Block title
Block content

"Belki madde-i nurdan, hattâ zulmetten, hattâ esîr maddesinden, hattâ manalardan, hattâ havadan, hattâ kelimelerden zîhayat, zîşuuru kesretle halkeder..." ifadesini açıklar mısınız, manadan varlık nasıl yaratılır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bizim (insanların) varlık telakkimiz, genelde kesif ve cismani varlıklardan ibarettir. Halbuki varlık sadece taş, toprak, ağaç gibi cismani ve kesif şeylere münhasır değildir. Varlığın çok muhtelif boyutları ve nurani kısımları da vardır. İnsan aklı ekseri maddi ve cismani şeylerle ülfet ettiği için, nurani ve latif varlıkları anlamakta ve kabul etmekte zorlanıyor. Halbuki aklın zahir nazarına bile görünen nurani ve latif varlık formatları vardır. Bunlardan yola çıkarak aklın tavrının üstünde olan nurani varlıkları kıyas yolu ile anlayabiliriz.

Mesela, kelime ve lafız kesif ve maddi varlık sınıfındandır. Kelimenin manası ve anlamı latif ve nurani varlık sınıfındandır. Nasıl gözle görünmeyen canlılar ancak mikroskop ile görünür. Aynı şekilde soyut dediğimiz mananın da çıplak akıl ve göz ile görünemeyecek nurani ve latif varlıkları ve vücutları vardır. Belki bu nurani ve latif olan mananın vücudu, maddi tartı ve ölçüler ile idrak edilemez, ama biz tartıp ölçemiyoruz diye de vücudunu inkar etmek mantıklı değildir.

Nasıl ham petrol rafineden geçince incelik ve kalınlık noktasında muhtelif  sınıflara bölünüyor. Zift ile uçak yakıtı arasında müthiş bir fark oluyor, ama hepsi de varlık noktasında ve boyutunda petroldür. Şimdi ziftin içinde kaybolmuş bir şuurlu canlıya uçak yakıtını tarif etsek, anlamakta zorlanır. Zira petrolün sadece zifte münhasır olduğuna inandığı için, incelmiş olan uçak petrolünü aklına sıkıştıramıyor.

Aynen öyle de varlıkların da çok muhtelif aksamı ve sınıfları vardır. Bu varlıkların kimisi zift gibi, kimisi kalyak gibi, kimisi motor yağı gibi, kimisi incecik uçak yakıtı gibi vs... Kelime, nasıl varlık aleminin bir boyutu ise, kelimeye bağlı olan mana da varlık aleminin ince ve latif bir boyutudur. İşte Allah bu ince ve latif varlıklardan ince ve latif şuurlu varlıkları yaratabilir.

Soyut, izafi bir kelimedir, cesede nispetle ruh daha soyut olarak durur, Allah’ın isim ve sıfatları da ruha nispetle soyut olur vs... Demek varlık alemleri içinde her bir varlık sınıfı bir altına göre soyut, bir üstüne göre somuttur. Yoksa soyut, varlık sınıfından olmayan anlamında değildir.

Cenab-ı Hak her varlık türünden şuurlu ve hayatlı mahlukları yaratabilir. Bu mahlukların ırki yapısı yaratıldığı şeye göre şekillenir. Topraktan toprak gibi kesif şeyler vücut bulur, ateşten ateşe münasip varlıklar yapılır, nurdan da nurani varlıklar, elektrikten de elektriğe uygun varlıklar, manadan da manaya münasip varlıkları yaratılır...

* * *

Cenab-ı Hak kainatta milyonlarca tür yaratmıştır. Bu türlerin de zahiri sebepleri vardır. Allah’ın ilim, irade ve kudreti sonsuz olduğu için, basit ve ehemmiyetsiz sebeplerden ve maddelerden çok önemli ve kıymetli mahlukatı yaratabilir. Hayvanat olsun, insan olsun, hepsinin yaratılış sebebi basit bir sudur. Su gibi basit bir maddeden milyonlarca canlı türünü yaratan Allah, diğer maddelerden de hayat ve şuur sahibi varlıkları yaratması hikmetinin gereğidir.

Kainatta cinsleri ve kayıtları birbirinden farklı çok alemler vardır. Bazı alemler kayıt ve kesafet noktasından maddidir ve maddeye özel kuralları vardır. Bazı alemler nurani ve latiftir. Maddi alemlerin kayıt ve hantallıkları bu alemde geçerli değildir. Bir alemin kayıtlarının mahkumu olup, o alemin penceresi ile diğer alemlere bakarsak, çok şeyleri anlamakta ve kabullenmekte zorlanırız. Bu yüzden her alemi kendi şart ve kayıtları içinde değerlendirmek gerekir.

Bu farklı alemler içinde lafız, maddi alemlere yakın bir kavramsa, mana da latif ve nurani alemlere yakın bir kavramadır. Nasıl lafız ile bir yazı, bir kitap, bir dergi yazmak mümkün ise, lafzın ruhu ve esası hükmünde olan manalardan da ona münasip şuur ve hayat sahibi nurani varlıkların yaratılması gayet mümkün ve makuldür. Hatta manalar lafzın özü ve esası olmasından dolayı, lafızdan daha kavi, daha rasihdir ki, bir manaya bazen çok lafızlar tahsis edilmiştir.

Yani Allah, nasıl sudan, canlıları yaratıyorsa, latif ve nurani olan manalardan da şuur ve hayat sahibi varlıkları yaratabilir ve yaratmıştır.

Alem-i lafızdan nasıl dergi, kitap, makale, cümle, kelime oluşuyorsa, alem-i manadan da ona münasip belki onun hüviyetinde latif ve nurani varlıklar oluşturuluyor.

Seyyalat-ı latifenin tabir olarak çerçevesi geniştir. Bu çerçeve içine maddi aleme yakın olan su da girer, latif alemlere yakın olan diğer nurani mahluklar da girer. Bu yüzden bu tabiri sadece  akıcı, maddi unsurlara tahsis etmek, çerçeveyi daraltır, diğer nurani ve latif mahlukatı tabirin dışına atar. Seyyalat-ı latif denilince, suyu da anlarız, nurani ve latif mahlukları da anlarız.

Mesela, yağmur damlasına nezaret eden bir melek, yağmur damlası gibi seyyal ve latif bir fıtrata sahip olabilir. Zira her mahluka nezaret eden meleklerin nezaret ettiği şeye mütemessil olduğu, hem hadislerde hem de Risale-i Nur'da vardır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Maksat, Birinci Esas | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2575 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...