Block title
Block content

''Bir vakıa-i hayâliyede gördüm ki: İki yüksek dağ var birbirine mukabil. Üstünde dehşetli bir köprü kurulmuş. Köprünün altında pek derin bir dere. Ben o köprünün üstünde bulunuyorum...'' Devamıyla izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan şahsi kuvvet ve aklına güvenip "Ben doğruları kendim bulurum, Peygambere ve onun rehberliğine muhtaç değilim." derse, şeytana oyuncak, vehim ve şüphelere eşek, korku ve endişelere müptela bir hasta, dağlar kadar yükleri taşımaya mecbur bir binek durumuna düşer. Halbuki insanın böyle ağır yükleri yüklenmeye ne takati ve ne de gücü yoktur. İnsan ancak ve ancak iman ve tevekkül ile mükelleftir.

Allah insanı peygamber ve vahye muhtaç bir şekilde yaratmıştır. Bu yüzden insan iman ve tevekkül ile Allah’ın gönderdiği peygamberlere teslim olmak zorundadır. Yok olmaz ise ağır bir yükün altına girmiş olur. Tıpkı ateş böceğinin cüzi ışığına güvenip güneşe meydan okuduktan sonra zifiri karanlığa mahkum olması gibi, insan da cüzi aklına ve  vehmi ilmine güvenip vahiy güneşinin terbiye ve rehberliğine girmez ise, küfür ve şirk karanlığına mahkum olur. Hem dünya saadetini hem de ahiret saadetini kaybeder. Hem dünyada hem de ukbada çok bela ve sıkıntılara maruz kalır.

Mesela, insan şahsi kuvvet ve fikri ile ölüme baksa, ölümü bir yokluk, kabri ise dipsiz bir karanlık kuyu tevehhüm eder. Bu tevehhüm ile bela ve sıkıntılar çeker. Ölümdeki ayrılık ve hiçlik acısı hayatını bütünü ile zehir eder.

Ama iman ve Kur’an nazarı ile baksa, ölüm ebedi bir saadetin başlangıcı, sonsuz bir kavuşmanın girizgahıdır. Demek kuru akıl ölümün sırrını çözemiyor, vahyin dersine ve terbiyesine muhtaçtır. Daha bunun gibi binlerce hadise karşısında insan vahyi inkar edip aklına itimat ederse, bela ve sıkıntılara maruz kalır...

İnsan, kafa feneri hükmünde olan soyut aklı ile kainata ve hadislere bakacak olursa, temsilde olduğu gibi eşyaların hakikatlerini ve içyüzlerini çözemez hatta insana dehşet veren başka şekillere dönüşür. Yukarıda vermiş olduğumuz ölüm örneğinde olduğu gibi, ölümün içyüzü nurani ve güzel iken dış yüzü soğuk ve iticidir. Ölümün içyüzünü ise ancak iman ve hidayet nuru açar.

İnsanın soyut aklı ölümün dış suretinden ötesine geçemez. Bu yüzden vahye tabi olmayan hidayet ile nurlanmayan soyut akıl sürekli sıkıntı ve azap veren bir vasıta haline döner. Üstad Hazretlerinin "kızdım ve cep fenerini yere çarptım" demesi, aklı vahyin terbiyesine verdim ve her şeyin içyüzüne o zaman nüfuz edebildim demektir.

Özet olarak, bu temsilde  vahiy ile akıl mukayese ediliyor. Vahiy alemi ışıklandıran bir güneş iken akıl fenere benzetiliyor. Güneşin yanında fener nasıl  bir şey ifade etmez onunla kıyasa bile gelmez ise, "vahyin yanında akıl bir şey ifade etmez, onunla kıyasa bile gelmez" denilmek isteniyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Mebhas, İkinci Nokta | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2374 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...