Block title
Block content

"Bir hadise, eğer imkân-ı aklî dairesinde olmazsa reddedilir; imkân-ı örfî dairesinde olmazsa dahi mucize olur, fakat kolayca keramet olamaz..." cümlesini daha geniş izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İmkân-ı aklî: Bir şeyin aklen mümkün olma halidir. Bunun zıddı ise aklın olmasını caiz görmediği durumlardır. Aklın mümkün görmediği bir şey kabul edilmez. Mesela ayın güneşten büyük olduğunu iddia etmek, insanın karıncadan daha küçük olduğunu iddia etmek gibi. Akıl dairesinin dışında olanlar reddedilir.

 İmkân-ı âdî: Zâtında dâima mümkün olan. Her zaman olabilen. Olmasında bir mânia bulunmayan. İnsanların normal kabul ettiği şeylerdir.

İmkân-ı örfî: İnsanlığın alışa geldiği sistemin adıdır. Yani insanlık tarihinde olağan olarak kabul edilen şeylere denir. Mucize ve keramet ise bu örfün ve geleneğin üzerine çıkan harika olaylardır. Ama insanlık mucize ve kerameti de katiyetinden dolayı inkar edemiyor. Mucize ve keramet nadir de olsa insanlık örfünün ve geleneğinin içinde kendine yer edinmiştir. Ama bunlar bir kaide bir kanun içinde olmadığı için insanlık nazarında mucize olarak kabul edilir.

Mesela Peygamberimiz (asm)'in parmaklarından  suyun akması, insanlık tarihinde ve örfünde bilinen örneği olan bir şey değildir. Ama bu hadise  tekte olsa artık insanlığın örfünde ve  geleneğinde bulunuyor.

Burada kolayca keramet olmaması demek, kerametin gelenek ve örfi olarak mucizeden daha yaygın ve daha çok olmasıdır. Mucizeler keramete nispetle daha olağanüstü ve daha az bulunur. Keramet ise daha çok ve daha yaygındır. Birisi kalkıp dese ki "ben parmaklarından su akıtan bir evliya gördüm" bu iddia ancak kati ispat edilirse kabul edilir, yoksa reddedilir.

Üstad Hazretleri burada kerameti imkan-ı örfiye daha yakın şeklinde değerlendirirken mucizeyi ise daha uzak görüyor. Bu sebeple mucize örfi imkanın dışında keramet ise içindedir; öyleyse mucize keramete dönüşemez demektir.

Bu hususu temyiz ve tefrik etmek için Üstad Hazretleri şu misali veriyor:

"İşte, bu sırra binaen, kırk gün ekmek yemeyen Seyyid Ahmed-i Bedevî'nin harikulâde halleri imkân-ı örfî dairesindedir. Hem keramet olur, hem harikulâde bir âdeti de olabilir. Evet, Seyyid Ahmed-i Bedevînin (k.s.) acip ve istiğrakkârâne hallerde bulunduğu, tevatür derecesinde naklediliyor. Kırk günde bir defa yemek yemesi vâki olmuştur. Fakat her vakit öyle değil; keramet nev'inden bazı defa olmuştur. Bir ihtimal var ki, hâlet-i istiğrakiyesi yemeye ihtiyaç görmediği için, ona nisbeten âdet hükmüne girmiştir."

"Seyyid Ahmed-i Bedevî (k.s.) nev'inden çok evliyalardan bu tarz harikalar mevsukan rivayet edilmiş. Madem Birinci Noktada ispat ettiğimiz gibi, müddehar rızık kırk günden fazla devam eder ve o miktar yememek âdeten mümkündür ve mevsukan harika adamlardan o hâl rivayet edilmiştir; elbette inkâr edilmeyecektir."(1)

Seyyid Ahmed-i Bedevî (k.s.)’in bu harika ve kerametli halini Üstad Hazretleri örfi imkandan saydığı için, rızkın müddetine delil getiriyor. Yani bu zat bu kadar uzun süre aç kalabiliyor ise demek hakiki anlamda rızıksızlıktan ölen yoktur, manası kuvvet kazanıyor.

İşte mucize ile keramet arasındaki en büyük fark, birisini örfi imkan içinde olması, diğerinin olmamasıdır. Mesela Hazreti Davud (as)’in çıplak eli ile demire şekil vermesi, örfi imkan içinde bilinen ve görülen bir şey değildir. Demek mucize daha çok olağanüstü, keramet ise ona nispetle daha az olağanüstü denilebilir.

(1) bk. Lem'alar, On İkinci Lem'a, İkinci Nokta.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

karolin
imkân-ı örfî dairesinde olmazsa dahi mucize olur, fakat kolayca keramet olamaz. Kolayca keramet olamayan nedir? fakat kolayca keramet olamaz. ifadesini tam anlayamadım?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
İmkan-ı örfi dairesi, harika da olsa insanlık aleminde görülmüş şeylere denir. Mesela, bir insanın kalbinden geçeni bilmek, ya da kırk gün aç yaşayabilmek gibi harikalar imkan-ı örfi dairesindedir. Fakat ayı ortadan ikiye yarmak, mezardan ölüleri diriltmek gibi hadiseler, on parmağından fışkıran suyla bir orduyu doyurmak gibi harikaların insanlar arasında benzeri bulunamaz, ancak mucize olarak bulunur. Bu derece harika olan kerametlerin sayısı nisbet olarak azdır. Burada kasd olunan mana, kerametlerin kolayca imkân-ı örfi dairesi dışında vukua gelemeyeceğidir. Yani kerametler harikalık cihetiyle, mucizelerden ekseriyetle daha aşağıdırlar. Gerçi tarihte Şeyh Abdulkadir-i Geylanî (ks) gibi ölüleri diriltmek derecesinde ve imkân-ı örfi dairesi dışında kerametler de vaki olmuştur. Fakat bunlar kerametlerin umumuna nisbetle azınlıktadırlar.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...