Block title
Block content

"Bir masayı bir kişi zor kaldırır, iki kişi kolayca kaldırır." diyerek, kainatta iki yaratıcının olabileceğini savunanlara nasıl cevap verilebilir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu tarz hezeyan ve saçmalıklar, genelde Allah’ı kendi nefsimize kıyaslamamızdan mütevellittir. Allah’ı -haşa- aciz ve fakir bir insan gibi algılarsak, değil iki İlah bir milyon İlah da olsa yine kurtarmaz. İnsan aciz ve fakir olduğu için, bir işte ne kadar çok yardımcısı olsa o iş ona  o kadar kolay olur, bu hüküm insan açısından doğrudur.

Lakin Allah sonsuz kudret sahibi olduğu ve acizlik ve fakirlik gibi noksanlıklardan mukaddes ve münezzeh olduğu için, Onun bir işi yaparken zorlanması ya da yardımcılar ile kolaylaşması hezeyan ve  saçmalık olur. Sonsuz kudret sahibi bir Zat'a, bir şeyi yaratmak ile her şeyi yaratmak eşit ve müsavidir. Sonsuz kudrette makam, derece, zorluk ve kolaylık gibi kavramlar yer alamaz, bu mantıken mümkün değildir. Öyle olmuş olsa, zaten sonsuzluk vasfını kaybeder. Yani Allah -haşa- bir şeyi yapmakta zorlansa ya da birisinin yardımına ihtiyaç hissetse, o zaman hem İlahlık vasfı biter hem de sonsuz kudret sahibi olmadığı sabit olur. 

İlim, irade ve kudreti sonsuz olan bir Allah’ın, değil bir kainatı trilyonlarca kainat olsa, onları  tedbir ve idare etmesi, tek bir kainatı tedbir ve idare etmesi ile aynı ve müsavidir. Çünkü sonsuzluk yanında rakamların, çokluk ve azlığın bir önemi bulunmuyor.

Yani sonsuz bir kudret karşısında her şey eşittir. Bir güneş ile atom zerresinin yaratılması ve daresi Allah’ın kudreti yanın da aynı ve eşittir. Güneş ağırlık bakımından atoma nispetle Allah’ın kudretini zorlayamaz ya da zerre daha hafif olur denilemez.

Mertebe ve derece ancak cüzi ve sınırlı kudretlerde olur. Mesela, insandaki kudret kayıtlı ve sınırlı olduğu için, bir bardağı kaldırmak ile bir masayı kaldırmak arasında fark ve derece olur. Bardağı kaldırmak insana daha hafif ve rahat gelirken, masayı kaldırmak  daha ağır ve zor gelir.

Büyük küçük, geniş dar, ağır hafif, uzun kısa, gibi kavramlar ve kayıtlar, Allah’ın sonsuz kudretinde geçerli değildir. Bu kayıtlar sadece cüzi ve nispi kudretler için geçerlidir. Bu yüzden Allah’ın kudreti yanında bir baharı yaratmak ile bir çiçeği yaratmak eşittir. Baharı yaratırken çiçeğe nispetle daha fazla güç harcama diye bir şey yoktur. İkisi de aynı kudret ile yaratılıyor.

Bu manaları akla yaklaştırmak için Üstad Hazretleri, altı tane temsili zikreder. Biz bir ikisini numune olarak takdim edelim:

Birinci temsil: Şeffafiyet sırrıdır: Güneşin zatının bir küçük modelini ve sıfatlarını içinde barından tecellisi ve yansıması, denizin yüzünde de görünür. Küçük bir damlanın içinde de görünür. Büyük, küçük onun için fark etmez. Güneş, deniz büyüktür diye ona fazla ışık ve yansıma göndermez, ona ayrı bir çaba sarf etmez.  Damla ile deniz şeffaf, yani parlak olmasından, güneşin yansımasını kabul edip, ikisi de gösterirler.

Fark, büyüklük ve küçüklüktedir. Güneş için,  kendini o parlak yüzeyde göstermek açısından büyüklük ve küçüklük deniz ile damla olması önem arz etmez, ikisi de aynıdır. Denizde görünmesi ile damlada görünmesi güneş açısından eşittir.

Aynen bu güneş misalindeki gibi Allah'ın, kudreti nazarında büyük bir yıldız ile küçük bir atom eşittir. Onun kudretine yıldız ağır gelmez, atom ile aynıdır. Ağırlık ve hafiflik derecesi onun kudretinde yoktur. Kainatın bütünü ile, bir parçasının yaratılmasında kudret açısından bir fark bir zorlanma yoktur.

Üçüncü temsil: Muvazene sırrıdır: Çok büyük ve hassas bir terazi düşünelim. İki kefesi var. Bu kefeler dağı da tartar, küçük bir atom zerreciğini de tartar bir mahiyettedir. Önce terazinin iki kefesine aynı ağırlıkta iki dağı koysak, ikisi eşit olduktan sonra küçük bir dokunmakla dağın biri göğe, diğeri zemine iner. Sonra o çok hassas kefelere atom zerrelerini koysak, terazi yine dengede olur ve dağa sarf ettiğimiz aynı küçük dokunuşu bu kez de atomlara yapsak, aynı dağdaki gibi biri göğe diğeri zemine iner. Denge ve terazi sırrı ile aynı dokunuşla dağ ile atom eşitlendi. Dağa daha fazla güç kullanmaya ihtiyaç yoktur. İkisi de müsavidir.

Aynen bu misaldeki gibi bütün mahlukat büyük-küçük, ağır-hafif fark etmeden mümkinat terazisindedir. Yani var olmak terazinin bir kefesi; yoklukta kalmak ise terazinin diğer kefesidir. Kudret ise bu dengeyi bozan bir dokunuş hükmündedir. Mesela bir dağ, var ve yok olma noktasında eşittir. Bir dokunuşla varlık sahasına çıkar. Bir atom zerreciği de aynı dağ gibi varlık ve yokluk dengesinde bir dokunuşla varlık kazanır. İkisi de eşittir kudret nazarında. İkisi de bir dokunmak ile var olur.

Kalp ve ruh dünyamızdaki Allah mefhumu basit ve ilkel olursa, o zaman kainatı yönetmesini ve dev galaksileri tedbir ve idare etmesini anlamakta zorluk çekeriz. Ama Kur’an’ın tarif ettiği Allah mefhumu ile meselelere bakarsak, o zaman kainat çok küçük ve basit bir topaç gibi oluverir. Yani Allah’ın azamet ve büyüklüğünü anlayan birisinin nazarında kainat küçülür ve basitleşir, ama Allah’ı hakkı ile anlamayan birisinin nazarında da tersi olur; yani kainat büyür -haşa- Allah küçülür, onu ona vermekte zorlanır ya da inkara gider.

Allah’ın sonsuz azameti karşısında kainat küçük bir mikrop bile değildir.

O inkarcının / ateistin bakış açısı, ahmak ve rütbesiz bir askerin kendi haline ve acizliğine bakarak, "Acaba  genelkurmay başkanı şu bir bölük askere söz geçirebilir mi?" demesine benziyor. Bu ahmak asker bilmiyor ki genel kurmay başkanı rütbesi sayesinde, değil bir bölük askeri, bütün orduyu tek bir komutu ile harekete geçirebilir.

Bir sınıftan bir mahiyetten olan şeyler kendi aralarında birbirlerine hükmedip kolay iş göremez, ama bu sınıf ve mahiyetten soyut ve bir üst makam ve mevkide olan başka bir  mahiyet, kendi altındaki şeyleri kolaylıkla ve rahatlıkla  tedbir edip yönetebilir.

Mesela rütbeleri aynı ve sınıfları bir olan erler, kendi aralarında birbirlerine intizam vermesi çok zor ve müşküldür. Ama bu sınıftan ve rütbeden olmayan bir uzman çavuş, onları rahatlıkla  ve kolayca idare eder, bir er ile yüz bin er fark etmez; o alt sınıfın zorluklarından o uzman çavuş soyutlanmıştır.

Cılız ve zayıf bir er ile kuvvetli ve iriyarı bir er komutanı karşısında eşittir, zira ikisinin de sınıf ve mahiyeti aynıdır. Aynen bunun gibi, Allah’ın kudreti bütün mahlukatın cinsi ve mahiyetinden mücerred ve münezzeh olmasından, onların üstünde ve onların sınıfından olmamasından, mahlukatın kendi içindeki kayıt ve arızalar büyük küçük, ağır hafif gibi durumlar Allah’ın zati kudretine engel ve zorluk çıkaramazlar. Bir hamsi ile bir balina ikisi de aynı sınıf ve mahiyette olmasından, Allah’ın kudreti karşısında aynı ve eşittirler vesselam...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Dördüncü Nükte | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2083 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

altın
S.A soru ya verilen cevap had safafada açık mantıklı net kanıt ve ispatlı dediğiniz gibi bu cevabı anlamamak zerre akıl sahibi bir insan için mümkün değil rabbim yar ve yardımcınız olsn hizmetiniz daimi bu hizmetten istifade etmeyi ALLAL c.c nasip eder inş.esen kalın
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...