"Bu inkılâb-ı azîmin fatihası mucize gibi başladığı için bir fâl-i hayırdır ki, hâtimesi de pek güzel olacaktır." cümlesini izah eder misiniz? Hükumeti meşrutiyet mi kurtarmış, hilafet devam etseydi olmaz mıydı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Bu inkılâb-ı azîmin fatihası mucize gibi başladığı için bir fâl-i hayırdır ki, hâtimesi de pek güzel olacaktır. Şöyle ki:"

"Bu inkılâp, fikr-i beşerin ağır zincirlerini parça parça ve istidad-ı terakkiye karşı setleri zîr ü zeber ederek, hükûmeti varta-yı mevtten tahlis ve bu millet-i mazlumede cevahir-i insaniyeti izhar ve âzâde olarak kâbe-i kemâlata doğru gönderdiği gibi, hatimesi de yani otuz sene kadar rengârenk sefahet ve isrâfat ve hevesat ve lezaiz-i nâmeşrua gibi seyyiat-ı medeniyet, devlet-i medeniyeti, hükûmet-i müstebide gibi inkıraza sevk eden umurlar maddeten zararını ihsas edeceğinden, o muzlim ve kesif olan sehab, arzu-yu umumî ile münkeşif olduğundan, şems-i şeriat ve mâkesi olan kamer-i medeniyet, berrak ve saf ve esâsatta Asya'yı ve Rumelini tenvir ve mutazammın olduğu istidad-ı kemalin tohumları hürriyetin yağmuru ile neşvünema bularak rengârenk elvan ile tezyin edeceğini, bu fâl-i hayır bize müjde veriyor."(1)

İslam’ın insanlık alemine galip gelmesinde iç ve dış olmak üzere iki önemli dinamik olacak:

İç dinamik, İslam’ın mucize derecesindeki aydınlık ve parlaklığıdır. Evet, İslam mucize seviyesinde olan parlaklığını ve aydınlığını ilk asırda sahabede gösterdiği gibi, son asırlar olan ahir zamanda da yine gösterecektir. Yani insanlık âleminde İslam güneş gibi parlayacaktır. Bu parlaklıktan ancak huffaşlar (yarasalar) korkup kaçacaktır.

Dış dinamik ise, menfi felsefeden beslenen Batı medeniyetinin küfür ve günahların çirkin yüzünü test edip büyük bir arayış ile İslam’a yanaşmasıdır. Üstad Hazretleri bu Batı medeniyetine "muzlim ve kesif sehap" diyor, yani bu medeniyet karanlık ve katı bir bulut gibi insanların ruh ve kalp dünyasını boğuyor. Bu boğulmadan sıkılan insanlık, elbette bir çıkar yol arayacaktır.

Sorunun ikinci kısmına gelince;

Bahsedilen inkılap, şeriat ile bezenmiş hürriyettir, yani meşrutiyet-i meşruadır. Birinci ve İkinci meşrutiyetler, Osmanlı hükümetinin ömrünü bir nebze de olsa uzatmıştır.

Ayrıca bu meşrutiyet bir cihetle cevherlerin üzerini örten saltanatın parçalanmasına zemin de hazırlamıştır. Malum, bir şahsın mutlak riyasetinde cevherler yol bulup kendini gösteremezler. Ama demokrasi ve meşrutiyet ortamında bütün cevherler kolayca yol bulup kendini izhar edebilirler. Ve hepsi kader tarafından fıtratlarına ekilmiş olan muhtelif cevherleri İslam adına istihdam edebilirler.

Bu değerlendirmeleri o zamanın şartları dahilinde anlamaya çalışırsak, o zaman taşlar yerine oturur kanaatindeyiz.

(1) bk. Divan-ı Harb-i Örfî, Hürriyete Hitap.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...