Block title
Block content

Beşinci Hakikatte şefkat kapısından ahiretin ispatına giriliyor ve “Ubudiyet-i Muhammediye” vurgulanıyor. Bab-ı şefkatle, Ubudiyet-i Muhammediyenin münasebetini, İsm-i Mucib ve Rahimin bu mevzuyla alakasını anlatır mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım.”

hadis-i kutsîsi, öncelikle Peygamber Efendimize (asv) bakmakla birlikte, bu hadis

“Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etmeleri için yarattım.”

ayetiyle birlikte düşünüldüğünde, bu âlemin özellikle insanlar için, insanın da ibadet ve marifet için yaratılmış olduğu anlaşılır; söz konusu kutsi hadisin de bütün insan nevine baktığı söylenebilir. Şu var ki, bütün feleklerin ibadet ve tespihleri insanınki yanında ne kadar noksan kalırsa, avamın ibadetleri de peygamberlerin ibadeti yanında o kadar nakıs kalır. Peygamberlik müessesesi de bir daire şeklinde düşünüldüğünde onun merkezinde Hz. Muhammed aleyhisselam bulunur. Bediüzzaman Hazretlerinin şu ifadesi kâinatın yaratılmasından esas maksadın ubudiyet-i Muhammediye olduğu en güzel  şekilde ortaya koymaktadır:

“O zâtın bir ayetten aldığı feyz, bir peygamberin umum feyzi kadar olabilir.”

Bütün peygamberlerin ortak sünneti olan şefkat, yani insanlara acıyıp merhamet etmek ve  onları cehennem azabından kurtarmak için bütün güçleriyle çalışmak, Peygamber Efendimizin (asm.) kalbinde en mükemmel manada hükmetmiştir. İşte ubudiyetin zirvesindeki o eşsiz Peygamber (asm.), şefkatin en ilere mertebesiyle bütün insanların öncelikle yokluktan kurtulmalarını ve iman ederek ebedî saadete nail olmalarını bütün ruh u canıyla istemekte ve bunu Rabbinden niyaz etmektedir. Cenâb-ı Hak Mucib ismiyle bu en önemli duayı kabul etmiş, Rahîm isminin tecellisiyle insanları yokluktan kurtarıp, iman edenleri cennetine davet etmiştir.

Bilindiği gibi Rahman ismi bütün canlılara bakmakta, her canlının bütün ihtiyaçlarını, organlarını ve rızkını lütfuyla vermektedir. Rahim ismi ise daha çok ahirete bakar, oradaki sonsuz nimetleri hatırlatır. Rahim ismine “müminleri lütfuyla cennete, kâfirleri de adliyle cehenneme koyan” şeklinde mana verilmektedir. Kâfirlerin yokluğa terk edilmeyip cehennemde de olsa hayatlarının devam ettirilmesi onlara bir çeşit rahmettir.

Allah Resulünün (asm.) bütün insanlık adına ve en mükemmel meyvesi olduğu “kâinat şeceresi” namına ettiği bu duanın kabul olmasıyla, sadece insanlar yokluktan kurtulmakla kalmayacaklar, bu muhteşem kâinat da “meyveleri yokluğa giden bir hikmetsiz ağaç” olmaktan kurtulacaktır. O halde onun duası bütün varlık âleminin ortak isteğidir.

“Evet rivayet-i sahiha ile mahşerin dehşetinden herkes hattâ enbiya dahi "nefsî, nefsî" dedikleri zaman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm "ümmetî, ümmetî" diye re'fet ve şefkatini göstereceği gibi, yeni dünyaya geldiği zaman ehl-i keşfin tasdikiyle vâlidesi onun münacatından "ümmetî, ümmetî" işitmiş. Hem bütün tarih-i hayatı ve neşrettiği şefkatkârane mekârim-i ahlâk, kemal-i şefkat ve re'fetini gösterdiği gibi; ümmetinin hadsiz salavatına hadsiz ihtiyaç göstermekle, ümmetinin bütün saadetleriyle kemal-i şefkatinden alâkadar olduğunu göstermekle hadsiz bir şefkatini göstermiş.” (Lem’alar, Dördüncü Lem’a)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Beşinci Hakikat | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 4532 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...