Block title
Block content

"Bir sikke-i kübrası olduğu gibi, bütün eczasında ve enva'ında dahi birer sikke-i vahdet koymuştur. Birer hâtem-i vahdaniyet bastığı gibi, her bir azasında dahi, birer mühr-ü vahdeti vardır." Nurlarda vahidiyete sikke, ehadiyete hatem mi kullanılıyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Burada vahidiyet külliyet, ehadiyet de cüziyet anlamında kullanılıyor ki; Risale-i Nur'un en temel tevhit esaslarından birisidir ve Risale-i Nur'un genelinde bu mana sıklıkla kullanılmaktadır.

Külliyet cüziyette, cüziyette külliyette mündemiçtir. Fark sadece birisinin büyük ve azametli, diğerinin küçük ve prototip  olmasıdır. Yani külliyet büyük resmi, cüziyet ise bu büyük resmin aynı ile küçültülmüş halini simgeler.

Mesela, karınca nevi külliyeti temsil eder iken, bu nev içinden bir karınca cüziyeti temsil eder. Külliyet ve cüziyet açısından, karınca nevi ile bir karınca arasında fark yoktur. Karınca nevinin hayatı için hangi hayat şartları gerekli ise, bir karıncanın hayatı için de aynı hayat şartları gereklidir. Mesela güneş olmasa karınca nevi olmaz, aynı mana bir karınca için de geçerlidir. Karıncadaki hayat öyle bir külliyet kazanmış ki, nevinden farksızdır. Allah, karınca nevinin üstüne nasıl bir tevhit mührü vurmuş ise, aynı mührü bir karıncanın üstüne de vurmuş. Bu ilişki bütün nevlerde ve fertlerde cari bir tevhit kuralıdır.

Vahidiyet kainatın genelinde ve büyük nevleri üzerinde tezahür eden tevhit mührü iken, ehadiyet aynı tevhit gerçekliğinin kainatın fertleri ve cüzleri üzerinde tezahür etmesidir. Külliyetli olan vahidiyet mührünü, ancak nebiler, asfiyalar derecesine göre idrak edip takdir ederler; ama cüzi olan ehadiyet mührünü en edna makamdaki bir insanda idrak edip takdir edebilir. Bu yüzden Kur’an külliyetli vahidiyet mühründen bahsettikten sonra, akılları boğdurmamak için onun küçültülmüş bir prototipi olan cüzi ehadiyetten bahis açar ve tefekkür kapısını geniş tutar. Risale-i Nur Kur’an’ın bu özelliğini çokça kullanır.

Üstad Hazretleri bu hususa şu şekilde işaret ediyor:

"İşte, Kur'ân-ı Hakîm, bu sırr-ı azîmi ifade içindir ki, kâinatın daire-i âzamında, meselâ semâvat ve arzın hilkatinden bahsettiği vakit, birden, en küçük bir daireden ve en dakik bir cüz'îden bahseder, tâ ki zâhir bir surette hâtem-i ehadiyeti göstersin. Meselâ, hilkat-i semâvat ve arzdan bahsi içinde, hilkat-i insandan ve insanın sesinden ve simasındaki dekaik-i nimet ve hikmetten bahis açar. Tâ ki fikir dağılmasın, kalb boğulmasın, ruh Mâbûdunu doğrudan doğruya bulsun. Meselâ, وَمِنْ اٰيَاتِهِ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْ  ["Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da Onun âyetlerindendir." (Rum, 30/22)]. âyeti, mezkûr hakikati mucizâne bir surette gösteriyor."(1)

Özetlemek gerekirse; avam nazarlar için cüziyet külliyetin, ehadiyet de vahidiyetin vazifesini görüyor. Hal böyle olunca kainatta büyük küçük, ufak iri her şey tevhidin bir imzası, bir mührü, bir hatemi oluveriyor.

Maddecilerin tuh akıllarına ki; bu sayısız mühür ve imzaları göremiyorlar...

(1) bk. Lem'alar, On Dördüncü Lem'a, İkinci Makamı.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Makam, Dördüncü Kelime | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1557 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...