Block title
Block content

"Birşeyin sânii, o şeyin içinde olursa, aralarında tam bir münasebet lâzımdır. Ve masnûatın adedince sânilerin çoğalması lâzımdır. Bu ise muhaldir." cümlelerini izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ'lem eyyühe'l-aziz! Birşeyin sânii, o şeyin içinde olursa, aralarında tam bir münasebet lâzımdır. Ve masnûatın adedince sânilerin çoğalması lâzımdır. Bu ise muhaldir. Öyleyse, sâni, masnû içinde olamaz. Meselâ, matbaa ile teksir edilen bir kitap, yine bir adamın kalemiyle yazılıyor. O kitabın nakışları, harfleri, kendisinden sümbüllenmez. Kâtip de o kitâbet san'atı içinde değildir. Ve illâ, intizamdan çıkar. Öyleyse, masnûun nakışları kendisinden değildir. Ancak, kudret kalemiyle kaderin takdiri üzerine yazılıyor."(1) 

Sanat ile saanatkârın aynı kabul edilmesi durumunda, nihayetsiz bir sebep sonuç zinciri ortaya çıkar. Yani kitabı kitap yazarsa, o kitabı da başka bir kitap yazar, onu da başka bir kitap yazar şeklinde manasız ve mantıksız bir silsile uzayıp gider. Halbuki kitabı kitap içinden ve cinsinden olmayan, harici bir varlık, yani insan yazsa, bu hem kolay olur hem de manasız ve mantıksız uzayıp gitme olayından kurtulmuş olunur. Kitabın bir harfi kendi kendini nakşedemez ya da kendi kendine icat olamaz. Ama hariçten birisi kolaylıkla onu icat edip nakşedebilir.

Mesela "A " harfi ortada yokken, kendisini nasıl var edebilir. Bu tutarsız ve mantıksız bir yaklaşım olmaz mı? Kainat bir kitap ise, yazarı ve müellifi kainatın kendisi ya da içindeki bir nakşı olamaz. Bu kainat kitabının yazarı ve müellifi, kainattan bağımsız ve onun cinsinden olmayan birisi olabilir ki, bu ancak zaman ve mekandan münezzeh olan Allah olabilir. Nakkaş ile nakış aynı olamaz.

“Bir şeyin sânii, o şeyin içinde olursa, aralarında tam bir münasebet lâzımdır.” Bu cümlede ise sanatkâr sanatın içinde olursa, sanatkârın sanat gibi olması gerekir. Yani sanatın vasıfları ile vasıflanması iktiza eder. Sanat ile sanatkar eşit ve muadil olması gerekir. Sanat nasıl edilgen ve fiile konu ise, sanatkar da onun içinde bulunması hasebi ile aynı şekilde edilgen ve fiile konu olması gerekir.

Mesela masayı yapan marangoz, masanın içinde kabul edilir ise, marangoz aynı masa gibi tahta cinsinden olması ve tahta gibi vasıflara haiz olması iktiza eder. Şayet Allah kainatın içinde kabul edilir ise, kainatın özellikleri ile boyanması gerekir.

Mesela, zaman ve mekan kayıtlarının onda da olması gerekir. Zeval ve ölümün ona da arız olması iktiza eder vs... Bu sebeple kat’a ve asla aanatkâr sanatın içinde ve onun cinsinden olamaz. Onun içinde ve onun cinsinden olması demek, onun da sanat olması, sanat cinsinden olması demektir.  

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Habbe

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...