektir. Yanlış bir şey varsa, o da düşüncesini başkasına dayatma ve baskı aracı olarak kullanmaktır ki bu bahsimizden hariçtir.

Dördüncüsü: Referandumda bir partinin veya bir zümrenin geleceği belirlenmiyor. Halk kendi geleceğini belirliyor. Daha özgürlükçü, daha medeni, daha huzurlu, daha adaletli ve demokratik, daha gelişmiş bir toplum olmak adına yapılacak bir referandumda halk fikrini ifade etmeyecek de kim ifade edecek? Üzerinde görüşülmeden, tartışılmadan kanaatler açık açık ifade edilmeden hakikatın ortaya çıkması beklenemez. Zira Bediüzzaman'ın ifadesiyle de "Tesadümü efkardan ve tehalüfü ukulden hakikat tamamıyla tezahür eder" (Mektubat, Yirmiikinci Mektup) Yani farklı fikirlerin bir araya gelip tartışması, konuşması hakikatın tam olarak ortaya çıkmasına vesile olur. Başta sivil toplum kuruluşları, işin uzmanları ve kanaat önderleri farklı platformlarda referandumun içeriğini enine boyuna tartışmalı ve halk bilgilendirilmelidir. Nitekim çarşı pazar dolaşarak anayasa değişikliğini medeni bir şekilde insanlara anlatmağa çalışan şahıslar ve kuruluşlar vardır ki, referandumdan beklenen de budur. Doğru veya yanlış, şu veya bu kararı nihai noktada verecek olan vatandaştır. Böyle bir toplum ise Bediüzzamanın özlemini çektiği bir toplumdur. Hatta geri kalışımızın nedeni olarak da konuları meşveret etmeyişimizi göstermektedir. Şöyle ki:

“Evet, nasıl ki, nev-i beşerdeki telâhuk-u efkâr(fikir alış verişi) unvanı altında asırlar ve zamanların tarih vasıtasıyla birbiriyle meşvereti, bütün beşeriyetin terakkiyatı ve fünunun esası olduğu gibi, en büyük kıt’a olan Asya’nın en geri kalmasının bir sebebi, o şûrâ-yı hakikiyeyi yapmamasıdır.”(Hutbei Şamiye)

Bir diğer ifadesinde ise her türlü istibdadın, baskının nedeni olarak da yine meşveret etmememizi göstermektedir. Şöyle ki:

“Çeşit çeşit istibdatların kayıtlarını, zincirlerini açacak, dağıtacak, meşveret-i şer’iye ile şehamet ve şefkat-i imaniyeden tevellüd eden hürriyet-i şer’iyedir.”(Hutbei Şamiye)

Beşincisi: Yukarıda aktarılan bilgiler ışığında asıl konumuza tekrar dönecek olursak; Referandum öncesi her bireyin ve sivil toplum kuruluşunun, görüşünü açık ve ikna edici bir üslupla ifade etmesi ve başkası ile paylaşması bir vatandaşlık görevidir. Zira ona bir sorumluluk verilmiştir. Ülkenin istikbali adına doğru bildiği şeyi korkmadan veya şahsi çıkarlarına feda etmeden ifade etmek bir fazilettir. Bir takım siyasi veya ideolojik mülahazalarla hakkı gizlemek veya saptırmak milletine ve ülkesine ihanettir. Zira yine Bediüzzaman'ın ifadesiyle: "... tarafgirâne ve garazkârâne, firavunlaşmış nefs-i emmâre hesabına hodfuruşluk, şöhretperverâne bir tarzdaki tesadüm-ü efkârdan bârika-i hakikat değil, belki fitne ateşleri çıkıyor. Çünkü, maksatta ittifak lâzım gelirken, öylelerin efkârının küre-i arzda dahi nokta-i telâkîsi bulunmaz. Hak namına olmadığı için, nihayetsiz müfritâne gider, kabil-i iltiyam olmayan inşikaklara sebebiyet verir. Hal-i âlem buna şahittir." (Mektubat, Yirmiikinci Mektub)

Bu cümleden olarak, hizmetimiz içerisinde de bazı ileri gelenler, doğru bildikleri bir konuda kanaatlerini ifade etmişlerdir ve etmeleri gerekir. Zira sıradan bir vatandaşın kanaat ifade etmemesinin mesuliyeti ile önder konumundaki şahısların mesuliyeti çok farklıdır. Zulme rızanın zulüm olduğunu, hakkı gizlemenin haksızlığın yanında yer almak demek olduğunu bilenlerin sessiz kalması beklenebilir mi? Yanlış ve yadırganacak bir durum varsa, bu da hakkı ve doğruyu gizlemektir veya saptırmaktadır.

Altıncısı: Nur camiasının ileri gelenlerinin mutad yaptığı toplantıların en sonuncusunda referandumla ilgili şu karar alınmıştır:

Eylül ayında yapılacak referandum meselesi, memleketimizin sükun ve selameti, adalet ve hukuk istikrarı, insani değerlerin inkişafı ve tekamülü noktalarından fevkâlade önem taşımaktadır. Bu meseleyi siyasi değil, bir memleket meselesi olarak kabul ediyoruz. Memleketimizin atisi ve özellikle fikir ve düşünce hürriyeti çok faydalı olacağı kanaatindeyiz. Kardeşlerimizin muhit ve çevrelerinde akl-ı selime mutabık hareket etmelerini ve başkalarına da bu noktada tavsiyede bulunmalarını hassaten hatırlatırız.

Neticei kelam, hoşgörü atmosferinde hakkı bulmak adına tartışılan fikirlerde isabet oranı çok fazladır. "Meşveret eden yanılmaz" prensibini rehber edinen toplumlar bahtiyar olmuşlardır. Nitekim bizler de anayasa değişiklik paketini, üzerinde yaptığımız uzun tahliller ve meşveretler neticesinde faydalı bularak onaylamaya karar verdik. Bu referandumun, ülkemiz sathında meşveret zemini oluşturduğu için neticesi itibarıyla ülkemize fayda getirmesini temenni ediyoruz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...