Block title
Block content

"Bir yerde hayatın oluşmasına neden olan sebepler varsa, hayat kendiliğinden zaten oluşur." deniliyor. Evrimcilerin iddia ettiği bu yaklaşım Tabiat Risalesi'nde çürütülmüştür, ama tam anlayamadım. Bu yaklaşımın yanlışlığını sizden de dinlemek istiyorum.

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad Hazretleri, hayatın hangi sebepler eli ile oluşturulduğunu değil, hayatı sebeplerin oluşturduğu fikrini kabul etmiyor. Kainattaki bütün sebepler bir araya gelse, en basit bir hayatı dahi oluşturamaz. Zira bütün sebepler kör, sağır ve şuursuzdur. Hayat ise gayet ilimli, şuurlu ve mükemmel bir eser ve sanattır. Kör, sağır ve şuursuz sebeplerin böyle mükemmel ve şuurlu bir sanat eserini icra etmesi kabil değildir. Yoksa, Allah’ın sebepler eli ile  hayatı yaratmasını kimse inkar etmiyor. Bir hayatın oluşması esnasında bulunan bütün sebepler kabulümüzdür, lakin bu sebepleri sevk ve idare eden İlahi iradeyi tesadüfe veya sebeplere havale etmek kabulümüz değildir.

Bir varlığın veya hayatın ortaya çıkmasında kullanılan vesileleri Kur'an nazara veriyor zaten, bunları inkar edemeyiz. İnkar edilen husus; bu hassas ve mükemmel oluşum sürecinin tesadüfe ve sebeplere havale edilmesidir. O protein ve elementleri yaratıp, hayatın oluşumunda kullanan kimyager Allah’tır, diyor Üstad Hazretleri.

Hayatın teşekkülü için kainat çarklarının bir fabrika gibi işlemesi ve çalışması gerekiyor. Bu da hayatın ne kadar mükemmel bir sanat ve ne kadar dağınık sebeplerden sonra hasıl ve cem olan bir eser olduğunu gösterir. Ayrıca hayat üzerinde bir tevhit  mührünün olduğuna işaret ediyor. Yani hayatı icat etmek için hayata gerekli bütün sebepleri de icat etmek ve elinde bulundurmak gerekir, yoksa icat edilmesi kabil değildir.

Mesela, bir elmanın oluşması için hava lazım, güneş lazım, toprak lazım, su lazımdır. Bu dört unsur ise bütün kainatı kuşatmış unsurlardır. Demek elmanın vücut bulup hayatlanması için bütün unsurların istihdam olup, elma etrafında hizmet etmesi gerekiyor. Buradan da şu sonuç çıkar ki, elmayı yapacak zatın bütün kainata ve unsurlara hem sahip olması hem de hükmünün geçmesi gerekir.

Diğer yandan, bütün bunları yapanın bir  tek Zat'ın olması gerekir. Zira kainatın bir kısmı başka bir ilah ve zatın olsa, elmanın oluşmasında ve vücuda çıkmasında hizmet ettirmez, ikilik ve fesat çıkar. Halbuki elmanın teşekkülünde kainat ve unsurlar mükemmel bir ahenk ve mizan ile hareket ve hizmet ediyorlar. Demek elmadaki hayat ile kainat arasında sanat ve mükemmellik noktasından hiçbir fark yoktur.

Hayat, kainattaki birlik ve tevhidin; yani ahenk ve uyum içinde çalışmanın bir neticesi, bir yavrusu, bir cilvesidir. Nasıl tarla kimin ise tarladan kalkan mahsul de onun oluyorsa; aynı şekilde kainat ve unsurlar kimin ise, bunlardan süzülüp gelen hayat da o zatın eseri ve sanatı olabilir.

Hayat nasıl kainatın birlik ve uyumundan ortaya çıkıyor ise, müntehası, neticesi de tevhit ve vahdete gidiyor  ve ustanın, sanatkarın bir ve yekta olduğuna şahitlik ediyor demektir. Böyle mükemmel bir hayatın adi ve şuursuz sebeplere havale edilmesi gerçekten imkansız olup, hurafeden başka bir şey değildir.

Hayat, ancak bütün kainatı kudret avucunda tutan bir Zat'ın eseri olabilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Kelime, Birinci Muhal | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 4654 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...