Block title
Block content

Bu taam ve su mucizesi gibi mucizeleri tabiine nakleden sahabeyi, mucizeye şahit olan diğer bütün sahabeler naklederken görmüşler mi? Nakletme esnasında bu mucizeye şahit olan kalabalık cemaat bulunuyor muydu?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Sahabeler güzel ile çirkin, iyi ile kötü, iman ile küfür, yüksek ile alçak, doğruluk ile yalan arasındaki farkı en iyi gören ve en şiddetli bir şekilde yaşayan insanlardır. Aynı zamanda Peygamberimiz (asm)'in eşsiz ve yüksek sohbeti ile terbiye olmuşlardır.

Zira sayılan müspet sıfatları, canlı ve en mükemmel bir şekilde üzerinde gösteren zattan, yani Hazreti Peygamber (asm)'den ders alıyorlar. Yani Peygamber Efendimiz (asm) imanı, iyiliği, güzelliği, ahlakı, doğruluğu, hiç kimsenin gösteremeyeceği bir üstünlükte üzerinde gösterdiği için, sahabeler bu sıfatlara meftun ve müptela olmuşlar ve onu taklit ve tatbik için canlarından ve mallarından dahi vazgeçecek bir vaziyete gelmişlerdir. 

Menfi sıfatların da bütün derinliğini ve çirkinliğini cahiliye döneminde gördükleri için, bu sıfatlara karşı fıtratlarında bir nefret ve kaçınmak hissiyatı oluşmuştur. Yani her iki yönde de mükemmel bir hisse ve ders alıyorlar.

Sahabeler, yalana ve çirkin işlere asla tenezzül etmeyecek derecede yüksek ve erişilmez bir ahlaka ve mizaca ulaşmışlardır. Bu yüzden bütün alimler sahabeler için "ehli adalet" demişlerdir. Yani asla ve kata yalan söylemeyecekleri hususunda fikir birliği etmişlerdir. Onun için sahabelerin din hususundaki kaynaklıkları ve delil oluşları kati ve şüpheden varestedir.

Tabiin uleması bu hususları bizzat gördükleri için; bir, iki veya üç sahabeden bir şey aldıkları zaman, gidip dördüncü beşinci bir sahabeye o şeyi tasdik ettirmeyi gerekli görmezlerdi. Ya da iki üç şahitle yetinirlerdi. Çünkü iki, üç, dört şahit dini açıdan asgari sınırdır. Yerine göre hukukta da iki, üç, dört şahit esas alınmaktadır.

Mütevatir Haber: Bir hadise ya da vakıa üzerinde birden çok insanın, o hadise ya da vakıanın  olduğuna dair şahitlikte bulunması demektir. Hadis ilminde ise Peygamber Efendimizin (asm) mucize ya da hadisini en az üç sahabenin bir sonraki nesle nakletmesi demektir. Fıkıhta, içinde yalan ihtimali olmayan ve bir cemâate dayanan kuvvetli haber, ferdî olmayıp cemaate ait olan sağlam haber manasına geliyor.

Tevatür, hadis ilminde, bir hadisin senet noktasından en sağlam ve güvenilir bir derecede olmasına denir. Bunun hadis ilminde bir çok mertebe ve dereceleri vardır. Üstad Hazretleri burada bu derecelere işaret ediyor.

Manevi tevatür, olaya şahitlik edenlerin bir kısmının rivayetini diğer bir kısmının susmak yolu ile teyit etmelerine deniyor. Mesela, Peygamber Efendimiz (asm)'in bir mucizesine yüz kişi şahit oldu. Bu şahit olanlardan on tanesi bu mucizeyi, şahit olmayanlara nakledip rivayet ediyor. Diğer doksan kişi ise bu nakledilişe itiraz etmeyip, sükut ediyor. İşte bu sükut o on kişiyi manen onaylamak ve desteklemek demektir. Şayet bu on kişi vakıaya zıt bir şey ilave etseler, diğer doksan kişi sükut etmeyip itiraz edecekler. Bu rivayet ve nakil zahirde on kişi olsa bile, manen yüz kişilik bir rivayet ve nakil kuvvetindedir ki, bu tevatüre muzaaf tevatür nazarı ile bakabiliriz.

Burada nakil, nesiller arasında değil, aynı dönem içinde farklı insanlara aktarılma şeklindedir. Mesela Hazreti Ali (ra) bir çok kimsenin de bulunduğu  bir mucizeyi aynı dönemde şahit olmayan diğer sahabelere naklediyor ve o birçok kimse buna itiraz etmiyor. Ve bu mucize sahabeler arasında şöhret kazanıyor. Sahabe devrinde mucize şöhret bulduktan sonra, sahabelerden herhangi birisi, tabiine naklederken, o kuvvet ile naklediyor. Yoksa sahabeden birisi tabiine bir mucizeyi naklederken, yanında yüz sahabeyi de zahiri şahit olarak bulundurması gerekmiyor, zaten manen o yüz sahabenin onayını arkasında bilerek naklediyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...