Block title
Block content

"Birbirinden eşeff ve eltaf, kudretin çok aynaları vardır; sudan havaya, havadan esire, esirden âlem-i misale, âlem-i misalden âlem-i ervâha, hattâ zamana, fikre tenevvü ediyor. Hava aynasında, bir kelime milyonlar kelimat olur; kalem-i kudret, şu sırr-ı tenasülü pek acip istinsah ediyor..." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"27. Birbirinden eşeff ve eltaf, kudretin çok aynaları vardır; sudan havaya, havadan esire, esirden âlem-i misale, âlem-i misalden âlem-i ervâha, hattâ zamana, fikre tenevvü ediyor."

"Hava aynasında, bir kelime milyonlar kelimat olur; kâlem-i kudret, şu sırr-ı tenasülü pek acip istinsah ediyor. İn'ikâs, ya hüviyeti veya hüviyetle mahiyeti tutar."

"Kesifin timsalleri birer meyyit-i müteharriktir. Bir ruh-u nuranînin kendi aynalarında olan timsalleri, birer hayy-ı murtabıttır; aynı olmasa da gayrı da değildir."(1)

 Allah, mahlukat içinde birbirinden farklı, birbirine mugayir âlemler yaratmıştır. Her bir âlemin hüküm ve keyfiyeti birbirinden farklıdır. Bu âlemlerden bazıları kesifken, bazıları şeffaf ve latif âlemlerdir. Böyle olunca, hüküm ve kayıtları da birbirine zıt oluyor.

Mesela hava, suya göre daha latif ve şeffaf olduğu için, insanın ince ve hassas organlarında rahatla dolaşabiliyor. Bazı hassas organlara su girse öldürüyor, akciğer gibi. Bu kayıt ve farklılıklar, maddi âlemde böyle olduğu gibi diğer, gaybi âlemlerde de aynıdır.

Bu âlemlerin farklı yapısı ve hükümleri, isim ve sıfatların da bu âlemlerde farklı tecelli etmesine sebep oluyor. Bu yüzden Allah’ın kudret sıfatının tecellileri her bir âlem aynasında farklı tecelli eder. Kudret sıfatının hava âlemindeki tecellisi ile su âlemindeki tecellisi farklıdır. Ama ortak olan bir nokta vardır, o da kudret her bir âlemde tecelli ettiği zaman, o âlemin hususi şart ve kayıtları kudrete zorluk ve engel çıkarmaz, çıkaramaz.

Hava aynasında bir kelime milyon kelime olup, milyonlarca insanın kulağına çoğalıp gider. İşte bu durum, kudretin hava aynasındaki müthiş tecellisidir.

Aynı şekilde, bir damla sudan insanın binlerce hissiyat ve azalarını çoğaltarak yaratır Kudret-i İlahi.

Yine kesif ve katı olan bir incir çekirdeğinden, incir ağacının milyonlar aza ve organlarını yaratır. Kudret, esir maddesi bir iken, ondan had ve hesaba gelmez âlemleri ve muhtelif mahlukatı icat eder. Misal âleminde kudretin bir leması bütün o âlemi halk ve tedbire kafidir.

Zaman, kudret sıfatının yazar bozar bir tahtası hükmündedir; mahlukat bu tahta üzerinden nehir gibi akar gider. Yani her bir âlem aynasında Kudret-i İlahi aynı ölçü ile ama farklı suretlerde tecelli ve taalluk eder.

Şuunat-ı seyyale; kâinatta olan biten bütün işlerin kudret ırmağından kolayca akmasına işaret ediyor. Yani her âlem farklı bir mahiyette de olsa, kudret karşında bir su gibi akıp vazifesine gider; Kudret-i İlahiyeye sorun ve engel çıkaramaz anlamındadır.

Toprak, "ben kesif ve katıyım, su gibi boyun eğmem" diyemez Allah’ın kudretine karşı. Yine esir maddesi ben çok küçük ve latif bir maddeyim, İlahi kudretin nazarından gizlenirim diyemez. Hepsi kudret karşısında zorluk çıkaramayan ve akıp giden işler ve şuunatlar demektir.

"Kesifin timsalleri birer meyyit-i müteharriktir. Bir ruh-u nuranînin kendi aynalarında olan timsalleri, birer hayy-ı murtabıttır; aynı olmasa da gayrı da değildir."

Kesif ve katı şeylerin aynada yansıması sadece görüntü itibarı iken, nurani ve latif şeylerin yansıması aynı iledir.

Temessül; bir şeyin aynı ile başka bir şeyde yansıması demektir. Mesela, bir mum etrafında halka şeklinde on adet ayna bulunsa, her bir aynada mum temessül eder. Yani aynı vasıfları ile o aynaların içinde bulunur. Bir tek mum  iken, on mum olur.

Nurani varlıklar ile onun zıddı olan kesif varlıkların yansımasında ve temessülünde durumları farklılık arz eder, hükümleri başka başkadır; biri hakiki yansır, diğeri sadece görüntü olarak yansır.

Nurani bir varlık yansıdığı yere kendi aslındaki vasıfları da götürür; bir nevi yansıyan ile yansımaya mahal olan şey aynı gibi olur.

Mesela, aynada yansıyan güneş kendine özgü vasıflarını aynaya da aksettirir; bir nevi küçük bir güneş o aynada oluşur. Aynı güneş gibi o da ısı ve ışık verir, fark sadece azamet ve kibriyadadır. Nuranin temessülü temessül ettiği yeri yani yansıdığı yeri kendi gibi yapar.

Kesif şeylerde, yani madde ve cismin hükmettiği şeylerde ise yansıma, temessül sadece görüntü olarak vardır; vasıflar oraya aksetmez. Onun için kesifin yansımasında yansıyan şey ile yansımaya mahal olan şey farklıdır, aralarındaki tek ilişki görüntü naklidir.

Mesela, maddi ve kesif olan bir taş aynada yansısa, sadece görüntüsü oraya gider, taşın kendine ait vasıflar oraya geçmez.

"İn'ikas, ya hüviyeti veya hüviyetle mahiyeti tutar." Bu cümleyi ve "hüviyet" ile "mahiyet" arasındaki farkı açıklar mısınız?

İn’ikas: Aksetme, yansıma anlamına geliyor. Bir şeyin aynada ya da parlak bir yüzeyde yansıması ve aksetmesi gibi.

Hüviyet: Burada kişinin suret ve dış görünümü anlamındadır. Yani insanın resim ve dış kimliği anlamına geliyor.

Mahiyet: İnsanın bütün vasıf ve özelliklerini içine alan ve çatı görevi gören bir tabirdir. Mahiyet; insanı bütün gerekleri ile kapsayan geniş bir kavramdır.

Mesela; bir insana "Hüviyetini ver." deseniz, size çıkarır bir vesikalık resim (veya nüfus cüzdanını) verir; faraza "Mahiyetini ver." deseniz kendini vermesi iktiza eder. Zira mahiyet dediğiniz zaman; insanın hem sureti hem cismi hem ruhu hem sair vasıfları işin içine girer.

İnsanın, aynada hüviyetinin, yani dış kimliğinin aksetmesi cansız ve mahiyetsiz oluyor. Yani aynaya baktığımız zaman, aynanın içindeki resim ve yansımada bir hayat, bir hakiki vasıf bulunmuyor; sadece dış görüntü yani hüviyet vardır. Farzı muhal aynada mahiyet tam anlamı ile aksetse idi, o zaman aynadaki adam hakiki ve hayatlı olurdu. Yani ikinci bir şahsiyet oluşurdu.

Cennet insanların mahiyetini tam tutan bir ayna olacağı için, bir insan bir anda milyonlarca yerde hakiki ve hayatlı olarak bulunabilecektir. Yani bir Abdullah, kopya ve sahte olmadan bütün hakikat ve mahiyeti ile milyonlarca Abdullah şekline dönüşebilecek, bir iş bir işe mani olmayacak.

(1) bk. Mektubat, Hakikat Çekirdekleri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Hakikat çekirdekleri | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1642 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

yunusozturk
Allah razı olsun emeğinize sağlık..çok istifade ediyoruz Rabbim hizmetlerinizin devamını nasip etsin..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
isahalim
"Bir ruh-u nuranînin kendi aynalarında olan timsalleri, birer hayy-ı murtabıttır" cümlesiyle ilgili 2 sorum olacaktı: 1: Cümlede ruh-u nurani'ye dair kullanılan "KENDİ AYNALARI" ifadesini anlayamadım. 2: Ruh-u nurani ile kastedilen enbiya, evliya gibi mübarek zatlar mı ve eğer öyleyse, aynı anda birden fazla yerde görünmelerinden mi bahsediliyor burada?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Nurani bir ruh yansıdığı yere kendini de götürür bu yüzden bir anda bir çok yerde bulanabilir. Buna tayy-ı mekan denilir. Enbiya, evliya gibi mübarek zatların ruhu bu keyfiyettedir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...