Block title
Block content

Birinci Basamak'ta, semavatın sekeneleri olan meleklerin de, insanlar ve cinler gibi “seyir, mütalaa ve dellallık” yaptıkları ifade ediliyor. Bu benzetmenin ana maksadı ne olabilir?..

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

... Ayrıca cinler ve insanlar sadece zemini mi mütalaa ediyorlar, Bunların semayı mütalaa etme imkânları yok mudur?

Semanın ve zeminin sakinlerinin, bu mütalaa noktasında bir mukayesesini yapar mısınız?

İnsanlar gerek yeryüzündeki mahlukatı, gerek semadaki sistemleri, yıldızları, ışınları ancak icmali olarak düşünebilirler. Yani, güneşi bir lamba, yıldızları birer mum kadar görürler. Meselâ, güneşin özellikleri konusunda sadece o sahanın uzmanları detaylı bilgiye sahiptirler. Ancak, bu bilgileriyle güneşi sürekli temaşa ve tefekkür edecek halde değillerdir. Onlar da bir bakıma bizden farksızdırlar; güneşi onlar da bir lamba kadar görürler. Teleskoplarla biraz daha fazla görseler bile, gece gündüz teleskopun başında bekleyecek halleri yoktur. O halde, güneşi temaşa ve tefekkür etmek için, tabiri caizse, özel görevli, bütün işi o olan ve onu çok uzaklardan değil en yakından görecek, bilecek, ondaki harikaları temaşa ve onun tespihini temsil edecek melekler lazımdır.

Cinler de insan nevinden daha geri bir mahiyete sahiptirler, onların da kabiliyetleri bu görevi tam olarak yapmaya yetmez.

İnsanların nazarı sema âlemini bütünüyle tefekküre kâfi gelmemekle birlikte, insanın muhakeme gücü, tefekkür boyutu melek nevinden ileridir. Hususi şahıslar bu hükmü değiştirmez. Âlimlerimizin bildirdiğine göre, Ahsen-i takvimde yaratılan insan bütün diğer varlıklardan üstün olmakla birlikte, her insan her melekten üstündür denilemez. İnsanların peygamberleri, meleklerin peygamberleri olan dört büyük melekten daha üstündürler. Ancak, her insan Cebrail’den üstündür denilemez.

Şu var ki, insanın istidadı meleklerden çok ileridir. Her melek ancak, kendine verilen görevi yapacak bir fıtrata sahiptir. İnsanın ise, Bediüzzaman’ın çok güzel ifadesiyle, “istidadı irade ettiği şeyi eline veriyor.”

İnsan her mesleği seçebiliyor, doğru yanlış her yolu tercih edebiliyor. Her ilmi tahsil edebiliyor. Ama en büyük meleklerden olan Cebrail, Azrail’in işini yapamıyor; Azrail de vahiy getiremiyor.

Her damla yağmura müekkel bir melek olduğu düşünülürse insanların yağmuru tefekkür etmeleri, kemiyet olarak çok zayıf kalır. Tümünü birden düşünebilirler. Onu da, daha önce belirttiğim gibi, sürekli yapamazlar. Her ağaca, her çiçeğe, her yıldıza müekkel nice melekler olduğu düşünülürse cin ve insin nazarının, yani düşünüp tefekkür etmelerinin bu büyük, kapsamlı ve yüksek göreve yetmeyeceği rahatlıkla anlaşılır. Bunu ancak nihayetsiz melaike envaı, yapabilir. Bu ifadenin açılımı bir başka risalede şu cümle ile nazarımıza verilir:

“Evet, elbette bir katre yağmura müekkel olan melek, Şemse müekkel meleğin cinsinden değildir.” (Yirmi Dokuzuncu Söz)

İnsanın tefekkür noktasına, meleklerden üstünlüğünün bir yönü de şudur: Bir meyve ağacını temaşa eden bir melek onun güzelliğini, tenasübünü, kuru ağaçtan o yumuşak meyvelerin çıkmasındaki harika icraatı ve terbiyeyi seyredebilir, ancak o ağacın meyvelerinin tadına bakamaz, onların ne gibi vitaminler taşıdığını, bunların da insana nasıl faydalar sağladığını bilemez.

Güneşe müekkel melekler, güneşin ışığını bilseler bile, ısısını bilmezler. Onu ancak, ateşten yaratılan cinler ve ısıdan anlayan insanlar düşünebilirler.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: On Beşinci Söz | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 3176 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...