"Bu seyahat-i cüz'iyede bir seyr-i umumî, bir urûc-u küllî var ki..." ve "İşte, çendan o bir abddir ve o seyahat bir mirac-ı cüz'îdir..." ifadelerinde Miraç cüzî bir seyahat gibi anlaşılıyor? Seyahat-ı küllî ne olabilir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Buradaki cüz’i ifadesi; ehemmiyet açısından değil, sadece Resıl-i Ekrem Efendimize has bir yolculuk olmasından dolayı kullanılmıştır. Yani mirac zahirde Habib-i Kibriya Efendimizin (asm) bir seyahati iken, hakikatte bütün insanlara çığır açan küllî bir seyahattir.

Her mü’minin kendi namazındaki miracı cüz’i ve ferdîdir; ama bütün mü’minlerin namazı ile birleşince küllî oluyor.

"İşte çendan o bir abddir ve o seyahat, bir mi'rac-ı cüz'îdir. Fakat bu abdin, bütün kâinata taalluk eden bir emanet beraberindedir. Hem şu kâinatın rengini değiştirecek bir nur beraberdir. Hem saadet-i ebediyenin kapısını açacak bir anahtar beraber olduğu için, Cenab-ı Hak kendini "bütün eşyayı işitir ve görür" sıfatıyla tavsif eder. Tâ o emanet, o nur, o anahtarın cihanşümul ve muhit ve umum kâinata âmm ve bütün mahlûkata şamil hikmetlerini göstersin."

Rabbine varmak isteyen her kul, o Hak elçisinin yolunda gitmek zorundadır. Bütün insanlar yeniden diriliş (ba's) hâdisesiyle mahşere toplanacaklar, mizan ve sırat safhalarından salimen geçenler cennette rü’yete mazhar olacaklardır. Bu mazhariyetin anahtarı, Sahib-i Mi’racın izinde gitmektir.

Evet, Peygamber Efendimiz (asm.) bütün mahlûkatın ibadetlerini kendi namına Cenab-ı Hakk’a takdim etti. Bundan sonra gelecek ümmetine de kapıyı açık bıraktı. Bundan dolayı, cüz'i olan bu seyahat, bütün kâinatı ilgilendiren muazzam bir seyahat ve vazife halinde zikredilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

fakirullah
Ve âlemin bir nevi manevî çekirdeği ve cem'iyetli meyvesi olan insanı halk edip bütün esma-i İlahiyeye mazhar ve âyine ve bütün kâinatla alâkadar ve zeminin halifesi yapan zâtın, elbette ve elbette öyle bir kudreti var ki, koca kâinatı insan icadının kolaylığı ve sühuleti derecesinde halkedip tanzim eder. Şualar ( 664 ) İşte aklın varsa anlarsın ki; bir şeyi meselâ bal arısını, ekser eşyaya bir nevi fihriste yapmak; bir şeyde meselâ insanda, şu kitab-ı kâinatın hemen bütün mesailini yazmak; bir şeyde, meselâ küçücük incir çekirdeğinde, koca incir ağacının proğramını ve kalb-i beşerde, şu âlem-i kebirin bir nevi proğramını ve kuvve-i hâfızada, hâdisat-ı kevniyenin mufassal fihristesini dercetmek, elbette Hâlık-ı Külli Şey'e has ve bu kâinatın Rabbine mahsus bir hâtemdir. Nur'un İlk Kapısı ( 109 - 110 ) O zîhayat, meselâ şu insan, âdeta kâinatın bir misal-i musaggarı, şecere-i hilkatin bir semeresi ve şu âlemin bir çekirdeği gibi ki, enva'-ı âlemin ekser nümunelerini câmi'dir. Sözler ( 295 ) Şu şecere-i kâinatın semeresi olan beşer; kâinatın vücudundan ve icadından maksud odur ve icad-ı mevcudatın gayesi de odur. Ve o meyvenin çekirdeği olan insanın kalbi dahi, Sâni'-i Kâinat'ın en münevver ve en câmi' bir âyinesidir. Sözler ( 614 ) Cenab-ı Hak insanı kâinata câmi' bir nüsha ve onsekiz bin âlemi hâvi şu büyük âlemin kitabına bir fihrist olarak yaratmıştır. Ve esma-i hüsnadan herbirisinin tecelligâhı olan herbir âlemden bir örnek, bir nümune, insanın cevherinde vedîa bırakmıştır. İşarat-ül İ'caz ( 17 ) gibi külliyatta geçen çok yerler "insan kainatın manen ve maddeten çekirdeği" olduğunu izah eder. Resul-i Ekrem(ASM) Efendimiz kendi mahiyetinde yaptığı seyr ü suluku ile mahiyetindeki bu camiiyeti, mahiyetindeki numuneciklerin geldiği alemleri, kendisinin ehadiyet sırrıyla alemin çekirdeği olduğunu fark etmiştir. Cenabı Hak her insan kulunu da aynı mahiyette halk ettiğinden kendi fıtratımızın camiiyetini fark etmek ve bununla Rabbimizi tanımakla emrolunmuşuz. Bunu nasıl yapabileceğimizi -kendi mahiyetinde bu sırrı çözmeye muvaffak olan- Rasul-i Ekrem(ASM) Efendimiz’den öğreniyoruz. Yani O(ASM) kulluğuyla Mirac’a çıkmış, sırrı çözmüş, nasıl çözüleceğini de Risaletiyle, peygamberliğiyle bize talim etmiştir. Ubudiyetiyle Mirac’a çıkmış Risaletiyle Mirac’dan dönmüştür. Şimdi bize düşen O’nun(ASM) sünnetine “hakiki ittiba” ile kendi mahiyetimizdeki bu camiiyeti, açılan alemleri, o alemlere tecelli eden esmaları, sıfatları yakin ile görüp onlarla Rabbimizi tanımaktır. İşte insanın kendi mahiyetinde yaptığı seyahat gayet cüz’i ve sırf şahsına bakar gibi gözükürken aslında bütün alemlere, esmalara şuur kazanmaya ve ayine olmaya vesile olduğundan külli bir seyahattir ve Cenabı Hak nazarında kıymeti bu sırr-ı camiiyeti idrakimiz nisbetindedir. Yoksa kozmoğrafya fenniyle uzayın nihayetine aklen seyahat eden bir insanın “yumurtayı tavuğun yapamayacağını” düşünemeyecek kadar maddede saplanması hakiki anlamda bir seyahata muvaffak olunamadığını gösterir. Aklın nuru kalpten gelmezse muzlimdir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Adem68474

O küçük cüzi seyahati hem külli, hem mahşeri acaib bir seyahatin anahtarı hükmünde gösteriyor...burada geçen küçük seyahat neyi ifade ediyor?küçük ile cüzi burada aynı manadamı kullanılmış 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Peygamber Efendimizin Miraç hadisesi insanlığın Allah ile muhatap olma manasının somut ve küçük bir temsilcisi oluyor. Yani Miraç Allah ile insan iletişimini ve ilişkisini temsil eden cüzi bir örnek olmuş oluyor. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...