Block title
Block content

Bir hüküm, mevzu ve mahmulün vechün-mâ ile tasavvur etmek, kâfi olduğunun düsturuyla sabittir ki, Kur'an onlara delalet etmez fakat kabul edebilir. Bu cümleyi açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Mahmul: Kelime olarak yüklenilmiş, hamlolunmuş anlamına geliyor. Gramerde; bir cümlede fâile yükletilen işi, oluşu veya hâli gösteren fiil demektir. Mantıkta ise; müsned, haber manalarına gelir. Mesela; "İnsan-ı nâtık" cümlesinde "İnsan" mevzu, "nâtık" mahmuldur.

Mevzu: Üzerinde durulan konu ve bahis anlamına geliyor. Vechün-mâ: Bir sebepten dolayı.

Burada ayetin konusu ve yüklendiği mana arasında ilişki ve sebep bir iken, bununla beraber ayetin bizzat ve kasten işaret etmediği manalar, ayetle beraber akla gelebilir. İşte konu ve yüklem arasında zaruri olan mana, ayetin kendi öz manası iken, zaruri olmadan akla gelen diğer manalar ise, ayeti yorumlayan müfessirlerindir.

Ayetin konu ve yüklem arasındaki zaruri manasına; vüchün-ma denir, yani bir sebep-sonuç ilişkisi denir. Sebep zorunlu olarak sonucu gerektirir, bunun inkar edilmesi mümkün değildir. Bu zorunlu mananın dışında muhtemel diğer manalara; Kur’an mutabık, tazammum ve iltizam denilen delalet-i selase ile işaret etmez ise, bu manalar indi ve içtihadi olur, Kur’an’ın zaruri mana sınıfına girmez.

"Zülkarneyn müeyyed min indillah bir şahıstır. Onun irşad ve tertibiyle, iki dağ arasında bir sed bina edilmiştir: zâlimlerin ve bedevîlerin def-i fesatları için... Ve Ye'cüc-Me'cüc, iki müfsit kabiledirler. Emr-i İlâhî geldiği vakit sed harap olacaktır, ilâ âhirihî. Bu kıyasla, ona Kur'ân delâlet eden hükümler, Kur'ân'ın zaruriyatındandırlar. Bir harfin inkârı dahi kabil değildir. Fakat o mevzuat ve mahmulâtın keyfiyatlarının teşrihatları ve mahiyetlerinin hududu ise, Kur'ân onlara kat'iyyü'd-delâlet değildir."(1) 

Üstadın bu ibarelerinde şu hükümler vurgulanıyor:

1. Kur’an, Zülkarneyn ve Ye'cüc-Me'cüc kavramlarını kabul edip ilan ediyor. Bu kavramları inkar etmek imanla bağdaşmaz.

2. Kur’an, Ye'cüc-Me'cüc’ün iki fesatçı kabile olduğunu da kabul edip ilan ediyor.

3. Kur’an, Ye'cüc-Me'cüc’ün Zülkarneyn’in inşa etmiş olduğu seddin yıkılması ile tekrar ortaya çıkıp insanlığı fesada vereceklerini de haber verip ilan ediyor. Seddin yıkılması Ye'cüc-Me'cüc çıkmasının bir alameti, bir sembolüdür. Bu hususta Kur’an’ın zaruri konularındandır, inkarı kabil değildir.

4. Yalnız bu seddin ne olduğu, yıkılmasının ne anlama geldiği, Ye'cüc-Me'cüc’ün hangi kavim ve hangi kabileler olduğu hususları, Kur’an'da açıkça ifade edilmedikleri için, içtihat ve yoruma açık konulardır. Bu yüzden her alim bu hususta farklı bir tevil ve tabirler getirmiştir.

5. Kur’an bu kavramları mutlak bıraktığı için, her dönemdeki çapulcu ve zalim kavimler, Ye'cüc-Me'cüc’ün mana dairesine girebilir. Zira Kur’an’ın kelam ve lafızları külli bir makam ve mertebeden bakıyor, bu yüzden her dönem ve mekanı kapsamı içine alır.

6. Kur’an’ın bu külliyeti içine zamanımızdaki bazı olaylar da dahildir.


Üstad'ın  Ye'cüc-Me'cüc hakkındaki tevil ve tabiri şu şekildedir:

"ON BEŞİNCİ MESELE"

"Ye'cüc ve Me'cüc hâdisâtının icmali Kur'ân'da olduğu gibi, rivayette bir kısım tafsilât var. Ve o tafsilât ise, Kur'ân'ın muhkematından olan icmali gibi muhkem değil, belki bir derece müteşabih sayılır. Onlar tevil isterler. Belki râvîlerin içtihadları karışmasıyla, tabir isterler."

"Evet, "Gaybı Allah Bilir” bunun bir tevili şudur ki: Kur'ân'ın lisan-i semâvîsinde "Ye'cüc" ve "Me'cüc" namı verilen Mançur ve Moğol kabileleri, eski zamanda Çin-i Maçin'den bir kısım başka kabileleri beraber alarak kaç defa Asya ve Avrupa'yı hercümerc ettikleri gibi, gelecek zamanlarda dahi dünyayı zîr ü zeber edeceklerine işaret ve kinayedir. Hattâ şimdi de komünistlik içindeki anarşistin ehemmiyetli efradı onlardandır."

"Evet, ihtilâl-i Fransevîde hürriyetperverlik tohumuyla ve aşılamasıyla sosyalistlik türedi, tevellüd etti. Ve sosyalistlik ise bir kısım mukaddesatı tahrip ettiğinden, aşıladığı fikir, bilâhare bolşevikliğe inkılâp etti. Ve bolşeviklik dahi çok mukaddesat-ı ahlâkiye ve kalbiye ve insaniyeyi bozduğundan, elbette, ektikleri tohumlar hiçbir kayıt ve hürmet tanımayan anarşistlik mahsulünü verecek. Çünkü kalb-i insanîden hürmet ve merhamet çıksa, akıl ve zekâvet, o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar hükmüne geçirir; daha siyasetle idare edilmez. Ve anarşistlik fikrinin tam yeri ise, hem mazlum kalabalıklı, hem medeniyette ve hâkimiyette geri kalan çapulcu kabileler olacak. Ve o şeraite muvafık insanlar ise, Çin-i Maçin'de kırk günlük bir mesafede yapılan ve Acaib-i Seb'a-i Âlemden birisi bulunan Sedd-i Çinînin binasına sebebiyet veren Mançur ve Moğol ve bir kısım Kırgız kabileleridir ki, Kur'ân'ın mücmel haberini tefsir eden Zât-ı Ahmediye (Aleyhissalâtü Vesselâm) mucizâne ve muhakkikane haber vermiş."

"Ve anarşistlik fikrinin tam yeri ise, hem mazlum kalabalıklı, hem medeniyette ve hâkimiyette geri kalan çapulcu kabileler olacak."
(2)

Üstad'ın bu cümlesinden, Komünizmin anarşist kanadı olan Maoculuk fikrinin hakim olduğu Çin kavmi, Ye'cüc-Me'cüc kapsamına girebilir.

(1) bk. Muhakemat, Birinci Makale, Dördüncü Mesele.

(2) bk. Şualar, Beşinci Şua.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...