Block title
Block content

Bütün dinlerde haşir akidesinin olduğu biliniyor. Diğer suhuflarda ve kitaplarda ise meselenin muhtasar ve perdeli olduğu, Kur'an-ı Kerim’de ise, tafsilatlı ve izahlı olarak nazara verilmesinin hikmetleri hususunda neler söylenebilir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

O dönemlerde izah ve ispatın yapacağı görevi, sanki, mucizeler üslenmiş gibidir. Kitap ve suhuf sahibi peygamberler (as.) insanlara öncelikle imanın altı rüknüne inanmalarını tebliğ etmişler, daha sonra Allah’ın razı olduğu bir kul olabilmenin esaslarını anlatmışlardır. Ancak Nur Müellifinin çok güzel ifade ettiği gibi:

“Eski zaman peygamberleri ümmetlerine Kur'an gibi izahat vermediklerinin sebebi, o devirler beşerin bedeviyet ve tufuliyet devri olmasıdır. İbtidaî derslerde izah az olur.” (Şualar, On Birinci Şua, Yedinci Mesele)

Bunun için,  o eski dönemlerde gönderilen peygamberler, tebliğ ettikleri hakikatleri detaylarıyla izah ve ispat etmek yerine, insanların bu hakikatlere inanmalarını kolaylaştırmak üzere Cenâb-ı Hakk’ın ihsanıyla mucizeler göstermişlerdir. Fakat, batıl itikatlarla yahut zulüm ve sefahatle ruhları kararan, kalpleri bozulan insanlar, bu mucizelere bile sihir demişler ve peygamberleri tanımamışlardır.

Fikren bu derece geri kalmış insanlara fazla izah yapmamak da hikmetin gereğidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...