Block title
Block content

Bir insan, "Ben iman ediyorum ve İslamiyeti yaşamaya çalışıyorum." dediği halde, bu Nurları bildiği halde, nasıl oluyor da göz göre göre, bazen oluyor da imana ve İslam'a muhalif bir yaşantıya saplanıyor, günaha girebiliyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu tür soruların cevaplarını Üstadımız, özellikle On Üçüncü Lem'ada vermektedir.  Bu yerleri okuyanların, söz konusu kişilere daha şefkatkarane yaklaşması lazım geldiğini anlıyoruz.

"Zira mümin, kardeşini fena gördüğü zaman, daha ziyade uhuvvetini artırıp ıslahına çalışması lazımdır. Fenalığı için yalnız acır, tahakkümle değil, lütuf ile ıslahına çalışır."

demektedir Üstadımız.

İslamiyeti yaşayanlara şeytan ve nefis karışmıyor, demek değildir. Belki daha çok, onlara saldırmaktadır. Onların da birer insan olduğunu düşünecek olur isek, yaklaşımımız daha sağlıklı olur. Onların yerinde biz de olabilirdik, olmamamak için de elimizde bir garantimiz de yoktur.

İman ettiği halde, neden günahlara giriliyor, sorusunun cevabının bir kısmını On Üçüncü Lem'a'dan aldığımız aşağıdaki tespitlerde bulmak mümkündür:

"Saniyen, nefs-i insaniye, muaccel ve hazır bir dirhem lezzeti, müeccel, gaip bir batman lezzete tercih ettiği gibi, hazır bir tokat korkusundan, ileride bir sene azaptan daha ziyade çekinir."

"Hem insanda hissiyat galip olsa, aklın muhakemesini dinlemez. Heves ve vehmi hükmedip, en az ve ehemmiyetsiz bir lezzet-i hazırayı ileride gayet büyük bir mükâfâta tercih eder. Ve az bir hazır sıkıntıdan, ileride büyük bir azâb-ı müeccelden ziyade çekinir. Çünkü tevehhüm ve heves ve his, ileriyi görmüyor, belki inkâr ediyorlar. Nefis dahi yardım etse, mahall-i İmân olan kalb ve akıl susarlar, mağlûp oluyorlar. Şu halde, kebâiri işlemek imansızlıktan gelmiyor, belki his ve hevesin ve vehmin galebesiyle akıl ve kalbin mağlûbiyetinden ileri gelir."

"Hem sabık işaretlerde anlaşıldığı gibi, fenalık ve hevesat yolu, tahribat olduğu için, gayet kolaydır. Şeytan-ı ins ve cinnî, çabuk insanları o yola sevk ediyor. Gayet câ-yı hayret bir haldir ki, âlem-i bekanın -nass-ı hadisle- sinek kanadı kadar bir nuru, ebedî olduğu için, bir insanın müddet-i ömründe dünyadan aldığı lezzet ve nimete mukabil geldiği halde, bazı biçare insanlar, bir sinek kanadı kadar bu fâni dünyanın lezzetini, o bâki âlemin bu fâni dünyasına değer lezzetlerine tercih edip şeytanın arkasında gider."

"İşte bu sırlar içindir ki, Kur'ân-ı Hakîm, mü'minleri pek çok tekrar ve ısrar ile tehdit ve teşvik ile günahtan zecir ve hayra sevk ediyor."

"Bir zaman Kur'ân-ı Hakîmin bu tekrar ile şiddetli irşâdâtı bana bu fikri verdi ki, bu kadar mütemâdi ihtarlar ve ikazlar, mü'min insanları sebatsız ve hakikatsiz gösteriyorlar. İnsanın şerefine yakışmayacak bir vaziyet veriyorlar. Çünkü, bir memur, âmirinden aldığı birtek emri itaatine kâfi iken, aynı emri on defa söylese, o memur cidden gücenecek. 'Beni itham ediyorsun; ben hain değilim.' der. Halbuki, en hâlis mü'minlere Kur'ân-ı Hakîm musırrâne, mükerrer emrediyor."

"Bu fikir benim zihnimi kurcaladığı bir zamanda, iki üç sadık arkadaşlarım vardı. Onları şeytan-ı insînin desiselerine kapılmamak için pek çok defa ihtar ve ikaz ediyordum. 'Bizi itham ediyorsun.' diye gücenmiyorlardı. Fakat ben kalben diyordum ki: 'Bu mütemâdiyen ihtarlarımla bunları gücendiriyorum, sadakatsizlikle ve sebatsızlıkla itham ediyorum.' "

"Sonra, birden, sabık işaretlerde izah ve ispat edilen hakikat inkişaf etti. O vakit, o hakikatle hem Kur'ân-ı Hakîmin tam mutabık-ı mukteza-yı hal ve yerinde ve israfsız ve hikmetli ve ithamsız bir surette ısrar ve tekrârâtı yaptığı ve ayn-ı hikmet ve mahz-ı belâgat olduğunu bildim. Ve o sadık arkadaşlarımın gücenmediklerinin sırrını anladım. O hakikatin hülâsası şudur ki:"

"Şeytanlar, tahribat cihetinde sevk ettikleri için, az bir amel ile çok şerleri yaparlar. Onun için, tarik-i hakta ve hidayette gidenler, pek çok ihtiyat ve şiddetli sakınmaya ve mükerrer ihtârâta ve kesretli muavenete muhtaç olduklarındandır ki, Cenâb-ı Hak, o tekrarat cihetinde bin bir ismiyle ehl-i imana muavenetini takdim ediyor ve binler merhamet ellerini imdadına uzatıyor. Şerefini kırmıyor, belki vikaye ediyor. İnsanın kıymetini küçük düşürtmüyor, belki şeytanın şerrini büyük gösteriyor."

"İşte, ey ehl-i hak ve ehl-i hidayet! Şeytan-ı ins ve cinnînin mezkûr desiselerinden kurtulmak çaresi: Ehl-i Sünnet ve Cemaat olan ehl-i hak mezhebini karargâh yap ve Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın muhkemat kalesine gir ve Sünnet-i Seniyyeyi rehber yap, selâmeti bul."(1)

(1) bk. Lem'alar, On Üçüncü Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Yedinci İşaret | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3402 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)
TEVVAB olan RABBIM den cümlemizin affini niyaz eder,saglikli ve nurlu bir hayat tamenni ederiz.tesekkürler.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...