Block title
Block content

"Bir çocuk, eline aldığı bir kuş veya bir sineği öldürse, şeriat-ı fıtriyenin ahkâmından olan hiss-i şefkate muhalefet etmiş olur." Çocuğun aklı olsaydı belki kötü davranışın sonucunu düşünerek o davranıştan dönecekti!..

 
Soru Detayı:

Neden aklı olanla olmayan aynı şekilde değerlendiriliyor? Akıl boşuna mı yaratıldı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Fıtri şeriat ile cennet ve cehenneme sebep olan şeriat farklı şeylerdir. Cennet ve cehenneme sebep olan şeriatta irade yeterli olmayıp akıl baliğ olma şartı da vardır. Lakin fıtri şeriat için irade yeterli olup akıl baliğ olma şartı yoktur.

Allah hiçbir mahlukuna kaldıramayacağı teklifi ve sorumluluğu yüklemez; bu ayet ve hadislerle sabit bir hakikattir. Bunun böyle olduğuna ayrıca kainatta cari olan ölçü, adalet ile muamele, intizam ve ahenk gibi fiiller şahittir. Yani Allah’ın adaletle iş gördüğüne bütün kainat şahittir.

Allah mahlukatı sınıf sınıf yaratmıştır ve hepsini ayrı vazifeler ile donatmıştır. Vazifesinin ağırlığına göre de güç ve kuvvet vermiştir. Mesela inek, deve, koyun gibi mahlukların vazifesi et ve süt vermektir; cüsseleri de bu vazifeye orantılı olarak yaratılmıştır. At eşek, deve, katır gibi hayvanların vazifesi ise yük taşımaktır; bu yüzden vücutları buna göre tanzim edilmiştir. Her mahlukun vazifesi ile bedeni arasındaki mütenasiplik Allah’ın ne denli hikmet, adalet ve rahmet ile iş gördüğünün ispatıdır.

Aynı şekilde yırtıcı ve vahşi hayvanların da bir vazifesi ve buna uygun vücutları vardır. Allah onlara da ayrı bir misyon ayrı bir vazife takmıştır. Bunların vazifeleri ise ekolojik dengeyi muhafaza için zayıf ve hastalıklı hayvanları yemektir. Ot obur olan hayvanların içindeki zayıf ve hastalıklı hayvanlar, türlerini tehdit eden birer unsurlardır. O türlerin hem ekolojik dengesini muhafaza hem de sağlıklı olabilmeleri için Allah vahşi hayvanları onlara musallat etmiştir. Bu kural bütün türler için geçerlidir. İşte vahşi ve yırtıcı hayvanlar, bu zayıf ve hastalıklı hayvanları yemekle o türlerin zinde ve sağlıklı kalmalarını temin ediyorlar.

Bu yırtıcı ve vahşi hayvanlar bazen haddini ve vazifesini aşarak sağlam hayvanlara ve onların şefkate muhtaç yavrularına saldırıp onları parçalıyorlar. Yani bir çeşit yaradılış maksatlarını aşıp zulüm ve gaddarlık yapıyorlar. Allah da bu zulüm ve gaddarlığa mukabil onları genelde fıtri kanunlar dahilinde cezalandırıyor.

Şimdi akla doğal olarak şu soru geliyor; "Bunlar da cezayı gerektirecek sorumluluk ve irade var mıdır?.."

Evet, Allah her mahlukuna münasip bir irade ve teklif yüklemiştir. Ve yüklediği teklif ve iradeye göre de onlara öyle muamele ediyor. Yani bu yırtıcı ve vahşi hayvanların da mübtedi ve ilkel bir iradeleri vardır. İradesinin derecesine göre de sorumludurlar. Bu yüzden bu ilkel ve basit iradesi nispetinde cezaya müstahak oluyorlar. İnsanın iradesi geniş ve kamil olmasından ceza ve mükafatı da ona göre oluyor. Yani Allah iradenin oranına göre ceza ve mükafata tabi tutuyor. Bu da onun adalet ve rahmetine yakışan bir haldir. Çocuklar da bu kapsamdadır. Üstad Hazretleri bu manaya şu şekilde işaret ediyor:

"Evet, âkilüllâhm hayvanların helâl rızıkları, vefat etmiş hayvanların etleridir. Hayatta olan hayvanların etleri onlara haramdır. Eğer yeseler, cezâ görürler.

 حَتّٰى يَقْتَصُّ الْجَمَّاۤءُ مِنَ الْقَرْنَاۤءِ (ev kemâ kàl). Yani, “Boynuzsuz olan hayvanın kısâsı kıyâmette boynuzludan alınır.” diye ifade-i hadîsiye gösteriyor ki: Gerçi cesetleri fenâ bulur; fakat ervahları bâkî kalan hayvânât mâbeyninde dahi, onlara münâsip bir tarzda, dâr-ı bekàda mücâzat ve mükâfatları vardır. Ona binâen, canavarlara sağ hayvanların etleri haramdır, denilebilir."(1)

Yine, Üstad'ın hayvanlarda da basit ve ilkel bir iradenin olduğuna dair şu cümleleri vardır:

"Ve bu saray-ı kâinatta ikinci kısım amele, hayvânattır. Hayvânat dahi, iştiha sahibi bir nefis ve bir cüz-ü ihtiyarîleri olduğundan, amelleri hâlisen livechillâh olmuyor. Bir derece nefislerine de bir hisse çıkarıyorlar. Onun için, Mâlikü'l-Mülki Zü'l-Celâli ve'l-İkram, kerîm olduğundan, onların nefislerine bir hisse vermek için, amellerinin zımnında onlara bir maaş ihsan ediyor."(2)

Üstad Hazretlerinin bu ibarelerinden, hayvanların da bir nefis ve irade sahibi olmasından dolayı ceza ve mükafata orantılı olarak tabi olacakları anlaşılıyor. Aynı zamanda bu manayı hadis ile de teyit ediyor. Tabi bu hayvanların ceza ve mükafatlarının  mahiyeti ve keyfiyeti hakkında geniş bir bilgi mevcut değil, ama iradenin basitliğinden ceza ve mükafatında basit olduğu anlaşılıyor.

Allah’ın iradesiz ve hiç sorumluluğu olmayan bir hayvana ceza vermesi rahmet ve adaletine uygun düşmeyeceği için, buradan hayvanlarında basit ve ilkel bir iradeye sahip oldukları anlaşılıyor. Bu iradelerini bazen onlara fıtri olarak yasaklanmış şeylerde kullanabiliyorlar; bu da bir haksızlığı ve zulmü netice verdiği için adalet-i İlahi bu zulüm ve haksızlığı cezalandırıyor.

Durum hayvanlarda bu merkezde iken, insan olan çocuklarda daha ehven olması mukadderdir. Hatta çocukların terbiyesi için bazen yanlışlarına mukabil bir tokat atarız, aklı daha kemale ermedi demeyiz.  Çocuklarda hiç akıl yok denilemez, bazen büyüklerden daha akıllı davranabiliyorlar. Zaten cezaları da o nispette oluyor. Orantısız bir ceza söz konusu değildir. Kamil akıl cennet ve cehennemi netice veren şeriat içindir.

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Sekizinci Lem'a.

(2) bk. Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Dördüncü Dal.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...