Block title
Block content

“Bir zaman, eski Harb-i Umumîde, düşmanların ehl-i İslâma ve bilhassa çoluk ve çocuklara ettikleri katl ve zulümlerinden pek çok müteellim oluyordum.” Bu cümleyi açar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Dünyada başımıza gelen musibet ve belalar karşılıksız ve tesadüfi şeyler değildirler. Hepsinin ahiret aleminde bir karşılığı, bir şefkat yönü vardır. Allah bu dünyada çekilen sıkıntıları diğer dünyada mükafat olarak karşımıza çıkaracaktır. Bu onun şefkat ve merhametinin bir gereğidir.

Üstat kendi döneminde Birinci ve İkinci Dünya savaşlarında zarar ve sıkıntı gören masum ve mazlumların hakkında bir hüküm ve fetva veriyor.

O dünya savaşlarında masumen ve mazlumen öldürülenler, ahirette şehit ve veli hükmünde olacaklardır. Dünyadaki kısa hayatları ahirette saadetli ve ebedi bir hayata dönüşecektir. Zayi ve heba olan dünyevi malları öbür dünyada sadaka hükmünde olup ebedi ahiret malları ile değiş tokuş edilecektir. Böyle olunca, dünyadaki  çekilen sıkıntılar ve kederler binden bire iner ve insana kazançlı bir ticaret hükmüne geçer.

Dünyada başımıza gelen bütün sıkıntı ve kederlere sabır şartı ile bu nazarla bakabiliriz. Dinsiz felsefenin iddia ettiği gibi dünyada başımıza gelen musibet ve sıkıntılar başıboş ve gayesiz değildirler. Onları imtihan için gönderen Allah’tır; elbette sabredenlere mükafatı verecek yine odur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Öldürülenler şehit oldu denmiş öldürülenler müslüman değildi hepsi yanlış olmuş
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Şehit müslümanlar olur
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Öldürülenlerin heğsi mazlumda olsa neden şehit olsun
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Rahmeti ilahiyede karşılığı olacak diyor sen tutup öşen masum mazlüm diğer dinlerdeki be hiristiyanlarda şehit oldu dersen bunu nere koyacaksın
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Üstad şehit kelimesini sorudaki müslümanlar için kullanıyor. Cevapta mahsum ve mazlum bütün ölenleri kapsıyor bütün ölen mahsum mazlum müslüman değildi onlar için mektupta ayrı bahis var cevaptaki o yerin mektuptaki gibi düzeltilmesini istirham ederim. Cevapta ilgili kısım genelleme arz ediyor mektuptaki konu bütünlüğüne yanlış bakış oluşturmuş.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Konu bütünlüğüne dikkat etmeyen sizin yorumlarınız oluyor. Çünkü fetret ehli mazlumların şehit olması önünde bir engel yoktur. Üstadımız bu cümlenin devamında bu hususu izah ediyor. Fetret ehli olmayan Hristiyan ya da başka bir dinde olanlara şehit denilmez bu zahiri bir mesele. Ama fetret ehli olanlar hangi dinden hangi inançtan olursa olsun mazlumen öldürülmüş ise şehit hükmündedir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Üstadın tam kelimesini yazarmısınız. Cümlesini yazarmısınız. Siz masum mazlum ölenler şehit olur diyorsunuz. Üstadın bu cümlesini koyun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Onlar kafir dahi olsa deyip ayrı ele alıyor
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Fetret ehline değinmedim ben hiçbir yorumda. siz bütüne tek cevap vermişsiniz
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

On beşinden yukarı olanlar, eğer mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır. Çünkü âhirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (a.s.m.) bir lâkaytlık perdesi gelmiş. Ve madem âhirzamanda Hazret-i İsâ'nın (a.s.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa'ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zayıflar, müstebit büyük zâlimlerin cebir ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar. Elbette o musibet onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalâletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır diye hakikatten haber aldım, Cenab-ı Erhamürrâhîmine hadsiz şükrettim. Kastamonu Lâhikası
Özellikle bu cümleye dikkat: "Hazret-i İsa'ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir."

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
oğuzhangözüpek
YÜCE ALLAH'ın ADALETİNE kıyas biçilemez. O neylerse güzel eyler.Mazlum ,masum olanlar,kendilerine tebliğ yetişmemiş veya kötü tanıtılarak tebliğ bilgisi ulaşmış kimselerin halini Üstadımız ra zaten açıklamış....ADALET hakkında KIRKTAN fazla ayette şiddetle İNSANLARI ikaz eden Yüce ALLAH cc elbette MUTLAK ADALET ile hükmedecektir....Bu konularda Geniş olanı daraltmamak lazım. O genişlik te Mutlak olan SONSUZ RAHMETTİR. Rahmetin dağıtımıda SAHİBİNE AİTTİR. Biraz Hüsnü zan da bulunmanın sakıncası da olmaz. Diye düşünüyorum.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
"Hazret-i İsa'ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir." hangi mektupta yazıyor bu
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
"Hazret-i İsa'ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir." buldum bu mektubuda. bu nasıl bir şehadet olabiliyor. islamı açıdan açıklarmısınız şehitliği tarif eden ayet hadislere bunu açıklarmısınız. örneğin afetlerde ve hastalıklardan ölenlerin şehit olması yönüylemi bu bunlar islamın en az tebliğinin yapıldığı 2. dünya savaşında islamdan haberi olmayan mazlum şekilde bu savaşta ölenlerimi anlatıyor. konuyu bu yönüyle açıklamanız mümkünmü. nasıl bir nevi şehadet oluyor kimleri içerir nasıl içerir bu yönüyle anlatırmısınız. veya siz daha güzel bir şekilde yaklaştırın idrakime. islam uğrunda şehit olanlarla birmidir bu şehadet bu şehadet nasıl bir kazanç sağlar ayet hadislerde ve risale-i nurda bu şehadetlerin hangi şehadete hangi mertebe verilir bir açılama varmı. günümüzdede kullanılıyor basın şehidi. meslek şehidi. bu şehitlik kavramını şehadet kavramını bir sınıflandırma yokmu. burda bahsedilen bütün kısımlardakiler şehitmidir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
CEHENNEMDEN ONU BELKİ KURTARIR DİYOR İYİ OKUMAK İYİ YORUMLAMAK LAZIM. SİZ ŞEHADET GİBİ ALBILIYORSUNUZ. O musibet-i semaviyeden ve beşerin zâlim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve perişan olanlar, eğer on beş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun şehit hükmündedir. Müslümanlar gibi büyük mükâfat-ı mâneviyeleri, o musibeti hiçe indirir. On beşinden yukarı olanlar, eğer mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır. Çünkü âhirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (a.s.m.) bir lâkaytlık perdesi gelmiş. Ve madem âhirzamanda Hazret-i İsâ’nın (a.s.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa’ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. cümleleri başından koymak gerek nediyor cehennemden kurtarır bir bakıma onlarada bir mükafattır. şehitlikle örtüştürmüyor üstad bir bakıma anlamına gelir. şehitliktir demiyor 15 yaşından öncekiler için şehittir diyor. cümleleri güzel okumak gerek. cehennemde olanra göre şehadet gibidir cehennemden kutulmaları. cennetlik veya şehittirler demiyor. mazlumiyetleri onları cehennemden kurtardı bir şehadet bir şehitlik vermedi bir bakıma cehennemden kurtulduklarından onlarada şehadet gibi oldu bu çektikleri. 46 mektupta bu konu zaten açıklanıyor bunu şehadetle tam bağdaştırmayın "rahmet-i İlâhiyenin hazinesinden öyle mükâfatları var şeklinde ve mükâfatı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır. bu kurtuluş bir nevi onlara şehadet gibi gelir " cümlenin sonundaki denilebilir kelimesi buna yönelik. bakın 15 yaşına kadar olanlar için ne diyor Müslümanlar gibi büyük mükâfat-ı mâneviyeleri olacak" "15 yaşından büyükler ise eğer mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır." cehennemden belki kurtarır diyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
"46 MEKTUPTAKİ KESİNLİK İFADE EN rahmet-i İlâhiyenin hazinesinden öyle mükâfatları var" 76 "DAKİ KESİN CÜMLE mükâfatı büyüktür,"
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
"O dünya savaşlarında masumen ve mazlumen öldürülenler, ahirette şehit ve veli hükmünde olacaklardır." HÜKÜM VERMİŞSİNİZ YUKARDAKİ SORUYA VERDİĞİNİZ CEVAPTA. KONUYU TEKRAR GÖZDEN GEÇİRİLMELİ. CEHENNEMDEN BELKİ KURTULURLAR DİYEN BİR ÜSTADA . ÖLENLER AHİRETTE VELİ ŞEHİT HÜKMÜNDE OLACAKLAR AÇIKLAMASI YAPMAK DOĞRU GÖRÜNMÜYOR.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
"Hazret-i İsa'ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir." Kastamonu Lahikası
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
hamditas

Necip Fazıl ile İstanbul Görüşmesi 

Yazar: Mehmed Kırkıncı, 03-7-2010

Mehmet Şevket Eygi, Bugün gazetesini çıkarıyordu. Necip Fazıl Bey de o gazetede yazıyordu.

Kışın ortasında bir gün Zübeyir Ağabey telefon açtı; “Hocam hemen uçak ile İstanbul’a gel” dedi.

Aynı gün uçakla İstanbul’a gittim. Beni havaalanında Avukat Bekir Berk, Mustafa Polat, Mehmet Birinci, Mehmet Fırıncı karşıladılar. Bekir Berk Ağabey’in Çemberlitaş’ta Kiğılı Pasajındaki yazıhanesine gittik. Zübeyir Ağabey, Sungur Ağabey, Bayram Ağabey hep oradaydılar. Zübeyir Ağabey ziyaret için özel olarak hazırlanmış, kravat takmıştı.

“Hocam”, dedi, “Necip Fazıl Bey, Bugün Gazetesinde Üstad aleyhinde bir iki makale yazdı.” Bu yazılarda Üstadımızın: “Elbette şimdi fetret gibi karanlıkta kalan Hazret-i İsa'ya mensub Hristiyanların mazlumlarının çektikleri felâket, onlar hakkında bir nevi şehâdettir denilebilir.” sözüne itiraz ediyor. Bunun ehl-i sünnet vel cemaat mezhebine muhalif olduğunu söylüyor. Kendisinden randevu aldık. Seni bunun için çağırdık. Şu anda bizi bekliyor.”

Yanımıza konuyla ilgili kitapları alarak alelacele gittik. Evi adeta ormanla kaplıydı, içi de çok güzel döşenmişti. Antika eşyaları vardı. Necip Fazıl Bey beni görünce:

“Tamam, Mehmet Bey geldi, şeriatı bilen, Ehl-i Sünneti bilen birisi. Şimdi meselemizi çok rahat çözeriz.” dedi.

Çok mükemmel bir hafızası vardı. Zübeyir Ağabey’e:

“Seni tanıdım.” dedi, “Ben Üstad’ın ziyaretine gittiğimde sen de oradaydın.” Sonra kalktı, Tarihçe-i Hayat’ı getirdi. Ve okumaya başladı:

“Şiddet-i şefkat ve rikkatten ve bu kışın şiddetli soğuğuyla beraber mânevî ve şiddetli bir soğuk ve musibet-i beşeriyeden biçarelere gelen felâketler, sefâletler, açlıklar, şiddetle rikkatime dokundu. Birden ihtar edildi ki: Böyle musibetlerde kâfir de olsa hakkında bir nevi merhamet ve mükâfat vardır ki, o musibet ona nisbeten çok ucuz düşer. Böyle musibet-i semâviye, mâsumlar hakkında bir nevi şehâdet hükmüne geçiyor. Üç dört aydır ki, dünyanın vaziyetinden ve harbinden hiçbir haberim yokken, Avrupa ve Rusyadaki çoluk çocuğa acıyarak tahattur ettim. O mânevî ihtarın beyan ettiği taksimat, bu elîm şefkate bir merhem oldu. Şöyle ki:"

"O musibet-i semâviyeden, zâlim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve perişan olanlar, eğer onbeş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun, şehid hükmündedir. Müslümanlar gibi büyük mükâfat-ı mâneviyeleri, o musibeti hiçe indirir. Onbeşinden yukarı olanlar, eğer mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür, belki onu Cehennem'den kurtarır. Çünki, âhirzamanda mâdem fetret derecesinde din ve Dîn-i Muhammedî Aleyhissalâtü Vesselâma bir lâkaydlık perdesi gelmiş ve mâdem âhir zamanda Hazret-i İsa'nın (as.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyet'le omuz omuza gelecek. Elbette şimdi fetret gibi karanlıkta kalan Hazret-i İsa'ya mensub Hristiyanların mazlumlarının çektikleri felâket, onlar hakkında bir nevi şehâdettir denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zaifler, müstebid büyük zâlimlerin cebir ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar; elbette o musibet, onlar hakkında medeniyetin sefâhetinden ve küfrânından ve felsefenin dalâletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber yüz derece onlara kârdır, diye hakikatten haber aldım. Cenab-ı Erhamürrâhimîne hadsiz şükrettim ve o elîm elemden ve şefkatten teselli buldum.” 1

Kitabı masanın üstüne bıraktı ve bana dönerek:

“Hocam, dedi, bu fikirler Ehl-i sünnet ve’l cemaat mezhebine uygun mu, değil mi? Sen ne dersen ben ona razı olacağım.” dedi.

Bir tevafuk olarak, birkaç gün önce de ilm-i kelam dersi alan talebelere İmam-ı Gazali’nin “Faysalü’t-Tefrika” adlı kitabından o kısmı okutmuştum.

“Efendim, keşke gazetedeki o yazıları bizimle görüştükten sonra yazsaydınız. Üstad Hazretleri itikaden Eşarî mezhebindendir. Biz ise Maturudî mezhebindeniz. Eşari mezhebi ile Maturudi mezhebi arasında bu konuda görüş ayrılığı var. Eşariler;

“Biz Peygamber göndermediğimiz kavme azab etmeyiz.” (Âl-i İmrân, 3/64.)

ayetine dayanarak, kendilerine peygamber gelmemiş, davet ulaşmamış insanları necat ehli kabul ederler.” dedim ve kendisine Mektubat’tan şu kısmı okuduk;

“Fakat zaman-ı fetrette “Biz Peygamber göndermediğimiz kavme azab etmeyiz.” (Âl-i İmrân, 3/64.) sırrıyla; ehl-i fetret, ehl-i necattırlar. Bil'ittifak, teferruattaki hatiatlarından muahazeleri yoktur. İmam-ı Şafiî ve İmam-ı Eş'arîce; küfre de girse, usûl-i imanîde bulunmazsa, yine ehl-i necattır. Çünki teklif-i İlahî irsal ile olur ve irsal dahi, ıttıla' ile teklif takarrur eder. Madem gaflet ve mürur-u zaman, enbiya-i salifenin dinlerini setretmiş; o ehl-i fetret zamanına hüccet olamaz. İtaat etse sevab görür, etmezse azab görmez. Çünki mahfî kaldığı için hüccet olamaz.” 2

“İmam-ı Gazalî de Eş’arî mezhebindendir ve kitabında aynı fikri savunmaktadır.” diye anlattım. Kendisi çok hakperest bir insandı. Bunları anlatınca kabul etti. Benden İmam-ı Gazali’nin kitabındaki o bölümü kendisine mektupla göndermemi rica etti. Sonra ayağa kalktı; “Ben şimdi, o yazıları yazdığıma pişmanım.” dedi.

Ertesi gün gazetede; “Akşam Nurcuların kurmay grubuyla görüştük.” diye başlayan bir yazı yazdı ve daha önce yaptığı tenkit ve itirazları tashih etti.

Erzurum’a döndüğümde İmam-ı Gazali’nin "Faysalü’t-Tefrika" adlı kitabının 96. sayfasını kendisine gönderdim. Faydalı olacağı ümidiyle o bölümü aynen buraya derc ediyorum.

“İnancıma göre, İnşaallah Allah-ü Teâlâ, zamanımızdaki Rum, Hıristiyan ve Türklerin pek çoğunu da Rahmet-i İlâhiye şümûlüne alacaktır. Bunlardan maksadım, uzak memleketlerde yaşayan ve kendilerine İslâm’ın dâveti ulaşmayan Rum ve Türklerdir. Bunlar üç kısımdır:

1.

Hazret-i Muhammed’in (asm. ) ismini hiç duymamış olanlar.

2.

Hazret-i Peygamber’in ismini, sıfatlarını ve gösterdiği mu’cizelerini duymuş olanlar. Bunlar İslâm memleketlerine komşu olan yerlerde veya Müslümanlar arasında yaşayan kimselerdir. Bunlar kâfir ve mülhidlerdir.

3.

Bu iki derece arasında bulunan gruptur. Hazret-i Peygamber’in ismini duymuşlarsa da vasıf ve hususiyetlerini duymamışlardır. Daha doğrusu bunlar Hazret-i Peygamber’i tâ küçüklüklerinden beri “İsmi Muhammed olan, peygamberlik iddiasında bulunan birisi” olarak tanımışlardır. Tıpkı bizim çocuklarımızın “El-Mukaffa adında birisinin Allah’ın kendisini peygamber olarak gönderdiğini iddia ettiğini” duymaları gibi. Kanaatime göre bunların durumu birinci grupta olanların durumu gibidir. Çünkü bunlar Hazret-i Peygamber’in ismini, haiz bulunduğu vasıfların zıdlarıyla birlikte duymuşlardır. Bu ise hakikati araştırmak için insanı düşünmeye ve araştırmaya sevk etmez. Bunlar da birinci grup gibi ehl-i necattırlar.”

Ayrıca Alûsî’nin, "Ruhü’l-Meâni" tefsirinin 15. cilt 42. sayfasında, İbrahim Lekkani’nin "Cevheretü’t-Tevhid" adlı kitabının 29. sayfasında aynı görüşe yer verdiğini kendisine yazdım.

Hatta yıllar sonra Üstad'la alakalı sempozyumlar düzenlendiğinde, benim de müşahede ettiğim Bediüzzaman’ın mektubunun, Hrıstiyanlar mabeyninde ne kadar takdire şayan bir hizmet olduğu ve istikbalde ittihadın ve birliğin temel taşlarını oluşturduğunu ve bir nevi kerameti olduğunu gördük.

Dipnotlar: 

1 Nursi, Bediüzzaman Said; Tarihçe-i Hayat, s. 296-297.

2 Nursi, Bediüzzaman Said; Mektubat, s. 385.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Cevabı mektupları güzel bir okuyun masum mazlumlar şehit veli olur demiş cevapta masum mazlumlar hepsi ehli necatmı. Üstadın mektuplarına bakın 46 ve 76 cehennemden belki kurtarır diyor. Allaha celle celalüha havalesiniz.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Fetret yukarda cevapta varmı nerde yazıyor. Bütün ölen mahsum mazlum şehit velidir buda üstadın fetvasıdır demişsiniz.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
"Bir zaman, eski Harb-i Umumîde, düşmanların ehl-i İslâma ve bilhassa çoluk ve çocuklara ettikleri katl ve zulümlerinden pek çok müteellim oluyordum... Bu cümleyi açar mısınız? Yazar: Sorularla Risale, 09-4-2009 Dünyada başımıza gelen musibet ve belalar karşılıksız ve tesadüfi şeyler değildirler. Hepsinin ahiret aleminde bir karşılığı, bir şefkat yönü vardır. Allah bu dünyada çekilen sıkıntıları diğer dünyada mükafat olarak karşımıza çıkaracaktır. Bu onun şefkat ve merhametinin bir gereğidir. Üstat kendi döneminde Birinci ve İkinci Dünya savaşlarında zarar ve sıkıntı gören masum ve mazlumların hakkında bir hüküm ve fetva veriyor. O dünya savaşlarında masumen ve mazlumen öldürülenler, ahirette şehit ve veli hükmünde olacaklardır. Dünyadaki kısa hayatları ahirette saadetli ve ebedi bir hayata dönüşecektir. Zayi ve heba olan dünyevi malları öbür dünyada sadaka hükmünde olup ebedi ahiret malları ile değiş tokuş edilecektir. Böyle olunca, dünyadaki çekilen sıkıntılar ve kederler binden bire iner ve insana kazançlı bir ticaret hükmüne geçer. Dünyada başımıza gelen bütün sıkıntı ve kederlere sabır şartı ile bu nazarla bakabiliriz. Dinsiz felsefenin iddia ettiği gibi dünyada başımıza gelen musibet ve sıkıntılar başıboş ve gayesiz değildirler. Onları imtihan için gönderen Allah’tır; elbette sabredenlere mükafatı verecek yine odur." soru ve cevap bu burda genel bir hükümle birinci ve ikinci dünya savaşında masum mazlum ölenler üstadın fetvasıyla şehit velidir diyorsunuz. 1-ölen masum mazlumların hepsi fetret ehlimiki. 2-fetret ehli şehit ve veli olur nerde geççiyor. 3-ehli necat cennete gidecek nerde diyor. 4-ehli necat ahirette suale çekilecek durumlarına göre muamele görecek görüşleri var ve cehennemde azab görmeden yaşayacak şeklinde görüşler gördüm. üstadda belki cehennemden kurtulur diyor. bir nevi şehadet sayılır diyor. onlar hakkında bu durum bir nevi şehadet sayılır demek. onların şehit veli olduğu anlamınamı gelir. veli nerden oluyorlar şehit nasıl oluyorlar. şehitliğin hangi anlamı karşılıyor bu durumu.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
konu hakkında yorumlarım yayınlanmıyor. bu konulanları okumuştum hamdi beyim koyduğunu. ben cevebınızda ölen bütün masum mazlumlar şehit velidir buda üstadın fetvasıdır demenizi doğru bulmadığımı, çünki üstadın cehennemden belki kurtarırlar cümlesinide size delil gösteriyorum. bir nevi şehadet sayılabilir demek şehit veli olurlar fetvası çıkarırmı.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

İnsanlar ya cennete gider ya cehenneme üçüncü bir ihtimal yoktur. Öyle ise ehli necatın cennetlik olduğu aşikardır. Şehitlik konusuna gelince hakiki şehitlikten değil hükmi şehitlikten bahsediyoruz. Musibet sonucu mazlumen ölenlere manevi ve hükmi şehit denilebilir.

"Hazret-i İsa'ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir." cümlesinin neresini anlamıyorsunuz biz bunu anlamakta zorluk çekiyoruz. Üstad nerede şehit demiş sorunuza bu cümle çok açık ve net bir cevap teşkil etmekte değil midir.  

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
"Şehitlik konusuna gelince hakiki şehitlikten değil hükmi şehitlikten bahsediyoruz. Musibet sonucu mazlumen ölenlere manevi ve hükmi şehit denilebilir." bende bunu diyorum sizin cevapta şehit velidirler diyor sorunun cevabında. üstadda aynı paragrafta onu cehennemden belki kurtarır diyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...