"Bir şarkı kulağıma geldi, evrad ile meşguliyetime zarar verdi. Ben, hiddet ettim, çıktım. Gördüm ki, hilâf-ı âdet, Ömer’dir. Ben de hilâf-ı âdet bir tokat vurdum." Üstad'ın tokat atmasını nasıl anlayabiliriz, sünnete muhalif değil mi?

Soru Detayı

- Bediüzzaman gibi hayatının her safhasında sünnete azami ittiba eden bir zatın 13. Şuada geçen Ömer adında şarkı söyleyen bir çocuğa hilaf ı adet tokat vurması ve Sungur abinin kendi hatıralarında Hüsrev abinin yanında bulunduktan sonra kalbinde Ceylan abi gibi bazı abilere soğukluk olmasının ardından Üstad Evrad okurken kendine bir anda tokat aşk etmesini nasıl anlamak lazım?
- Genel görüş yüze tokat vurmanın mekruh olması yönünde sanırım ve bazıları da haram olduğunu söylüyor. Acaba Üstad buralarda yüzlerine değil de başka yere mi vurmuş veya hiddetlenip gayrı ihtiyari yüzüne tokat atmış gibi mi düşünmek lazım?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Şeriatın hükümleri ve hukuku şahsın manevi makam ve mertebesine göre farklılık arz edebilir. Mesela, peygamberlerin şeriata ve hukuka riayet etmesi ile sahabelerin münasebeti, alimlerin, mürşitlerin muhatap olması ve avamın aynı hakikatlere muhatap olma şekilleri farklılık arz edebilir.

Mesela, kebair umumi ve genel manada yedidir. Ancak maneviyatı yüksek indallah makbul olan insanlarda bu ala meratibihim yetmişe yedi yüze kadar çıkabilir.

Mesela, orucun şeraiti bellidir. Fıkıh kitaplarında malumdur. Fakat bu tabanda umumi bir kaidedir. Ehass-ı havas açısından baktık mı mesela, kalpleri bir an gaflete girse, oruçlarına zarar geliyor. Bu gibi hassasiyetten avam ve genel olarak insanlar mesul değildir.

Bir kaide vardır. “Hasenatü'l-ebrar, seyyiatü'l-mukarrebindir.” Çok hayırlı insanların iyilikleri ve faziletleri mukarrebin dediğimiz indallah makbul olan insanlar indinde günah kabul edilir.

Mesela, şeriatta evliliğe dörde kadar müsaade vardır. Fakat Peygamber Efendimiz (a.s.m) dokuz hanımını zevce edinmiştir. Bu gibi özel hükümlere hasais denilir. Demek ki makamlar değiştikçe hükümler de ona göre farklılık arz edebilir.

Üstadımız hüccetü'l-İslam, mürşid-i azam ve indallah muvazzaf olduğundan, ona ait muamelat normal standartlara göre mukayese edilmez. Bu gibi zevat-ı muhterem Ehl-i sünnet itikatınca mahfuzdurlar. Bize göre hata ve yanlış telakki ettiğimiz mevzular onlar için hata ve günah sayılmayabilir.

Evet, Üstadımız hayatı boyunca hak ve hakikatten ve şeriattan zerre inhiraf etmeden ömrünü ikmal etmiştir. Gerek Eski Said ve gerekse de Yeni Said döneminde bütün hal, ahval ve fiiliyatı kontrol altında kaderin bir planı ve programı olarak icra edilmiştir.

Herkesi kendi şartlarında ve makamında değerlendirmek mecburiyetindeyiz. Zira İslamiyet hakikati ve realiteyi esas alır. İnsanlara eşit değil adaletli muamele hakikattir.

Bu sebeple Muazzez Üstadımızın söz konusu mevzuuna gelirsek, maddeler halinde şöylece mütalaa edebiliriz:

1. Evvela Muazzez Üstadımızın konumu ve vazifesi itibariyle bakar isek, bu meselede hikmet aramak mecburiyetindeyiz.

2. İsm-i Rahime mazhar bir zat-ı nurani adaveti işmam edecek bir muamele sergilemesi mizacına, mazhariyetine zıttır. Zira başkalarının ve hasımlarının günahlarına acıyıp, şefkat edip merhametle karşılayan bir zat, hizmetinde bulunan ve henüz daha çocuk denecek yaşta birine tokat vurması uygun görülmemektedir.

3. Orada, yani mevzu edilen bahiste yüzüne vurma tabiri geçmiyor, tokat vurma tabiri geçiyor. Tokat sadece yüze vurulmaz.

4. Ayrıca tokadın şiddeti ve şekli de önemlidir. Şefkatten ve merhametten gelen bir muamele ile okşama tarzında da tokat vurmuş olabilir. Zira tokat var, adamı hayatından eder. Tokat var muhataba iltifat ve nimet telakki ettirir.

Ayrıca tokat bazen terbiye ve ikaz için rahmet ve şefkatten de gelebilir. Cenab-ı Hakk'ın müminlere şefkat tokatları vurması, uyandırmak için musibetler vermesi bu nevidendir. Herhalde Muazzez Üstadımızın bu tokatları da uyandırmaktan, ikaz etmekten, iltifattan ve şefkatten gelen bir okşama tarzında da olabilir.

Netice olarak, bizler Muazzez Üstadımıza bakarken, son asrın İslam davasının bayraktarlığını deruhte etmiş ve bu makama mebni, Risale-i Nur Külliyatı gibi bir hakikate mazhar olmuş, binlerce insanların imanının kurtulmasına vesile olmuş ibadette, fazilette ve kemalatta zirve yapmış ve tüm insanlığa mal olmuş bir dava adamı nazarıyla ve tefekkürüyle bakmamız icap eder. Yoksa beşerî hal ve tavırlarına teamüle uymayan davranışlarına bakarak, şu yüce hakikati gizlemek ve görmezlikten gelmek insafa sığmaz.

Muazzez Üstadımızın; Peygamber Efendimiz (asm) için ifade etmiş olduğu bir misalle bu sualin cevabını ikmal etmiş olalım:

Yumurtadan çıkmış kemale ermiş ve semavatta uçan tavus kuşunun güzelliğini, cemalini ve kemalini onun boş kabuğunda aramak akıllı olanın işi değildir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...