Birinci Mektup'ta, Hz. Hızır için, bir anda birkaç yerde bulunabilir, denmektedir. Bu ifadeye itiraz edenler oldu. Peygamberimiz bile birkaç yerde olmamıştır, dediler. Bunun ayet ve hadiste kaynağını istediler. Yardımcı olur musunuz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ehl-i sünnet inancına göre, peygamberlerin mucize göstermeleri ve Allah dostu veli kullardan keramet sâdır olması haktır. Mucizeyi de kerameti de yaratan Allah’tır. Yani, peygamberlerin mucizeleri ile velilerin kerametleri Kitap ve sünnetle sabittir. Bu hakikat birçok ayette ifade edilmiştir. Hz. Hızır (as)’ın aynı anda birkaç yerde bulunması ya keramettir ya da mucizedir. Zira bu zat-ı mübarekin nebi olup olmadığı ihtilaflı bir konudur.

Keramet; Allah’ı seven, ona itaat eden ve onun tarafından sevilen, her ahvalinde Hz. Peygamber (asm)'in sünneti üzere yaşayan veli kullara, yine Allah tarafından ikram edilen harikulade hallerdir.

Keramet; kıymetli, üstün, güzel ve ikram manasına gelir.

Keramet, Cenab-ı Hakk’ın sevgili kullarına bir ikramı ve kalblerine ilka ettiği bir ilhamıdır.

Taftazanî, Şerh-i Makasıd adlı eserinde şöyle buyurur:

“Keramet, evliyalarda nübüvvet dava etmeksizin zuhur eden harikulâde hallerdir. Bu caizdir. Çünkü mucize cinsindendir. Bunun hem sahabeden hem tâbiinden hem de birçok salih kimselerden zuhur ettiği tevatür derecesine varmıştır.”(1)

Cenab-ı Hak, peygamberlerine davalarını ispat etmek için “mucize” verdiği gibi, veli kullarına da “keramet” dediğimiz bazı harika haller ihsan etmiştir. Velilerin gösterdikleri kerametler, Resul-i Ekrem Efendimiz (asm.) davasının hak olduğunun bir alametidir. Velinin gösterdiği keramet, tabi olduğu peygamberin bir mucizesi sayılmaktadır.

Keramet haktır, ancak o da Cenab-ı Hakk’ın iradesine bağlıdır. Bunda kulun iradesinin ve kesbinin bir tesiri yoktur. Cenab-ı Hakk’ın bu ihsanı ve ikramı, peygamberin eliyle olursa mucize, evliyanın eliyle olursa keramet adını alır.

Nitekim Kur'an’da zikredilen Meryem Kıssa’sı; Vezir Asaf’ın, Sebe’ Melikesi Belkıs’ın tahtını Hazret-i Süleyman aleyhisselama getirmesi ve Ashabı-ı Kehf hadisesi keramet misalidir.

Yine, Hz. Ömer (r.a) hutbe okurken, uzaklardaki Sariye’yi görüp ona seslenmesi, sesini ona duyurması, sahih birer vakıadır.

Peygamber ve evliyaların her anı ve her vaziyeti harikulade olacak diye bir kaide yoktur. Peygamberler bazen mucizeye mazhar olurlarken, bazen de sıkıntı ve meşakkat çekebilirler. Aynı durum veliler için de geçerlidir.

Birden fazla yerde bulunmak imkân dâhilinde bir şeydir; uluhiyete ait bir sıfat değildir. Nitekim cennette tam nuraniyet sırrı hâkim olacağı için, bir insan bir anda binlerce işi görebilecek. Elbetteki bunları halk eden Allah’tır. Şayet birisi, “Allah icat etmeden de ben bunu yaparım.” derse şirk olur. Zira her şeyin Hâlıkı ve yaratıcısı Allah’tır.

Tayy-ı Mekân: Kelime olarak mekânı ve kayıtlarını ortadan kaldırmak demektir. Istılah olarak ise, velayet makamına ulaşmış bir şahsın, bir anda muhtelif yerlerde görünmesine denir. Somuncu baba hazretlerinin Bursa Ulu camiinin üç ayrı kapısından aynı an ve aynı zamanda çıkması buna misal olarak verilebilir. Tasavvuf kaynaklarında bunun çok misalleri vardır.

Bast-ı Zaman: Kelime olarak zamanı ve kayıtlarını ortadan kaldırmak ve zamanı genişletmek mânâsına geliyor. Istılahta ise çok uzun bir zamanı pek kısa olarak görmek ve yaşamak demektir. Meselâ: Kur'an-ı Kerim'de beyan edilen "Ashab-ı Kehf" mağarada 309 sene kaldıkları halde, yarım gün veya bir gün kadar kaldıklarını söylemişlerdir. Bunun dışında bazı evliyalar bir dakika içinde Kur’an-ı Kerim’i hatmetmişler. Bir günde yapılacak işi bir saatte yapan veliler olmuştur.

Mi’rac mucizesi bu hususta verilecek en büyük ve güzel bir misaldir. Peygamber Efendimiz (asm) birkaç dakikada Mi’rac hadisesini yaşayıp gelmiştir. Sıradan insanlar bu hali rüya yolu ile yaşıyorlar. Bir iki dakikalık rüyada birkaç günlük hadiselerin görünmesi buna kati bir delildir.

Aşağıdaki ayet de bast-ı zamanı ifade etmektedir:

"Lakin Rabbinin katında bir gün, sizin hesabınıza göre bin yıl gibidir." (Hac, 22/47).

"Cinlerden bir ifrit, 'Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm ve güvenim var.' dedi. Kitaptan ilmi olan kimse ise, 'Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getirebilirim.' dedi. (Süleyman) onu (Melikenin tahtını) yanı başına yerleşivermiş görünce, 'Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye, beni imtihan etmek üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbin müstağnidir (şükre ihtiyacı olmayan), çok kerem sahibidir." (Neml, 27/39-40)

Bu hadise de tayy-ı mekâna misal sayılabilir.

İbn Abbas’ın meşhur görüşüne göre, bu kişi, Hz. Süleyman (as)’ın vezirlerinden Asaf b. Berhıya’dır ki, sadık ve doğru bir kişiliğe sahiptir.(2) Müfessirlerin ekserisi bu isim üzerinde birleşmektedir. Aradaki mesafenin ise, iki aylık bir mesafe olduğu kaydedilmektedir.(3)

Tayy-ı mekân ve bast-ı zaman ancak ruhu cesedine galip gelip, cesedi nuranîleşen Allah dostlarında görünebilir.

“Ruhu cismâniyetine galip olan evliyanın işleri, fiilleri, sür'at-i ruh mizanıyla cereyan eder.”(4)

ifadesi de bu hakikati ifade etmektedir.

Kerameti ve mucizeyi inkâr eden dalalet ve bid’at ehli kimselerin fikir ve görüşlerine itibar etmemek gerekir. Keramet ve mucize Kur’an, sünnet ve icma ile sabit hakikatlerdir, inkârı mümkün değildir.

Kaynaklar:

1) bk. Sa’diTaftazani, Şerh-i Makasıd, Âlemü’l- Kütüb, Beyrut,1989, V, 72.
2) bk. Süyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, VI/360.
3) bk. Yazır, Hak Dini, VI/144.
4) bk. Mesnevi-i Nuriye, Şemme.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...