"Birtek zat, muhtelif merâyâ vasıtasıyla külliyet kesb eder. Cüz’î-yi hakikî iken, umumî şuûnâta mâlik bir küllî hükmüne geçer..." temsilini, güneşin vahidiyet ve ehadiyet ciheti açısından tecelliyatını izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Sorunun tamamı:

- Temsili anlayacağımız şekilde ve biraz daha sadeleştirerek izah edebilir misiniz?
- Aynı paragrafta; ‘güneşin harareti, ziyası ve yedi rengi’ hakikat noktasında neyi izah ediyor ve hakikatle nasıl örtüşüyor?
- Ayrıca; safi kalbin taht olması ne demektir?
- Güneşin vahidiyet ve ehadiyet ciheti açısından tecelliyat farkını nasıl anlamalıyız?
- Ve güneşin; cilve-i zatiyesinin tezahürü ile, Allah’ın cilve-i zatiyesinin tezahürü nasıl anlaşılmalıdır?
- Burada; temsil, hakikate nasıl tatbik edilebilir?

Cevap:

Önce, Üstat Hazretlerinin önemle nazara verdiği şu hakikat derslerini hatırlamamız ve konuyu onların ışığında değerlendirmemiz gerekiyor. Buyuruyor ki;

“Vacibü'l-Vücud, zatında, mahiyetinde mümkine benzemediği gibi, ef'alinde de benzemiyor.”(Mesnevî-i Nuriye, Zerre)

“Cenâb-ı Hakkın zât ve sıfâtında, misil ve misâli yok; fakat, mesel ve temsil ile bir derece şuûnâtına bakılabilir.”(Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf)

Buna göre, Allah’ın varlık alemini yaratması ve onlardaki tasarrufu ve icraatı, ne güneşin eşyayı aydınlatmasına benzer, ne yer küresinin üzerindeki eşyayı çekip tutmasına ve ne de insanların uyduları yerden yönetmelerine. Bunlardan sonsuz derece farklıdır. Ancak bu misâller önemle değerlendirilerek şu sonuca varılır:

Allah’ın yarattığı bu varlıklar, O’nun ihsanıyla, O’nun verdiği kuvvet ve kudretle böyle harika işler sergiliyor ve bu icraatlarını gayet kolay yapıyorlar. Elbette Allah, bütün eşyayı bu misâllerin çok ötesinde bir mükemmellik ve kolaylıkla yaratır, sevk ve idare eder.

Böyle düşünmeyip de misâlle hakikat arasında doğrudan bir ilgi kurmaya kalkışmak insanı yanlış yola götürür.

Temsilde şöyle genel bir kaide nazara veriliyor:

“Bir tek zât, muhtelif merâya vasıtasıyla küllîyet kesbeder. Cüz'î-yi hakikî iken, umumî şuunata mâlik bir küllî hükmüne geçer.”

Yani, bir tek şahıs, kendisi cüzi bir fert olduğu halde farklı aynalar yoluyla küllîleşir, bir anda çok işler görebilir. Bunun günümüzde en açık örneği televizyon programlarıdır. Orada konuşan bir tek şahıstır, her ekran bir ayna kabul edilirse, o konuşma milyonlarca farklı mekânda, farklı kişilerce seyredildiğinde, o şahıs sanki küllîyet kazanmış, milyonlarca şahsa birlikte hitap etmiştir.

Bir âlimin eserlerini de onun ilminin birer aynası olarak kabul edebiliriz. O tek şahıs kitabını okuyan her kişiyle sohbet etmiş gibi olur ve sohbeti külliyet kazanır.

Üstat Hazretleri “bir tek zâtın, muhtelif aynalar vasıtasıyla külliyet kazanmasına” güneşi misâl olarak veriyor. Güneş tek bir varlıktır ama, şeffaf şeylerdeki tecellileri sayılamayacak kadar çoktur. Yeryüzünü akisleriyle doldurur. Denizlerden, damlalardan, bütün gözlere kadar sayısız eşyada tecelli eder; onlar üzerinde iş görür.

Buna bitkiler âlemini de kattığımızda, güneş bir anda birbirinden ayrı sonsuz denecek kadar çok işi birlikte görmektedir. Cevabın giriş bölümünde de işaret edildiği gibi, bu misâl şöyle değerlendirilecektir:

Allah’ın sema ordusundan bir nefer olup Nur isminin kesif bir gölgesine mazhar olan Güneş, bir anda bu kadar farklı icraatları karıştırmadan, yorulmadan, büyük-küçük fark etmeden,…, yaparsa elbette O’nu yaratan Allah’ın bu varlık âlemindeki icraatları son derece kolay olur, bir iş bir işe mani olmaz, büyük-küçük, yakın-uzak farkı söz konusu değildir.

Güneşin sıfatları hükmünde olan ışığı, harareti ve renkleri bütün eşyayı kapladığı gibi, Cenâb-ı Hakk’ın da sonsuz ve muhit olan sıfatları bütün mahlukatı kuşatmıştır.

Güneş, bu yönüyle vahidiyete bir misal olmaktadır.

Öte yandan, güneş, sıfatlarıyla tecelli dairesindeki bütün varlıkları kaplamanın yanında, onların her biriyle de sanki özel olarak ilgilenmekte, her birisine onun kabiliyetine göre feyz vermektedir.

Güneş bu yönüyle de ehadiyete bir misal olmaktadır.

Vahidiyet, Allah’ın sıfatlarının bütün mahlukatı ihata etmesini, sonsuz sıfatlara sahip O’ndan başka kimse bulunmadığını ifade eder. Bunun yanında her bir mahlukta, kabiliyetine göre, İlâhî isimler ve sıfatlar tecelli etmektedir. Bir aynadaki tecelli de güneşin birliğini gösterir, bütün eşyayı kaplamış ışık da. Birincisi ehadiyet, ikincisi vahidiyet olarak ifade ediliyor.

Ehad; Allah’ın zatının bir olduğunu, eşinin ve benzerinin olmadığını ifade eder. Vahid ise, sıfatlarının birliğini, yani o sıfatların da eşi ve benzerinin olamayacağını bildirir.

Güneşin yedi renginin yedi sıfatı olmasında da şöyle bir işarî mana var: Bilindiği gibi itikat imamlarımızdan İmam Matüridî’ye göre Allah’ın sıfatları sekiz, İmam Eş’ariye göre ise yedidir. Eş’ariye göre “tekvin” sıfatı kudret ve irade içinde düşünülmüş, ayrı bir sıfat olarak görülmemiştir. Üstad'ın güneş misalinde bu görüşe bir işaret yapılmıştır.

Aynada güneşin bir nevi cilve-i zatının görünmesine gelince:

Aynada görünen güneş, güneşin zatı değil, zatının bir nevi cilvesidir.

Cenâb-ı Hakk’ın bir nevi cilve-i zatı, ancak müminin kalbinde O’na olan “iman” olarak anlaşılabilir.

“Ben yere göğe sığmadım, müminin kalbine sığdım. (Keşfü’l Hafâ: 2256)

mealindeki hadis-i kutsî de insanın hem iman, hem de marifet yönünden bütün mahlukattan ileri olduğunu ders vermektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...