Block title
Block content

"Benim namazım nerede, şu hakikat-ı namaz nerede?" Namazını huzurla kılamamaktan çoğu insan şikayetçidir ve bu hal bazıların ümitsizliğe kadar götürebiliyor. Böylelerine neler söylenebilir? Sondaki salavat-ı şerifenin manasını açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Çoğu insan namazda arzu ettiği huzur ve huşuu tam bulamayınca "Benim namazım nerede, şu hakikat-i namaz nerede?" diyor ve ümitsizliğe düşme tehlikesine maruz kalıyor. Nitekim, şeytanın bazı hassas insanları bu yolla namazdan alıkoyduğuna da çokça şahit oluyoruz. Bunun için olsa gerek, Üstat Hazretleri bu soruya özel bir önem verip böyle kişileri yeis tehlikesinden kurtarmak üzere bu dersi kaleme almış bulunuyor.

Üstadımızın Kastamonu Lahikası’ndaki şu derslerini burada nakletmek isterim:

“Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takvâ bu tahribata karşı en büyük esastır. Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur. Böyle kebair-i azîme içinde amel-i salihin ihlâsla muvaffakiyeti pek azdır.”

“Madem her dakikada, şimdiki tarz-ı hayat-ı içtiamiyede yüz günah insana karşı geliyor; elbette takvayla ve niyet-i içtinabla yüzer amel-i sâlih işlenmiş hükmündedir.”

“Maddi hava bozulduğu vakit nasıl ki sıkıntı veriyor; asabî sinelerde inkıbaz hali başlıyor. Öyle debâzen manevi hava bozuluyor. … ”

İlk cümlede bu zamanın dehşeti iki madde halinde nazara veriliyor: Tahribat ve menfî cereyan. ‘Tahribat’ kelimesi daha çok ahlâk konusundaki yıkımları, ‘menfi cereyan’ ise zihinleri bulandıran yıkıcı fikirleri, kalpleri bozan batıl inançları ve zararlı ideolojileri hatırlatıyor.

Öte yandan, bu zamanda iletişim imkânlarının son derece ilerlemesi bir yönüyle büyük bir nimet iken, diğer yönüyle insanın huzurunu bozmanın en birinci sebebi oluyor. Önceki asırlarda, bir köydeki üzücü bir olayı komşu köydekiler bilemezlerdi. Bilmeleri için, birisinin o köyden gelmesi yahut oraya gidilmesi gerekirdi. Şimdi ise dünyanın her tarafında her gün işlenen cinayetler, yapılan zulümler evimizin içine girmiş bulunuyor. Bu kadar menfî haberlere rağmen huzurlu bir namaz kılmak da ayrıca çok zorlaşmış oluyor.

O halde, bu ağır şartlar karşısında ne gibi tedbirler alabiliriz? Özet olarak şunları söyleyebiliriz:

Salih amellerimizi tam bir huzur ile yapamamaktan dolayı ümitsizliğe düşmemeli ve şeytanın oyununa gelmemeliyiz. Mümkün olduğu kadar huzura mani hallerden ve zihnimizi gereksiz meşgul eden fuzuli bilgilerden, bizlere ulvi hakikatleri unutturan bozuk havalardan, kötü arkadaşlardan, ruhumuzu yaralayan zararlı sohbetlerden, hayalimizi ifsat eden ahlâksız neşriyatlardan uzak durmalı, buna karşılık iman ve Kur’ân hizmetkârlarıyla daha çok görüşmeli ve onlara yardımcı olarak hizmetlerine iştirak etmeliyiz. Ayrıca Nur Külliyatı’ndan da azamî istifadeye çalışmalıyız.

Üstadımızın bu zamanda “Böyle kebair-i azîme içinde amel-i salihin ihlâsla muvaffakiyeti pek azdır.” dersinden aldığımız büyük teselli ile kesinlikle yeise kapılmamalıyız. Bu zamanda takvanın birinci derecede önem kazandığını da dikkate alarak bu konuda azamî hassasiyet göstermeliyiz. Böylece, bize hücum eden binlerce günaha sırtımızı çevirerek binlerce vacip sevabı alacak ve salih ameldeki noksanımızı büyük ölçüde gidermeye çalışacağız.

İlmihalde belirtilen şartlara tam uyduğumuz takdirde namaz görevimizi yerine getirmiş olduğumuzu düşünerek yeise kapılmamalıyız. Öte yandan, namazımızın daha mükemmel olması için de çalışmalı, dua ve niyazda bulunmalıyız.

Namazda yakalanamayan huzurun, namazı terk etmekle ebediyen bulunamayacağını hatırdan çıkarmamalı, nakıs da olsa namazımıza devam etmeliyiz. Bu vesileyle Mehmet Kırkıncı Hocamızın bir gence yaptığı şu hikmetli latifeyi de nakletmek isterim:

Gencimiz Nur’larla yeni tanışmıştır. Osmanlıca kelimelere çok yabancıdır. Dinî kavramların da tamamen yabancısıdır. Bu sebeple Nur’ları okuduğunda hemen anlaması mümkün olmaz ve hocama gelerek şöyle der: "Hocam bu eserleri okuyorum ama bir türlü anlayamıyorum." Hocam kendisine şu latifede bulunur: “Bir de okumamayı dene. Belki okumaya okumaya anlarsın.” Gencimiz tebessüm eder ve aldığı ince mesaj üzerine Nur’ları okumaya devam eder.

اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى مَنْ قَالَ (اَلصَّلٰوةُ عِمَادُ الدِّينِ) وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِۤ اَجْمَعِينَ

Salavat-ı şerifenin manası:

"Allah’ım! ‘Namaz dinin direğidir.’ buyuran Peygamberimize ve bütün âl ve ashâbına salât ve selâm eyle."

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...