"Bir seferde, 'talha' veya 'semure' denilen bir ağaç geldi, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın etrafında tavaf eder gibi döndü, sonra yine yerine gitti." Ağacı İki Cihan Sultanı etrafında döndüren Allah'tır. Peki ağacın iradesi, istemesi olabilir mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kâinatta her şey kendi lisanlarınca Allah’ı tesbih edip, O’na bir şekilde ibadet ediyor. Bu tesbih ve ibadette irade ve şuur sahipleri bilerek ve irade ederek tesbih ve ibadette bulunuyorlar. İrade ve şuur sahibi olmayan diğer mahlûkat ise, vazife ve fıtrat itibari ile tesbih ve ibadet yapıyorlar. İradesiz ve şuursuz olan bu mahlûkat, hal dili ve vazife noktasından fıtrî olarak tesbih ve ibadette bulunuyorlar. Onlar hal ve vazife noktasından ne yaptıklarını bilmeseler de, Allah’ın bilmesi kâfidir. Nitekim Kur’an’ın çok ayetlerinde, şuurun alametleri hükmünde olan tesbih ve zikir, cansız varlıklara izafe edilmiştir.

Bu ayetlerden bazıları şunlardır:

"Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmiştir. O, Aziz'dir, Hakîm'dir."(Hadîd, 57/1)

"Yedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar, O'nu tesbih ederler. O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, Halîm'dir, çok bağışlayandır."(İsrâ, 17/44)

Ayrıca ahirette her şeyin bir cihetle şuurlu olacağına dair ayet ve hadislerin zımnî mânaları da vardır. Üstad Hazretleri bu hakikate şu şekilde işaret ediyor:

"Evet, وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَاۤ اِلاَّ لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَاِنَّ الدَّارَ اْلاٰخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ " sırrınca, şu dâr-ı dünyada câmid ve şuursuz ve hayatsız maddeler, orada şuurlu, hayattardırlar. Buradaki insanlar gibi orada da ağaçlar, buradaki hayvanlar gibi oradaki taşlar, emri anlar ve yapar. Sen bir ağaca desen, 'Filân meyveyi bana getir.'; getirir. Filân taşa desen, 'Gel!..'; gelir. Madem taş, ağaç bu derece ulvî bir suret alırlar. Elbette, ekl ve şürb ve nikâh dahi, hakikat-i cismaniyelerini muhafaza etmekle beraber, cennetin dünya fevkindeki derecesi nisbetinde, dünyevî derecelerinden o derece yüksek bir suret almaları iktiza eder."(1)

Buradaki mülahazaya göre et parçasına tatma, görme, işitme, dokunma ve konuşma vasfını veren Allah, elbette böyle ağaçlara ve cansız şeylere bir vazifeye binaen isteme duygusunu pekâlâ verebilir. Bu gibi şeyler imkân haricinde olan şeyler değildir.

Hem ağacın istemesi, o ana mahsus bir mu’cize nev’inden verilmiş de olabilir.

(1) bk. Sözler, Yirmi Sekizinci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

sami

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Mekke’den hicret ettiği ve küffarlar takibe çıktıkları vakit, Sebîr namındaki dağa çıktılar. Sebîr dedi: “Yâ Resulallah, benden ininiz. Korkarım, benim üstümde sizi vururlarsa Allah beni tâzip eder. Onun için korkarım.”

Cebel-i Hira çağırdı: 1ياَ رَسُولَ اللهِ اِلَىَّ “Bana gel.” Bu sır içindir ki, ehl-i kalb Sebîr’de havf ve Hira’da da emniyeti hissederler. Bu misalden anlaşılır ki, o koca dağlar birer müstakil abddir, müsebbihtir ve vazifedardırlar. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmı tanır ve severler; başıboş değillerdir.
On Dokuzuncu Mektup, On Birinci İşaret

Ayrıca Bakınız:

On Yedinci Lem'a, Sekizinci Nota

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...