Block title
Block content

"Bunun için dünya, kâfire cennet (yani âhirete nisbeten), mü’mine cehennemdir (yani saadet-i ebediyesine nisbeten) -yoksa, dünyada dahi mü’min yüz derece ziyade mesuttur- denilmiştir." Saadet, mutluluk, konfor açısından izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Dünya hayatı hakkında Allah Resulü (asm) şöyle buyururlar: “Dünyada rahat yoktur.”(1)

Bu genel bir kaidedir. Dünya rahat yeri değil, çalışma, yorulma yeridir. “Dünya ahiretin tarlasıdır.”(2) hadis-i şerifi de aynı manayı ders verir:  Tarlada rahat yoktur.

Daima huzur içinde ve sıhhatli yaşayan, ne kendisi ne sevdikleri hiçbir dert çekmeyen, yorulmayan, ihtiyarlamayan bir insan düşünülemez. O halde dünyanın yapısında rahat yoktur. Bu bütün insanlar için böyledir; mümin kâfir farkı yoktur.

Bununla birlikte, dünya nimetlerinden istifade ederek bir derece refah içinde yaşayan bir kâfirin bu hali,  ahirette çekeceği ebedî azapla mukayese edildiğinde bir cennet gibi görünür.

Müminin bu dünyada çektiği  sıkıntılar ise, cennetteki ebedî saadetine nispetle cehennem gibi olur.

Dipnotlar:

(1) bk. A. ibn Hanbel, Zühd, s. 128.
(2) bk. Aclûnî, Keşfu'l-Hafa, 1/412.

***

Mutluluğun aksamı çoktur. Tensel mutluluk, tinsel / manevi mutluluk, kalbi mutluluk, vicdani mutluluk vesaire, bunlara örnek olarak gösterilebilir. Batı medeniyeti belki tensel mutluluk konusunda ileri bir seviyede olabilir, ama aynı başarıyı diğer mutluluk aksamlarında gösterdiği söylenemez. Bu yüzden mutluluğu tek bir aksam olarak değerlendirip, sonra onun üzerinde tartışmak sağlıklı bir yaklaşım tarzı değildir.

Batı medeniyeti Afrika ve geri kalmış ülkelerin elindeki kuru ekmeğe varana kadar sömürüp, sonra jakuzili ultra lüks daire ve villalarında tensel bir mutluluğu yakalamış olabilir. Ama insan hayvan gibi sadece tenden ibaret değildir. İnsanın cesedi rahat ve konfor içinde iken ruhu ve kalbi azap ve acı içinde olabilir. Gerçek mutluluk insanın kalbi, ruhi ve vicdani itminana ermesi ile mümkündür.

Batı medeniyetinde insanlar çok konforlu ve zengin bir hayata sahip olmalarına rağmen, manevi ve insani değerler açısında bir o kadar vahşi ve mutsuzdur. İntiharın en çok gelişmiş ülkelerde görülmesi bu iddiamıza bir karinedir.

Bizim bu düşüncelerimizden hareketle, tensel mutluluk ve gelişmişliği reddediyoruz gibi bir hükme varılmamalıdır.

Allah’ın iki türlü şeriatı vardır:

Birisi, kelam sıfatından gelen İslam şeriatıdır ki, bu şeriat insanların içtimai ve siyasi alanlarını tanzim ve tedbir etmek için Kitap ve peygamberler vasıtası ile gönderilmiştir. Yani insanların ibadet ve içtimai hukuk sistemini düzenler. Bu şeriatı terk eden ebedi saadeti kaybeder ve uhrevi hayatta perişan olur.

Diğeri ise, kudret sıfatından gelen kainatta vaz edilmiş olan adetullah şeriatıdır. Bu şeriat  kainatta konulmuş olan bütün kanunların toplamına denir. Mesela, suyun kaldırma kanunu, yerin çekim kuvveti, soğuğun üşütmesi, sıcağın yakması, kuvvetin üstünlüğü, çalışmanın başarı getirmesi, tembelliğin başarısızlık ve fakirlik getirmesi, demirin işlenebilirlik vaziyeti gibi saymakla bitmeyecek kanunları vardır bu şeriatın. Bu şeriatı terk eden dünya hayatında perişan olur ve sürekli ezilmeye mahkum olur.

Mesela, ateşe elini sokarsan yanarsın, soğuğa tedbirli çıkmaz isen hasta olursun, çalışmaz isen fakir kalırsın, burada Müslüman ve kafir ayırımı yoktur. Kim bu şeriata uyar ise dünyada rahat eder, kim uymaz ise dünyada perişan olur. Allah böyle bir yasa böyle bir şeriat koymuş, her insan bu şeriata uymak ile mükelleftir.

Şimdi hem dünyada hem de ebedi alemde rahat edip perişan olmak istemiyor isek, her iki şeriata de ittiba etmek zorundayız. İslam şeriatını alıp kevni şeriatı terk eder isek, bu dünyada perişan, saadeti ebediyede ne olacağımız meçhul olur. Zira dünya olmadan ahiret hayatını yaşamak çok zordur. İnsanın bir geçimi ve dünyalığı olmaz ise, çoğu ibadetleri yapmak zor hale gelir. Mesela hac, zekat, cihat, tebliğ bunlar hep maddi kuvvete bakar, maddi kuvvetin olmadı mı bunları yapmak imkansızdır. Maddi kuvvetin olması da ancak Allah’ın kevni şeriatına uymak ile mümkündür. Öyle ise, dünya hayatını asıl maksat ve gaye yapmadan dünya hayatını ebedi saadete dirsek ve vasıta yapmak gayesi ile dünyaya dört el ile sarılmamız gerekir.

Sadece kevni şeriatı alıp İslam şeriatını terk eder isek, bu sefer de dünyada geçici ve yalancı bir rahatlık yaşar, ebedi alemde ebedi bir perişaniyet yaşarız. Öyle ise, her iki alemde rahat edip perişan olmamak için her iki şeriata da uymak zorundayız.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...