Block title
Block content

"Böyle acip ve muammâ-âlûd şu kâinatın perde-i zahiriyesi altında, elbette ve elbette böyle acaip bizi bekliyor. Böyle acaibi haber verecek, böyle harika ve fevkalâde muciznümâ bir zat lâzımdır." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Böyle acip ve muammâ-âlûd şu kâinatın perde-i zahiriyesi altında, elbette ve elbette böyle acaip bizi bekliyor. Böyle acaibi haber verecek, böyle harika ve fevkalâde muciznümâ bir zat lâzımdır."(1)

Şu içinde yaşadığımız maddi alem, gaybi ve manevi alemlerin üstünde tenteneli bir perde, bir örtü gibidir. İman gözlüğü ile bakıldığında bu perdenin arkası görünür, gaybi ve manevi alemler müşahede edilir.

Küfür ve gaflet gözlüğü ise, o ince ve tenteneli maddi perdeyi kalın ve arkasını göstermeyen mat bir örtü şekline çevirir. Peygamber Efendimiz (asm) ve getirdiği hidayet nuru, bu gaflet ve küfür gözlüğünü kırıp iman ve hidayet gözlüğünü insanlara takarak, her şeyin içyüzünü ve hakikatini gösteriyor.

Mesela, kabirin bir hiçlik ve yokluk kuyusu değil, ebedi saadetin ve hayatın bir başlangıcı ve mukaddemesi olduğunu biz Peygamber Efendimiz (asm)'in getirdiği İslam ve iman nuru ile keşfediyoruz.

"Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur."(2)

diyerek, kesif toprağın arkasını bize tarif edip oradaki acaibi açıyor.

İnsanın başına gelen musibetlerin tesadüfi olmayıp kaderden gelen bir ihtar ve ikaz olduğunu göstererek, hem kader aleminin varlığını hem de musibetlerin faydasız ve neticesiz acı veren bir tesadüf oyuncağı olmadığını bize ders veriyor. Ve oradaki sırrı çözerek insana hem teselli hem de ümit veriyor. Misalleri çoğaltmak mümkündür.

Özet olarak, Peygamber Efendimiz (asm) ve getirdiği İslam nuru olmasa idi, biz şu sağır ve kesif tabiat odasında sıkışıp kokuşacaktık ve hayatımız bir anı seyyal ile mahdut çekilmez bir işkenceden ibaret kalacaktı.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, On Dokuzuncu Söz.

(2) bk. Tirmizi, Kıyamet, 26.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
Yükleniyor...