Block title
Block content

"Binler tecrübelerle ve hüccetlerle ve hâdiselerle aynelyakîn bildim ki, hakiki zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imândadır... Bir üzüm tanesini yedirir, on tokat vurur gibi, hayatın lezzetini kaçırır." İzahı nasıl?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ey zevk ve lezzete mübtelâ insan! Ben yetmiş beş yaşımda, binler tecrübelerle ve hüccetlerle ve hâdiselerle aynelyakîn bildim ki, hakiki zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imândadır ve imân hakikatleri dairesinde bulunur. Yoksa, dünyevî bir lezzette çok elemler var. Bir üzüm tanesini yedirir, on tokat vurur gibi, hayatın lezzetini kaçırır."

a. "Binler tecrübeler, hüccetler ve hadiselerle aynelyakin bildim ki,.." ifadesini nasıl anlamalıyız? Üstadımız nelere şahit olmuş olabilir?

b. İman dairesinde olanların elemleri, kederleri, hayat sıkıntıları olmuyor mu?

c.  Dünyevi lezzetler için; "bir üzüm tanesi yedirir on tokat vurur" ne demektir?

Cevap:

a. Üstadımız, kendi ifadesiyle, her şeyde rahmet-i İlahiyenin izini, özünü, yüzünü gören  büyük bir mürşit olduğu için, bütün musibetleri gülerek karşılamış, başına imtihan yollu gelen bütün sıkıntılarda, hapislerde, sürgünlerde, ihanetlerde hiç sarsılmamış ve bunların hepsinde inayet-i İlahiyenin bir cilvesi olduğunu hissetmiş, talebelerini de bu noktada sabır ve tahammüle teşvik etmiştir. Öte yandan, uzun ve bereketli ömründe hem Eski Said, hem de Yeni Said döneminde dostlarının başına da nice hadiseler gelmiş, o müstesna zatlar da aynen Üstad gibi imandaki hakiki zevki tattıklarından, dünyanın musibetleri onlara gölge gibi hafif gelmiştir. Bunların çok az bir kısmı Lahika Mektuplarında yazılmakla beraber, büyük kısmı Üstad'ın ahirete göçmesiyle birlikte bizim bilgi alanımızdan kaybolmuştur.

b. Nurlarda geçen, “ Bize tattırdığın nimetlerin asıllarını, menbalarını göster.” cümlesinden de anlaşılacağı gibi, bu dünya gölgeler âlemidir, asıllar ahirettedir. Dünyadaki bahçeler, cennet bahçelerinin gölgeleri, dünyadaki nehirler cennet ırmaklarının gölgeleri olduğu gibi, dünyadaki zevkler ve hazlar da cennettekilerin gölgeleri hükmündedir. Yani onlardan o kadar zayıf ve asıl zevklerden o kadar uzaktırlar.

 Buna göre, dünya nimetleriyle cennet nimetleri arasında, bir meyveyle gölgesi arasındaki fark kadar bir farklılık  vardır. O ebedi saadete ve o sonsuz zevk ve hazlara kavuşmanın en önemli sebebi, bu dünya hayatında meşru olmayan zevklerden uzak durmak, meşru zevklerde de israfa girmemektir.  Bu şuurda olan bir mümin, “Dünyada rahat yoktur.” hadis-i şerifinin ışığında, dünyanın rahat etme yeri değil, çalışma yeri olduğunu bilir. Yaratılış gayesi olan ibadet görevini aksatmadan yerine getirir. Böyle bir kulun meşru dairedeki dünyevi işleri de bir nevi ibadet olur:

“Namaz kılanın diğer mübah dünyevi amelleri güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır.” (Sözler, Dördüncü Söz)

Dünya işlerini bu şekilde ebedileştiren bir mümin için hastalıklar ve musibetler de, Üstad'ın ifadesiyle, birer “menfi ibadet” olurlar. Onlara sabır ve tahammül etmek, kimden geldiğini bilerek şikayet yoluna gitmemek, çaresi olan bir problemin çözümü için gerekli sebeplere hassasiyetle teşebbüs ettikten sonra Allah’a tevekkül etmek, mümin için, bu dünyayı bir saadet diyarı haline getirir. “İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar.” hadis-i şerifinden ders alarak, bu dünyanın bütün sıkıntılarının kısa süren bir rüyada çekilen elemler gibi olduğunu bilir.

Dünyanın keder ve elemleri insan kalbini ebedi âleme çevirmeleri, günahlara kefaret olmaları, sabredenlerin derecelerini artırmaları cihetiyle, mümin için ayrı birer rahmet tecellisidirler.

c. Dünya hakiki zevk yeri değil, bir imtihan meydanıdır. Bu meydanda, bir takım nimetleri tatsak bile, Üstad'ın buyurduğu gibi, “Tasavvur-u zevalden gelen elemler kalbi kanatıyor.” Alınan lezzet ondan ayrılmanın elemi yanında çok küçük kalıyor.

Öte yandan, dünya nimetlerine kavuşmak için büyük gayretler gösteriliyor. Çekilen sıkıntılar saatlerce, aylarca sürdüğü halde, alınan lezzet birkaç dakika, yahut birkaç saat kadar kısa kalıyor. Bu yönüyle de bir üzüm yedirmenin bedeli yüz tokat oluyor.

“Bu zamanda isrâfâta medar olacak para çok pahalıdır. Mukabilinde bazan haysiyet, namus rüşvet alınıyor. Bazan mukaddesât-ı diniye mukabil alınıyor, sonra menhus bir para veriliyor. Demek, mânevî yüz lira zararla maddî yüz paralık bir mal alınır.” (Lem'alar, On Dokuzuncu Lem'a)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

üyelik2
Hocam ibadetlerden çok zevk alamamam günah mıdır?Mesela ben bir kıza aşık oldum.Ondan aldığım zevki namaz kılarken alamıyorum.Veya Kuran okurken.Bu beni üzüyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Günah olmasa da manevi eksiklik ve kusurlarımızın bir sonucudur.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...