Block title
Block content

"Belki o emr-i itibarînin illeti, bir rüçhâniyet derecesinde bir vaziyet alsa, o emr-i itibarî sübut bulabilir..." Buradaki "sübut" kelimesinin; "emr-i sabit, emr-i hakiki" tabirleri ile alakası var mı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir fiilin varlık sahasına çıkması; bütün sebeplerin bulunmasına bakar. Şayet bütün sebepler bir arada ise, o fiilin oluşması kaçınılmaz olur, vacip olur.

İnsanın irade etme sürecinde, seçmek için bir “an”a, bir zamana ihtiyacı vardır. O an ve zaman olmasa, seçme hürriyeti oluşmaz. İşte insan, kendi fiilini yapacak güce sahip olsa, o an ve zaman olmadan her şey anında vücut bulurdu. Kaynayıp gelen her meyil, anında vücut sahasına çıkardı.

Mesela, kaynayıp gelen iki meyil düşünelim. Biri, camiye gitme meyli; diğeri, meyhaneye gitme meyli olsun. Bunlar arasında karar vermeden, seçim yapmadan, hemen vücut sahasına çıkması vacip olurdu. Zira, vücut bulması için tüm sebepler oluşmuştur. Ama kul fiilini yaratmaktan aciz olunca, meyiller çıkar çıkmaz, vücut bulmaz, seçmek için bir anı ve zamanı olur. Çünkü fiilin oluşması için bütün sebepler oluşmadı. Kul, o anlayamadığımız anı seyyale de kararını verir. Sonra da Allah o seçimi yaratır.

Allah, o meyiller arasında karar verene kadar insana mühlet veriyor. Kararını verdikten sonra da sebeplerin en önemli kısmı olan kudreti devriye giriyor ve fiili yaratıyor. Şayet kulda o fiili yapacak kudret olsa idi, o seçme anını selb edecekti; seçme fırsatı kalmayacaktı, irade düzeneği makineleşecek ve seri üretim gibi bütün meyilleri vücuda çıkaracaktı.

Buradaki "rüçhaniyet", iradeyi işlevsel yani çalışabilir kılan seçenekler ve imkanlar anlamındadır. Mesela, iman olup onun zıddı olan küfür olmasa, irade işlevsiz kalır ve çalışamaz bir zorakiliğin içine düşerdi ve imanı seçmekten başka bir şansı kalmazdı. İşte bu cebir ve zoraki durumu gidermek için Allah insan iradesinin önüne bir çok imkan ve seçenekleri ihzar etmiştir ki rüçhaniyetin özü bu ihzar etmek manasıdır.

İmkan ve seçenek olmadan rüçhaniyet olmaz, rüçhaniyet olmadan da irade olmaz. Allah’ın bir şeye taraf olması için o şeyin zıddının olması gerekir ki taraf olduğu anlaşılsın.

İşte insanın o seçim anı ve seçme işlemi iradenin özü ve esasıdır ki o seçim anına Üstad Hazretleri “o emr-i itibarî sübut bulabilir" ifadesi ile işaret ediyor. Buradaki "sübut" ifadesi, doğrudan emr-i sabit ile ilgili değildir, ama o an emr-i sabittir. Çünkü o duraklama anı olmasa insanın seçme şansı olmuyor. Bu yüzden "Bir soluklan da kararımı sağlıklı bir şekilde veriyim." ifadesi, darb-ı mesel olmuştur. Şayet o sübut, yani karar verme anı olmamış olsa idi, insanın iradesi işlevsiz kalacaktı.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Mebhas, Altıncı Vecih | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1508 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

lighted
"o emr-i itibarî sübut bulabilir" ifadesinde "sübut" tabirini "karar verme anı" demişsiniz. 1) Risale-i Nurun bir kaç yerinde "sübut" kelimesi "vücut" ve "tahakkuk" kelimeleriyle birlikte geçiyor. "Sübut bulmak" manasını "vucuda gelmek, tahakkuk etmek" ifade eder mi? 2) 6 vechin açılımı olarak şöyle dersem dogru olur mu: Emr-i itibarî olan meyelanın vücudu, Cenab-i Hakkın irade ve kudreti olan illet-i tâmme istemez. Illet-i tâmme isteseydi, meyelanın vücuda gelmesi vacip olurdu ve insanın ihtiyarı ref’olurdu. Belki emr-i itibarî olan meyelanın illeti, çok meyelanlardan bir meyelanın rüçhâniyet derecesinde bir vaziyete gelmesiyle, o meyelan sübut bulabilir, yani vücuda gelebilir veya gelmeyebilir de. Öyle ise, o anda onu terk edebilir. Cüz-i ihtiyarimizle yapma veya yapmama kararını o anda veririz. Kararı verdiğimiz an mesele Cenab-ı Hakkın irade-i külliyesine kalır. Irade ederse fiil vaki olur, etmezse vaki olmaz.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
İkinci yorumunuz da bir yanlışlık göremiyoruz. Birinci yorumunuz karar verme anı zaten bir vücut bir tahakkuk oluyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...