Bizi tecrübe eden Cenab-ı Hakk'a karşı muhabbet nasıl oluşur? Bu konuda yardımcı olabilir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan, her şeyden evvel ve herşeyden ziyade Allah'ı sevmelidir. Çünkü sevgiye sebeb olan her güzellik, her kemâl, her cemâl O'ndadır. Hayat, ilim, kudret... gibi ezelî ve ebedî olan kemâl sıfatlar O'nundur. Kemal ise zâtında sevilir.

Şu kâinatta çiçeğinden baharına, zemininden semâsına kadar sevdiğimiz, takdir ve tahsin ettiğimiz her şey Cenâb-ı Hakk'ın isim ve sıfatlarının âyineleridir. Ezelden ebede bütün nimet ve ihsanlar, lütuf ve ikramlar O'nun hazinesinden gelmekte, O'nun kereminden akmaktadır.

İnsan ebed için yaratıldığından onun kalbi, dünyanın fani lezzetleri ile asla tatmin olmaz. Zira dünyada mükemmel bir saadet yoktur, uzaktan sesini duysak bile kendisine kavuşmak mümkün değildir. Dünya ancak ızdırab, meşakkat ve musibetlerin kaynağıdır. Dünyada fazilet ve marifetten başka hiçbir şey insanı tatmin ve mutlu edemez. Marifet ve muhabbetullahtan başka hiçbir şey insanı saadete kavuşturamaz.

“Evet, bu hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu gibi, bir meyvesi de hayatı veren Zât-ı Hayy ve Muhyîye karşı şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbettir ki, bu şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise, hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir.” (Lem’alar)

İnsan muhabbetini Allah’a hasretmeli ve O’nun rızasına mazhar olmak için azamî gayret göstermelidir.

Hz. İbrahim’e (as) ; “Sen ne ile bu dostluğu kazanıp 'Halilullah' ünvanına mazhar oldun?” diye sorulunca; O da: “Allah’ın isteklerini kendi isteklerime tercih ettim ve her şeyden ziyade O’nu sevdim.” diye cevap vermiştir. Bir kul Allah’ı severse, Allah da onu sever. Bir mü’min Allah’ın rızasına talip olursa, Allah da ondan razı olur; onu sever, cennet ve cemaliyle müşerref kılar. Bir kimse Allah’a dost olmak isterse Allah da onunla dost olur. Allah’ın dost olduğu kimse ile her şey dost olur.

Peki insan Allah’ı nasıl sevecek?

Allah’ı sevmenin yolu O’nun Habibine (sav.) uymaktan geçer. Nitekim bir ayette mealen şöyle buyrulur:

“Ey Resulüm, de ki: 'Ey insanlar! Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah’ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.'” (Âl-i İmran suresi, 3/31)

Evet, Resul-i Ekrem’i (sav.) seven, sünnetine ittiba eder. Cenab-ı Hakk’ın emirlerine uyar ve yasaklarından kaçınır.

Muhabbet, marifet ile mütenasibtir. İnsan marifette ne kadar ilerlerse, muhabbeti o derece artar. Bu sebeple Allah’a karşı muhabbetimizi artırmamız için marifette derinleşmemiz lazımdır.

Bütün varlık âlemindeki her nevi güzellikler, bütün kemaller ve ihsanlar Allah’ın isimlerinin tecellileridir. Sadece tecelliye nazar edip isim ve sıfatları hiç düşünmemek büyük bir gaflet ve azim bir nankörlüktür. Kaldı ki, bu tecelliler bekasızdır, yani fanidirler, geçicidirler. O fani eserlerde tecelli eden esma ve sıfat-ı İlahiye ise bâkidirler.

Öyle ise asıl muhabbetimizi bizi yoktan var eden ve sayısız nimetler ihsan eden Allah’a vermeliyiz, kulluğumuzla O’nu sevmeliyiz. Kâinattaki bütün ihsan ve ikramlar O’nun sonsuz hazinelerinden geliyor..

Sağlam ve tahkikî bir imana sahip olan bir mü’min kâinattaki bütün ikram ve ihsanların, Allah’tan geldiğini bilir ve bütün muhabbetini Allah’a verir.

Cemal, güzel demektir. Cemal, muhabbetin en ehemmiyetli vesilesidir. İnsanın fıtratında güzele karşı şiddetli bir meyil ve alâka vardır. İnsanın kalbi güzelliklere karşı lâkayd kalmaz.

Kâinattaki bütün güzellikler Cemil isminin birer cilvesi, tecellisi ve aynasıdır. Bülbülün güzelliği de sesin güzelliği de Allah’ın bir ihsanıdır. Öyle ise gölgelere yapışmak ve aynaları sevmek yerine onların asıl menbaı olan Zât-ı Zülcemali sevmek lazımdır.

Kâmil mü’minler, Allah’ın muhabbetinden ve O’nun rızasına mazhar olmaktan başka hiçbir şeye iltifat etmezler, fani olanlara bağlanmazlar. “Çünki zevale mahkûm, hakikî güzel olamaz.”

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...