Block title
Block content

Bir hadiste: "Şu resimleri yapanlar kıyamette kendilerine, yaptığınızı canlandırınız, denilerek cezalandırılacaklardır." buyruluyor. Ancak evlerimizde Bediüzzaman'ın resimleri bulunabiliyor. Resimlerini yapmak ve asmak konusunu açar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Resim ve heykel meselesine Bediüzzaman Said Nursî merhum, yasağın ictimâî ve medenî hayata bakan yönlerini dile getirerek temas eder. Ona göre, resim ve heykel sadece putperestlik vasıtası değildir. Beşer hayatında zulmün, riyanın ve şehevânî arzuların da tahrik vâsıtasıdır. İnsanlardaki ulvî hissiyatı söndürür, aile hayatını tahrib eden muzır neticelere sebep olur.

"Dördüncü Esas: Sanemperestliği şiddetle Kur'ân men ettiği gibi, sanemperestliğin bir nevi taklidi olan sûretperestliği de men eder. Medeniyet ise, sûretleri kendi mehasininden (hayırlı işlerinden) sayıp Kur'ân'a muâraza etmek istemiş. Halbuki: Gölgeli, gölgesiz suretler, ya bir zulm-ü mütehaccir (taşlaşmış zulüm) veya bir riya-ı mütecessid (cesede bürünmüş riya) veya bir heves-i mütecessim (cisimleşmiş heves)dir ki, beşeri zulme ve riyaya ve hevâya, hevesi kamçılayıp teşvik eder."

"Hem Kur'an, merhameten kadınların hürmetini muhafaza için, haya perdesini takmasını emreder. Tâ hevesât-ı rezilenin ayağı altında o şefkat mâdenleri zillet çekmesinler. Âlet-i hevesât, ehemmiyetsiz bir metâ hükmüne geçmesinler."

"Medeniyet ise, kadınları yuvalarından çıkarıp, perdelerini yırtıp, beşeri de baştan çıkarmıştır. Halbuki, aile hayatı, kadın-erkek mâbeyninde (arasında) mütekâbil hürmet ve muhabbetle devam eder. Halbuki açık saçıklık, samîmi hürmet ve muhabbeti izâle edip ailevî hayatı zehirlemiştir. Husûsen sûretperestlik, ahlâkı fena halde sarstığı ve sukût-u ruha sebebiyet verdiği şununla anlaşılır: Nasılki, merhume ve merhamete muhtaç bir güzel kadın cenâzesine nazar-ı şehvet ve hevesle bakmak, ne kadar ahlakı tahrib eder. Öyle de: Ölmüş kadınların sûretlerine veyahut sağ kadınların küçük cenâzeleri hükmünde olan suretlerine hevesperverâne bakmak, derinden derin hissiyât-ı ulviye-i insâniyyeyi sarsar, tahrib eder."(1)

"Bediüzzaman'ın sağlığında neşredilmiş olan Tarihçe-i Hayat'ında, kendisine ait bazı resimlerin basılmasına izin vermiş olmasından, yukarıda beyan ettiği üç gâyenin dışında kalan ta'limî (didaktik, yani öğretici) maksadlara hizmet edecek olan fotoğraflara cevaz veriyor gözükmektedir."

 "Onun mevzuya önceki şârihlerden farklı bir bakışının olduğu söylenebilir. Zîra, eski kitaplarda umumiyetle meseleye, putperestlik ve menhîtâzim açısından bakıldığı, yasağın sebepleri hep bu açıdan değerlendirilmiş olduğu halde, Bediüzzüman, bu kadim çerçeveden dışarı çıkarak, resim ve fotoğrafın günümüzdeki yaygın kullanılış sahaları açısından da değerlendirmiş, eski yorumlara sıkı bağlı kalındığı takdirde, gözden kaçabilecek yönlerine dikkat çekmiştir: Resim zulme, riyaya, hevesât-ı nefsaniyeye alet edilmektedir. Sadece uhrevî değil, dünyevî hayatı da menfi yönlerde etkilemektedir."(2)

Bu hususta Mezhep imamlarının özet görüşü şu şekildedir:

"YASAK OLAN SURET:"

"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), sûret bulunan eve meleklerin girmeyeceğini belirterek, kendisi de girmemiştir. Ayrıca, bunları yapanları da lanetlemiştir.

Öyle ise yasaklanan sûretlerin mahiyeti nedir? Her ne olursa olsun bütün sûretler mi yasaktır?"

"Bu hususta, geçen hadislerin açıklamalarından yeterli bilgiler geçti ise de, burada mesele üzerine, Ebû Bekr İbnu'l-Arabî'nin bir özetlemesini, Zürkânî'nin Muvatta Şerhi'nden aynen iktibas ediyoruz. Der ki: "Suver edinme meselesinin özeti şudur:"

"I. Sûret (timsal, resim...) eğer (gölge verecek şekilde, heykel nev'inden bir) cisimse, âlimlerin icmâı ile haramdır.

II. Cisim değil de (resim gibi gölge düşürmeyecek) nakış ise dört farklı görüş ileri sürülmüştür:

     1) Mutlak sûrette câizdir.

     2) Mutlak sûrette haramdır.

     3) Mutlak olarak caizdir, değildir denemez, duruma göre hükmedilir, şöyle ki:

          a) Bakılır, eğer resim, tasvir ettiği ruh sâhibini (insan veya havyan) yaşamasına imkân verecek tamlıkta ise haramdır.

          b) Eğer başı koparılmışsa (yaşamasına imkan tanımayacak şekilde), yarım olarak tasvir edilmişse câizdir.

Bu mevzuda en doğru görüş budur.

     4)  Resim hürmet ifâde etmeyen bir vaziyette ise yine câizdir, yere atılıp üzerine basılan halı, kilim, minder üzerindeki resimler gibi. Aksi takdirde hürmet ifâde edecek bir vaziyette konmuş ise, meselâ duvara asılmış ise câiz değildir, haramdır."

"Zürkânî şu ilave açıklamayı yapar: "Burada zikri geçen icma, çocukların oyuncaklarını istisna eder." İbnu Abdilber de üçüncü görüşü benimsemiş ve bunu: "Görüşlerin en doğru olanı" diye değerlendirmiş, âlimlerin ekseriyetle bu görüşü benimsediğini belirtmiştir."

"Tîbî de şöyle der: "Belki de ata merkebi bindirmek câiz değildir de, katıra binmek ve ona sahip olmak câizdir. Nitekim resim de böyle; onu yapmak haramdır, ama minder ve halı üzerine işlenmiş olanları kullanmak mübahtır." (3)

Özet olarak, günah ve harama teşvik eden resimlerle, öğretici mahiyette olan resimler ve fotoğraflar aynı kefeye konulmamalıdır. Günümüzde resmi işlemlerde, ihtiyaca binaen kullanılan alanlarda, öğretici ve talim amaçlı kullanımlarda dini açıdan bir sakınca yoktur. Üstad Hazretlerinin resimleri de öğretici amaçlı olduğu için, haram kapsamına girmez. Lakin büyük zat ve evliyalarda dahil, kimin resmi olursa olsun, sırf hürmet amacı ile evin duvarlarına asmak caiz değildir. Ama hatıra türünden albüm içinde muhafaza edilebilir.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule.

(2) bk. Prof.Dr. İbrahim Canan Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi.

(3) bk. a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

Nurun fedaisi
“Bir gün Bediüzzaman Said-i Nursî akşam üstü İstanbul’un Sirkeci mevkiinde dolaşırken, birdenbire bir mösyö (gayr-i müslim efendisi) ona yanaşarak elini tutar: - “Dininizde resim ne için haramdır?” der. Bediüzzaman cevaben der ki: - “İnsan Allah’ın sikkesidir. Padişah ve kıralların sikkelerinin taklidine kanunî yasak olduğu gibi, Allah’ın da sikkesini taklide şer’î cevaz yoktur.” Mösyö, “bravo!” der, elini sıkar gider.” (Mufassal Tarihçe 1) Abdülğani Ensari Efendi başka bir hatırasını da şöyle anlatmıştı: “M. Kemal Paşa heykelini yaptırmaya ilk teşebbüs ettiği sıralarda, Üstâd Hazretleri ona hitaben uzun bir mektub yazdı ve Paşa’nın yaverine verdi, M. Kemal Paşa’ya vermesini söyledi. O mektubu ben de görmüş, çok korkmuştum. Hatırımda kalan bir kaç cümlesi şöyle idi: “Nasıl ki insanın avret yeri mestûr olduğu zaman, sair insan ve mahlûkat görmezler. Amma eğer bir insan, bilerek ve kasten avret yerini açar, dolaşırsa; o zaman herkese maskara olur. Aynen öyle de, bu sanem ve heykel dahi, Âlem-i İslâm’ın bin seneden beri bayraktarlığını yapmış olan bu milleti temsil etmediği gibi, gayet ahmak ve divane birisinin avret yerini açarak halka teşhir eder misüllü bir hamakat ve maskaralıktır. Bu millet için yapılacak heykel; yol, köprü, mektep vesaire gibi hizmetlerdir.” (Mufassal Tarihçe 1) Bediüzzaman Hazretleri’nin Ankara’ya ilk geldiği zaman, M. Kemal Paşa’nın heykel konusundaki düşüncesine karşı söylediği sözlerini şöyle anlatmış: “...Cumhuriyetimizin iptidalarında, müvekkilim Ankara’da bulunurken; Atatürk, müvekkilimin heykel hakkındaki kanaatlarını soruyor: Müvekkilim Said, ona karşı şiddetli bir sûrette: `Büyük Kur’ânımızın bütün hücumu heykellerle putlaradır... Müslümanların heykelleri ise hastahaneler, mektepler, yetimleri koruyacak yurtlar, ma’bedler, doğru yollar gibi âbideler olmalıdır...” cevabını vermiş. (Mufassal Tarihçe 1) Cevabınız tatmin edici.. Ek olarak buraya kaydetmek istedim.. Üstad Hazretleri'nin resim ve heykel konusunda görüşlerini aktarmak istedim.. İstifade etmeMiz dileğiyle.. Selam ve dua ile..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...