"Ben vaizleri dinledim; nasihatleri bana tesir etmedi. Düşündüm. Kasâvet-i kalbimden başka üç sebep buldum..." Açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Üçüncüsü: Ben vaizleri dinledim; nasihatleri bana tesir etmedi. Düşündüm. Kasâvet-i kalbimden başka üç sebep buldum:"

"Birincisi: Zaman-ı hâzırayı zaman-ı sâlifeye kıyas ederek, yalnız tasvir-i müddeâyı parlak ve mübalâğalı gösteriyorlar. Tesir ettirmek için ispat-ı müddeâ ve müteharrî-i hakikati iknâ lâzım iken, ihmal ediyorlar..."(1)

Bu zamanda fen ve ilim hükmettiği için, bu zaman insanının kalp ve kafasını ancak ilim ve fen ile ikna edebiliriz. Yani bu asırda tahkik mesleği ön plana çıkıyor. Her şey delil ve ispat üzerine gidiyor. Biz meselemizi delil ve ispat ile sağlama almaz isek, bu zaman insanı bizi kale almaz.

Ama bu zamandaki vaiz ve nasihatçiler ikna ve ilim yerine, parlak ve hissiyatı okşayan mübalağa yoluna başvuruyorlar. Bu da bu zaman insanını etkilemiyor. Eski dönemdeki insanlar gibi herkes iman ve itminan yönünden tam olmuş olsa idi, belki bu parlak ve coşkulu ifadeler bir işe yarayabilirdi. Bu asırda ekser insanların imanı ve itminanı tam olmadığı için, önce ikna ve ilim ile iman ve itminan verilmelidir.

Özet olarak, bu asrın insanına tesir etmenin yolu tahkik ve iknadır, hissiyatı coşturmak ve mübalağaya kaçmak değildir.

"İkincisi: Bir şeyi tergib veya terhib etmekle ondan daha mühim şeyi tenzil edeceklerinden, muvazene-i şeriatı muhafaza etmiyorlar."

Bu zamanın vaizleri bir şeyden sakındırmak için ondan daha önemli bir şeyi hafife alabiliyorlar. Mesela "Gıybet etmek cinayet işlemek gibidir." derken, gıybetten sakındırıp, ondan daha büyük ve tehlikeli olan cinayet günahını hafifletiyorlar.

Yine "Bir dirhem faiz yemek zina etmek gibidir." derken, zina gibi çok büyük günahı ondan daha küçük olan bir günaha kıyas yapıyorlar ki, bunların hepsi muvazenesiz ve ölçüsüz vaazlardır. Şeriatın dengeli ve tesirli sistemine uygun düşmüyor.

"Üçüncüsü: Belâgatın muktezası olan, hale mutabık, yani ilcaat-ı zamana muvafık, yani teşhis-i illete münasip söz söylemezler."

Belagat, halin gereğine göre konuşmak demektir. Bu asrın ahvaline uygun olmayan konuşmalar ve vaazlar belagate uygun düşmüyor. Hali ile bu tarz nasihatler de tesirsiz oluyorlar. Eski zamanın ahvali ile şimdiki zamanın ahvalini nazara almadan, gereklerini dikkatlice analiz etmeden yapılan nasihatler işe yaramaz. Eski zamanda ilim ve iknadan çok, hissiyat ve duygular ön planda idi. Böyle olunca da onları etkilemek için hikaye ve kıssalar yeterli olabiliyordu. Lakin bu asırda ikna ve ilim öne çıkmıştır. Dolayısı ile eski hikaye ve kıssalar bu asrın insanına tesir etmez. Öyle ise nasihler eski hikaye ve kıssalar ile bu asrın insanını ıslah edemezler demektir.

Korkutma ve ümitlendirme konusunda, kıvam ve dozajı ayarlayamayıp dengeyi kaçırma ile ilgili çok yanlışlıklar yapılıyor. Bu tarz dengesizlikleri herkes kendi çevresinde rahatlıkla görebilir.

Mesela, bidatin kötülüğünü anlatma sadedinde bir hoca şöyle bir kıssa anlatmıştı;

"Ehli ibadet ve takva bir genç, bir gün Hristiyanların bayramına şöyle göz ucu ile bir nazar etmiş, sonra imansız kabre girmiş!.."

"Fâhişe bir kadın, sıcak bir günde, bir kuyunun etrafında dönen bir köpek gördü, susuzluktan dilini çıkarmış soluyordu. Kadıncağız mestini çıkararak (onunla su çekip) köpeği suladı. Bu sebeple kadın mağfiret olundu."(2)

"Bir kadın, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediyi hapsederek yiyecek vermemiş, yeryüzünün haşerâtından yemeye de salmamıştı."(3)

Yukarıdaki hadislerde Peygamberimiz (asm) bir kadının bir köpeğe su vermesinden dolayı aldığı mükafat ile bir kadının kediye verdiği zarardan dolayı aldığı cezayı ifade etmektedir. Bu da gösteriyor ki, küçük gördüğümüz bir amel insanın kurtuluşuna vesile olduğu gibi küçük bir günah da insanın cehenneme gitmesine sebep olabilir. Demek hiçbir amelimizi hafife almamalıyız.

Ancak "her köpeğe su verenin cennete gidecek veya her kediyi öldüren cehenneme gidecek" diye bir kayıt yoktur. Ayrıca Allah insanın tüm amellerini birlikte değerlendirecektir. Belki köpeğe su veren kadın bu ameliyle sevapları günahlarından ziyade olmuştur. Diğer kadının da bu seyyiatıyla günahları sevaplarını geçtiği için cehenneme gitmiş olabilir.

İşte bazı muvazenesiz vaiz ve hocalar bu gibi hadislerin ruhunu kavramadan sadece bu amele hasrı nazar ettirerek bir köpeğe su içirmenin cenneti kazanmak için yeterli olduğunu ifade ediyorlar. Ve diğer ibadetler önemsizmiş gibi bir hava oluşturuyorlar ki bu tergib ve terhibte dengeyi bozmaktır.

Piyasada "kalbim temiz" deyip, bir iki cüzi ameline güvenerek farzlara yanaşmayan bir dolu insan var. Muvazenesiz vaiz ve hocaların bu dengesiz yaklaşımı da işin içine girince, bu gibi vaazlar faydadan çok zarar veren bir şekle giriyor.

“Güya insanları eski zaman köşelerine çekip orada konuşuyorlar.”(4)

ifadesi ile de bu zamanın ilcaat ve gereklerine eski zamanın kafası ve bakışı ile hitap etmek eleştiriliyor. Yani bu asır fen ve felsefede çok ileri gitmiş, ekser şüphe ve inkar fen ve felsefeden gelmektedir. Haliyle eski zamanın retoriği ile bu asrın insanlarına bir şeyler anlatmak tesirsiz kaldığı gibi, inkar ve şüphelerine de kuvvet verebilir.

Eski dönemlerde iman umumi olduğu için, bir takım kıssa ve hikayeler ile insanlar ıslah edilebiliyordu. Ama şimdi fen ve felsefeden gelen itirazlar yüzünden iman tehlikeye girmiş, kıssa ve hikayeler bırak tesir etmeyi inkara cesaret vermeye başlamıştır. Bu yüzden vaiz ve hocalar hitabet ve vaazını bu asrın gereğine göre yeniden tanzim etmekle yükümlüdürler. Yoksa kaş yapayım derken göz çıkarırlar. Risale-i Nurların tesir ve önemi, bu asrın gereğine tam mutabık bir belagate sahip olmasından dolayıdır.

Dipnotlar:

(1) bk. Divan-ı Harb-i Örfî, Hürriyete Hitap.
(2) bk. [Müslim, Tövbe 155, (2245)]
(3) bk. [Buhârî, Bed'ü'l-Halk 17, Şirb 9, Enbiya 50; Müslim, Birr 151, (2242)]
(4) bk. Divan-ı Harb-i Örfi, Hürriyete Hitap.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

şulenur
allah razı olsun
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...