“Bütün eşya, bütün ahvaliyle vücuda gelmeden ... ölmüş odunlarda, kemal-i intizam ile muhafaza ettiğini nazar-ı şuhuda gösteriyoruz.“ Vücudundan evvel ve sonra“ tabirinin özellikle tercih edilmesinin hikmeti nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Bütün eşya, bütün ahvaliyle vücuda gelmeden ve geldikten sonra ve gittikten sonra yazılıdır ve yazılır ve yazılıyor, demek olan hakikat-ı âliyesine kanaat getirmek için Nakkaş-ı Zülcelal, rûy-i zeminin sahifesinde, her mevsimde, bahusus baharda değiştirdiği nihayetsiz muntazam mahlukatın fihriste-i vücudlarını, tarihçe-i hayatlarını, desatir-i hareketlerini; çekirdeklerinde, tohumlarında, köklerinde manevî bir surette derc ve muhafaza ettiğini ve zevalden sonra semerelerinde aynen kalem-i kaderiyle, manevî bir tarzda basit tohumcuklarında yazdığını, hattâ her geçici baharda, yaş-kuru ne varsa, mahdud zerrecikler ve kemikler hükmünde olan tohumlarda, ölmüş odunlarda, kemal-i intizam ile muhafaza ettiğini nazar-ı şuhuda gösteriyoruz.“

Bu paragrafla ilgili sorularımız:

a. Bütün eşyanın bütün ahvaliyle yazılıp muhafaza edildiği vurgulanıyor. Bütün eşyadan maksat nedir? Çünkü paragrafın aşağısında örnek olarak canlılar nazara veriliyor. Bütün eşyadan maksat, acaba sadece canlılar mıdır?

b. “Vücudundan evvel ve sonra“ tabirinin özellikle tercih edilmesinin hikmeti nedir?

c. Nakkaş-ı Zülcelâl’in değiştirdiği mahlukatın “fihriste-i vücutlarının, tarihçe-i hayatlarının ve desatir-i hareketlerinin çekirdeklerinde, tohumlarında ve köklerinde muhafaza edildiği” anlatılmaktadır. Bu muhafaza nasıl olmaktadır? Fihriste-i vücut, tarihçe-i hayat ve desatir-i hareket tabirlerinden kastedilenler nedir?

AÇIKLAMALAR:

a. Canlı olsun cansız olsun bütün varlık âlemi, daha yaratılmadan bütün halleri, özellikleri, şekilleri ve vazifeleriyle Allah’ın ezelî ilminde takdir edilmişlerdir. Güneşte Nur ismini, direksiz duran semada Kadir ve Kayyum isimlerini, canlılarda Muhyi ve Mümit isimlerini tecelli ettiren Allah, bu ilim ve hıfzını da Levh-i Mahfuz'da tecelli ettirmiş, onda yazmıştır. Cümlenin başında bu gerçek dile getirilmiş, devamında ise buna delil olmak üzere canlılardaki hıfz ve muhafazalara dikkat çekilmiştir.

Canlıların bütün özelliklerini çekirdeklerinde, yumurtalarında, nutfelerinde hıfz eden bir ezelî ilim, elbette bu varlık âleminin de geçirdiği bütün safhaları ve bundan sonra geçireceği devreleri ve onlarda vuku bulacak hadiseleri Levh-i Mahfuz'da kaydetmiş ve onu Hafîz ismine en büyük bir ayna, bir tecelligâh kılmıştır.

“Kader, ilmin bir nevidir ki, herşeyin manevî ve mahsus kalıbı hükmünde bir mikdar tayin eder. Ve o mikdar-ı kaderî, o şey'in vücuduna bir plân, bir model hükmüne geçer. Kudret icad ettiği vakit; gayet sühuletle o kaderî mikdar üstünde icad eder. Eğer o şey muhit ve hadsiz ve ezelî bir ilmin sahibi olan Kadîr-i Zülcelal'e verilmezse; -sâbıkan geçtiği gibi- binler müşkilât değil, belki yüz muhalat ortaya düşer. Çünki o mikdar-ı kaderî ve mikdar-ı ilmî olmazsa; binler haricî ve maddî kalıplar, küçücük bir hayvanın cesedinde istimal edilmek lâzım gelir.” (Lem’alar, Yirmi Üçüncü Lem’a)

b. Bu tabirler Allah’ın Kıdem ve Beka sıfatlarına, Evvel ve Ahir isimlerine bakmaktadır. Burada bize verilen ders ise, bütün âlemi daha yaratılmazdan önce bütün ahvaliyle planlayan, takdir eden, onun geçirdiği bütün safhaları Levh-i Mahfuz'da kaydeden Allah, bir gün gelecek bu âlemin varlığına son verecek ve onda ahiret hesabına işlenen hayırlı ve şerli işlerin hesabı mutlaka görülecektir.

Bu kâinat ağacının evveli ve ahiri olduğu gibi, insanın da bir evveli ve ahiri vardır. Onun bir ömür boyu işlediği sevaplar ve günahlar kaydedilmiş olup, yer altına atılan bir çekirdeğin orada sümbül vermeye başlaması gibi, insanın da ölümüyle birlikte amellerinin ilk sorgusu yapılacak, ilk mükâfat ve ilk cezalar kabir âleminde verilecektir. Çekirdeğin yeryüzüne çıkıp orada dal budak salması gibi, insan da yeniden diriliş hadisesiyle mahşer meydanına çıkacak ve amellerinin bütün teferruatının hesabını o âlemde verecektir.

c. Bu ifadeler genetik ilminin bir özeti gibidir. Canlıların bütün özellikleri tohumlarında genler halinde yazılıdır. O şifrede, ne şekiller vardır, ne rakamlar. Ama genlerin dizilişine göre şekiller de, organların sayıları da, yerleri de tayin edilmektedir. İlâhî takdirin bu mucize tecellisi bütün akılları hayrette bırakmaktadır.

Üstat Hazretleri genlerdeki bu mucize dizilişi “manevî kader kalemiyle yazma” şeklinde ifade etmektedir.

Paragrafta geçen “fihriste-i vücut”, “tarihçe-i hayat” ve “desatir-i hareket” ifadeleri arasında az da olsa bir nüans farkı vardır. Şöyle ki, “fihriste-i vücut” ifadesinde, o çekirdekten çıkacak varlık bir kitaba benzetilmiş, kitabın “içindekiler” bölümü gibi, onda yer alan konuların özet olarak çekirdekte de bulunduğu nazara verilmiştir. Ağacın büyüklüğü, dallarının sayısı, yapraklarının şekilleri ve renkleri özet olarak çekirdekte yazılıdır.

“Tarihçe-i hayat” ifadesi ise o tohumun hayatının bütün safhalarıyla yazıldığını ifade eder. Ne zamana kadar büyüyeceği, hangi safhada çiçek açacağı, meyve vereceği gibi hususlar o tohumda yazılmakla, o tohum, bitkinin tarihçe-i hayatını bünyesinde şifreler halinde taşımış olmaktadır.

“Desatir-i hareket” ifadesi de yine o çekirdeğe şifreler halinde konulan kanunları hatırlatmakla birlikte, o çekirdeğin mahiyetine yerleştirilen istidadı da hatırlatmaktadır. Yani, o çekirdek hangi tip toprakta, ne kadar derinlikte, hangi mevsimde, kaç derece ısıda, ne kadar su ile sümbül verecekse, bütün bunlar da o çekirdekte sanki manen yazılı gibidir. Zira bunlara riayet edilmediği takdirde sonuç alınamamaktadır.

Bu üç ifadeden birincisini, vücut öncesi, ikincisi vücuttan sonra, üçüncüsü ise hazır zaman için de düşünebiliriz.

“Çekirdekteki nakş-ı kader olan manevî ağaç, bağdaki nesc-i kudret olan mücessem ağaçtan daha aciptir.” (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam)

“İsm-i Evvel ile işaret edildiği gibi: Herbir meyvedar ağacın menşe-i aslîsi olan çekirdek öyle bir sandukçadır ki, o ağacın proğramını ve fihristesini ve plânını.. ve öyle bir tezgahtır ki, onun cihazatını ve levazımatını ve teşkilatını.. ve öyle bir makinedir ki, onun ibtidadaki incecik vâridatını ve latifane masarıfını ve tanzimatını taşıyor.” (Şuâlar, İkinci Şuâ, Üçüncü Makam)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...