"Birincisi: Fıtrat yalan söylemez. Meselâ, Bir çekirdekteki meyelân-ı nümüvv der ki: “Sümbülleneceğim, meyve vereceğim.” Doğru söyler..." devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Vicdanın Allah’ı tanıdığı konusuna bir giriş olmak üzere “evâmir-i tekvîniye”den üç önemli örnek verildi. Evamir-i tekviniye, var oluşla ilgili, yaratılışla ilgili kanunlar demektir. Kâinattaki bütün icraatlar ve insan bedenindeki bütün faaliyetler bu İlâhî emirlerle tanzim edilirler.

Nasıl, tekvini şeriatın bütün hükümlerinin doğru çıkması delil getirilerek, vicdanın yaratılışında Allah’ı tanıma özelliği olduğuna dikkat çekiliyor ve onun da yalan söylemeyeceği hükmüne varılıyor. Bunun açılımı “Dördüncü”de yapılacaktır.

Üstat hazretleri önceki derslerde de geçtiği gibi, iki tür şeriattan söz etmektedir. Birisi bütün varlıkların, iradî olmayan işlerini tanzim eden tekvinî şeriat. Diğeri ise insanın iradesiyle yaptığı işleri tanzim eden bildiğimiz şeriat, yâni İslâmın bütün emir ve yasakları.

İnsan vicdanı bu iki şeriatın adeta kesişme noktası gibidir. Bir yönüyle tekvinî şeriata benzer, onun yaratılışında Allah’ı bilmek vardır. Diğer yönüyle bildiğimiz şeriatla yakından ilgilidir, vicdanın bu bilgisini irade ve akıl uygulamaya koyduğunda insana iki cihanda saadet kazandırır, aksi halde insanı ebedî bir azaba maruz bırakır.

Fıtrat, kelime olarak yaradılış, tıynet, hilkat manalarına geliyor. İnsanın mahiyetine takılmış bütün kabiliyet ve kanunların toplamına da fıtrat denir. Mesela, görme ve işitme özelliği insan mahiyetinin iki özelliğidir; bunlar aynı zamanda insan fıtratının birer cüzleridir. Yani bu gibi maddi ve manevi özelliklerin ve azaların tamamına fıtrat denir.

Fıtratın ayrı bir nüktesi de bütün bu kabiliyet ve duyguların Allah tarafından ve Onun kanunu eseri olarak verilmesine işaret ediyor. İnsan tabiatı denilince tabiat tesadüfe veya sebeplere atıf yaparken, insan fıtratı tabirindeki fıtrat tabiri ise, yaratılışa ve mevhibe-i İlahiye ye işaret ediyor.

"Birincisi: Fıtrat yalan söylemez. Meselâ, bir çekirdekteki meyelân-ı nümüvv der ki: 'Sümbülleneceğim, meyve vereceğim.' Doğru söyler. Meselâ, yumurtada bir meyelân-ı hayat var. Der: 'Piliç olacağım.' Biiznillâh olur. Doğru söyler. Meselâ, bir avuç su incimad ile meyelân-ı inbisatı der: 'Fazla yer tutacağım.' Metin demir onu yalan çıkaramaz; sözünün doğruluğu, demiri parçalar. İşte şu meyelânlar, irade-i İlâhiyeden gelen evâmir-i tekviniyenin tecellîleridir, cilveleridir."(1)

Üstadımız fıtratın mahiyetini ve tevhide olan şehadetini bu paragraftaki ibareler ile ifade ve izah ediyor.

İşte şu meyelânlar, irade-i İlâhiyeden gelen evâmir-i tekviniyenin tecellîleridir, cilveleridir.” Üstadımızın bu harika ifadesi, fıtratın kaynağının ve kapsamının ne olduğunu çok güzel bir şekilde izah ediyor. Yani fıtrat insan mahiyetine İlahi programla derç edilmiş bütün meyil ve duyguların genel bir ifadesidir.

İstidat, bir şeyin kabulüne ve kazanılmasına olan fıtrî meyil, kabiliyet ve yetenek demektir. Allah Teâlâ Hazretlerinin (C.C.) insanlara ve sair mahluklara tevdi buyurduğu kabiliyet kuvvelerine de denir.

Mesela, kaysı çekirdeğinin içine kaysı ağacı olma programını yerleştiren kader-i İlahidir. Suyun donma ve genleşme derecesini suya yerleştiren ve suyun demiri parçalaması yine kaderin programı iledir. Normalde suyun demiri kendi gücü ile parçalaması mümkün değildir. Bir damla suyun tavuk olması da mümkün değildir, ama kader hükmettiği zaman olmazlar olur, muhaller mümkün hâle gelir.

Aynı bunlar gibi, insanın fıtratı ve vicdanı da kaderin programı üzerine kurulmuş iki manevi yapıdır. Bu yüzden insanın vicdanı daima Rabbini arar Onu özler Ona yönelir Onunla mutmain olur. Yeryüzündeki bütün dinlerin ve inançların kaynağı da insanın bu vicdani ve fıtri özelliğinin bir sonucudur. Allah bu fıtri ve vicdani duyguları tatmin etmek ve gerçekle buluşturmak için peygamberlerini göndermiştir.

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Nokta.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...