"Binler muhtelif âlemleri tazammun eden kâinatın çekirdek-i aslîsi ve menşei, kuru bir madde olamaz... Menşe ve çekirdek hükmünde olan mânâ ve nur, elbette yine şecere-i kâinatta bir meyve libasının giydirilmesi, yine Hakîm isminin muktezasıdır..." İzah?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hem öyle bir çekirdek ki, âlem-i cismanîden başka, sair âlemlerin nümunesini ve esasatını câmi’ olsun. Çünkü, binler muhtelif âlemleri tazammun eden kâinatın çekirdek-i aslîsi ve menşei, kuru bir madde olamaz."

"Madem şu şecere-i kâinattan daha evvel, o neviden başka şecere yok. Öyle ise, ona menşe ve çekirdek hükmünde olan mânâ ve nur, elbette yine şecere-i kâinatta bir meyve libasının giydirilmesi, yine Hakîm isminin muktezasıdır. Çünkü çekirdek daima çıplak olamaz. Madem evvel-i fıtratta meyve libasını giymemiş. Elbette âhirde o libası giyecektir."(1)

Nasıl bütün ağaç ve bitkilerin bir çekirdekten çıkmaları ve doğmaları İlahi bir kaide ve prensip ise, kâinatın da buna benzer bir şekilde yaratılması İlahi bir kaide ve prensip gereğidir. Yani kâinatı bir ağaç şeklinde hayal edecek olursak, bu ağacın da bir çekirdekten çıkarılması ve doğması gerekir. Bu çekirdek öyle bir çekirdek olmak lazım ki, kâinatın binlerce alemini içinde program olarak bulundurması gerekir.

Nasıl Allah’ın isimleri içinde bir ism-i a'zam varsa, bu isimlerin mazharları içinde de bir mazhar-ı azam vardır ki, bu insan ve onun mahiyetidir. Evet, insan Allah’ın bütün sıfat, şuunat ve isimlerine tam bir ayna tam bir makestir. İnsanın maddesi ve cirmi küçük olsa da sahip olduğu ene, duygular ve istidatlar sayesinde Allah’ın bütün isimlerine mazhar olacak bir mahiyete ve genişliğe sahiptir. Bu manayı ifade için, "İnsan kâinatın küçültülmüş bir numunesidir. Yani insanı büyültsen kâinat, kâinatı küçültsen insan olur." denilmiştir.

"... mahiyet-i insaniye, şu kâinatın bir misal-i musağğarı olduğundan, adeta âlemde ne varsa insanda nümunesi vardır."(2)

Evet, insan kâinatın küçültülmüş bir numunesi ve modelidir. Kâinatta azametli ve büyük yazılmış tevhit hakikatleri, insanın mahiyetinde küçük ve okunaklı bir şekilde yazılmıştır. Bu hususta kâinat ile insan müsavidir, fark sadece kemiyettedir, yani boyut ve hacimdedir.

Yukarıda da kısaca değindiğimiz gibi, insanı kâinat kadar geniş yapan şey insanın fıtratına konulan istidat ve duygulardır. İnsanda her alem ile irtibat kuracak cihaz ve duygular vardır. İnsanın her bir cihazı ve duygusu bir aleme açılan bir penceredir. İnsan bu duygu penceresi ile o alemi seyreder ve o alemle iletişim kurar. Ve o alemi ayakta tutan isim ve isimleri idrak eder.

İnsanlığın bu mükemmel özellikleri en azametli olarak Peygamber Efendimiz (asm)'de tezahür etmiştir. Bu yüzden kâinat ağacının çekirdeği ve ilk maddesi Peygamber Efendimiz (asm)'in ruhu ve nurudur. Yani bir ağaç nasıl bir çekirdekten tevellüt ediyor ise, kâinat ağacı da Peygamber Efendimizin (asm) nurundan tevellüt etmiştir.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuz Birinci Söz, Üçüncü Esas.

(2) bk. Sözler, Yirmi İkinci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Kameryil
Yani kainattan evvel evet bir kainat yoktu ama baska nevden şereceler (kainat disi alemler gibi olabilir) gibi anlamak mumkun mu?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

“Mâdem şu şecere-i kâinattan daha evvel, o nevden başka şecere yok; öyle ise, ona menşe’ ve çekirdek hükmünde olan mânâ ve nur, elbette yine şecere-i kâinatta bir meyve libasının giydirilmesi, yine Hakîm isminin muktezâsıdır.” Otuz İkinci Söz

Kainat yaratılmazdan evvel hiçbir şey yoktu sadece Allah vardı. Bu hükmü şu hadis desteklemektedir:

"Allah vardı; beraberinde başka bir şey yoktu." Buhârî, Megâzî, 67, 74, Bed'u'l-Halk 1, Tevhid 22; Tirmizî, Menâkıb, 3946.

Allah kainatı yaratmazdan evvel ne yapardı sorusuna cevaben:

Cenâb-ı Hak ezelde, kendi zâtını, ulûhiyyetine mahsus izzet ve azametini, cemâl ve kemâlini bizzat müşahede ediyordu. Kudsî zâtını, ulûhiyetinin şanına uygun bir surette hamd, tenzih ve takdis ediyordu.

Allah’ın zâtını kemâli ile bilmek ancak O'na mahsus olduğu gibi, kendisini kemâliyle takdis ve tahmid etmek de yine O'na mahsustur.

Cenâb-ı Hak mukaddes varlığına, kudsî sıfatlarına ve esmâ-i İlâhiyesine tecelligâh olacak eşyanın hakikatlarını, mahiyetlerini, plân ve programlarını, manevî miktar ve suretlerini ezelde dâire-i ilminde takdir ve müşahade etmekteydi.

Merhum Elmalılı Hamdi Efendi'nin ifadesiyle, Allahü Azîmüşşân ezelde "inayet-i ezeliyesini, yani âlem-i takdir, halk ve icad fiillerini isdar ediyordu. Diğer bir tabirle "kün" emrini veriyordu. Âlemin yaratılması bunu takip etti. Binaenaleyh halk ezelî, mahlûk zamanî oldu." Elmalılı Hamdi Yazır, H.D.K.D., Cilt 2, S:405.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...